ARAMA SAYFASI

Duha: Sessizliğin Kalbi

Duha: Sessizliğin Kalbi

Bir insan “Duhâ”yı nasıl okur? Hem sadece insan mı okur Duhâ’yı? Mesela susuzluktan kurumuş bir çiçek de okumaz mı Duhâ’yı…

 

Bir insan “Duhâ”yı nasıl okur? Hem sadece insan mı okur Duhâ’yı? 

Mesela susuzluktan kurumuş bir çiçek de okumaz mı Duhâ’yı… “Rabbim beni terk mi etti yoksa?” diye üşümez mi? “Rabbim bana küstü belki de…” diye çaresizce sızlanmaz mı?

İşte o an gelir “ve Duhâ” iner yüreğimize. O an, işte o an, içimizde serin bir nehir olarak sessizce akıp durmakta olan vahiy, içimizde açılan bu kırıklıkla, yeni bir akış bulur kendine. İçimizde açılan uçuruma inmeye başlar. Çağlayanlaşır… Köpük köpük ümit olur soluşumuza. Serince göllenir gönlümüzün kurak toprağında. Susarız ki konuşsun ayet… Susarız ki, susamışın “su!” demesi gibi çağıldasın içimiz(d)e ayetin sesi… 

Der ki solmuş bir çiçeğe… “Rabbin seni terk etmedi…”

Der ki baharı bekleyen ağaca: “Rabbin sana küsmedi…”

Duyurur ki günahından ötürü utanmış bir mücrime: “Rabbin seni terk etmedi, sana küsmedi de…”

Gönlüne ferah bir meltem diye dokunur “bu benim başıma niye geldi?” diye sitem eden ağır hastanın: “Bundan sonran bundan öncekinden daha hayırlı olacak…”

Duyar ki “affedilmedim mi yoksa!” diye inleyen samimi tövbekâr: “Rabbin sana istediğini verecek, sen de memnun olacaksın!”

“Ama nasıl olur?” diye soran bir yanımız olur yine de… Şahit gösterir Yaratıcı: Gün doğumunu şahit gösterir. “Koyulaşmış gece”yi şahit tutar verdiği söze. Yemin eder. Oysa Onun kendine inandırmaya ihtiyacı yok. Koyu geceden sonra günışığı gelmedi mi? Kışlardan sonra tebessüm etmedi mi bahar?

Bizim, evet, bizim Ona inanmaya ihtiyacımız var. İhtiyacımızı da bilir ve tanıklığa çağırır kopkoyu geceden sonra gelen pırıl pırıl şafağı.