139 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Kar Sürpriz Yapar

Ocak 2014, 445 132 Görüntülenme Eklenme Tarih: 03 Nisan 2020 20:44 Selim Gündüzalp

 

Hasretle beklenen bir misafir gibi.

Bir gün ansızın çıkagelir.

Gelmez... Gönderilir...

Kar sürpriz yapar.

Beyaz, bembeyaz elbisesiyle… 

“Her bir kar tanesine nezaret eden bir melek var.”

Meleklerin nezaretinde… Çok uzak diyarlardan gelir dünyamıza iner usul usul... 

Kar dünyayı özler, dünya da onu. Bu hasret yakışır birbirine. Özleyenler sonunda kavuşurlar.

Bir anda her yer baştan aşağıya beyaza bürünür. Dünyamızda her şey, her ev, her eşya ondan nasibini alır. 

Hangi servet, hangi gayret yeterdi dünyayı bu renge boyamaya? Dünyanın hazineleri bir araya gelse de, yine yetmezdi buna. “El-Hak” öyledir de. Seçilen şu renge bir bakın. Renklerin en asili, en temizi. Bu da düşündürmeli bizi.

Zevkler ve renkler tartışılmaz derler ya, Allah’ın seçtiği renk ise, tartışmasız en güzelidir.

Ağaçlar, tarlalar, evlerin çatıları… Bir de minareler… Beyaz renk onlara ne de güzel yakışıyor. Kim bu rengi seçer? Bu güzelliği kim bize armağan edip gönderir? Hem de tane tane, bu karları kim indirir? Kim? Her biri dantel dantel işlenmiş o zarif taneleri, birbirine çarptırmadan, üst üste bindirmeden kim indirir? Ve tam mevsiminde, tam vaktinde bu misafiri dünyamıza kim gönderir?

Bunun cevabını en önce çocuklar bilir, o meraklı minikler bilir. Ondandır ki, çocuklar Allah’ı çok sever. Allah da bu en güzel hediyelerini onlar sevinsinler diye bu mevsimde onlar için gönderir. Mavi göklerden o bembeyaz çiçekleri onlar için indirir. Yeryüzünün yeşil baharından önce, onları bembeyaz bir baharla sevindirir...

Birbirine benzemez hiçbirisi. Kıymetini bilenler için bir mektuptur her kar tanesi.

Çocuklar yüzü suyu hürmetine, soğuk bir günde sımsıcak bir güzellik yaşatır Rabbim.

Çok şükür, bu eşsiz mucizeyi çocuklar bir meteoroloji olayı olarak görmezler. Allah’tan bir armağan bilirler. Doya doya oynarlar, sevinirler. Karın tadını çıkarıp hakkını verirler.

Allah’ın o sonsuz rahmeti her şeyi kuşattığı gibi, beyaz tanecikler de her yeri kaplar. Ki biz buna hiç layık olmasak da. Aramızda bu nimete layık olanların hürmetine, karlar göklerden melekler nezaretinde iner. Seyrine doyum olmaz bu manzaranın. Gelişi bir başka, gidişi bir başka güzeldir. Her kar tanesi düşeceği yeri bilircesine usul usul gelir ve gönderilir.

Elindeki adrese rağmen, postacının bile şaşırdığı olur. Karların nereye, ne zaman ineceği bellidir. Adresi hiç bir zaman şaşırmazlar. Hem de onca uzak mesafelerden gelmelerine rağmen. Ve öyle bir yere gelip konarlar ki; işte tam ordaki manzara, dünyada hiçbir gözün görmediği bir güzellik olarak görünür gören gözlere. 

Allah’ın ilminde, iradesinde ve kudretinde olan her şey, böyle yerli yerindedir dünyada. Ne güneş, ne gün, ne de gece, vaktini hiç şaşırmaz. Ne baharlar, ne de karlar, geleceği mevsimi hiç şaşırmazlar. En dakik hesaplar içinde gelirler; bir müddet gözlere görünüp giderler. Bir kayıp söz konusu değil, üzülecek bir şey yoktur. Her şey Allah’ın ilmi dâhilindedir. Vakti geldiğinde tekrar gönderilirler. Bir misafir edasıyla sürpriz yapıp gelirler ve gönlümüzü fethedip giderler. Hikmetini ve kıymetini bilen, düşünüp tefekkür eden, bu nimeti de Rabbinden bilenler kazanır. 

En başta da çocuklar… Bu mevsimde en kazançlı onlar çıkar. Seslerin sustuğu gece vakti, o neşeli çocuk sesleri her yeri kaplar. Bu sesler; Allah’ın bu eşsiz nimetinden duyulan memnuniyetin bir ifadesidir. Soğuktan üşüse de yüzleri, titrese de elleri… Nimet şükür görürse artar, eksilmez. O çocuk fıtratı sanki bunu bilircesine, şükrünü en yüksek perdeden yapar Rabbine. Karlar her sene aynı güzellikte yağar, aynı mesajı indirir göklerden. Alan alır, kalan kalır. 

Hazır olmalı insan sürprizlere, Allah’ın bu eşsiz nimeti olan hediyelere… 

Kar sürpriz yapar. 

Aslında her şey böyledir dünyamızda. En başta hayatın kendisi en büyük bir mucizedir. Ama alışmışızdır ülfetle yaşamaya. Vaktimiz yoktur incelikleri görüp düşünmeye. Ne zaman bir bulut perde olursa önüne, ancak o zaman fark ederiz gökteki güneşi. Bir nimet ki, Allah’tan geldiği bilindi mi, kat be kat nimet olur. Nimetin gerçek değeri, o nimeti Allah’ın gönderdiğini bilmekle anlaşılır. O zaman gözlerin önündeki perdeler açılır. O nimeti Allah’tan bilmenin şükrüyle ve neşesiyle içimiz donanır. Tıpkı her yerin bir anda beyaza boyandığı gibi, içimiz de şükrün en hasıyla donanır. 

Kar sürpriz yapar. Aslında her mevsim sürprizlerle doludur. Görene, bilene, hissedene… Allah kullarını sevindirmeyi sever. O Rahman’dır, rahmeti sonsuzdur. Yarattığı her eserdeki güzellik, Ondandır. Tel tel işlenmiş her sanat eseri bunun şahididir. Ne zerresinde, ne yıldızında tesadüfün zerresi yoktur. Sinek kanadından tut, tâ semavat kandillerine kadar her yer o Rahman’ın âyetleriyle doludur. Onun içindir ki, bu dünyada güzellik namına ne varsa hepsi Ondandır, gelen her nimet Rahman’dandır. 

Ey nefsim! Sen bunu ne kıştan bil ne kardan.

Herbir güzelliğin kaynağı,Yaratan’dan. 

Her kar tanesinde şükre sebep olacak bin bir hikmet var. Toprakta, çekirdeğin rızkıdır o. Köklerin can suyudur. Kim bilir bunu, Allah’tan başka kim bilir? Baharda açan her çiçek, bir kar tanesinin sesidir, belki de nefesidir. Kim bilir, Allah’tan başka bunu kim bilir? Güzelliğin son halkası, insanın dilinde gizlidir. Şükründe, namazında niyazında gizlidir. Şükürle tamamlandı mı bu daire, yaratılışın asıl gayesi de çıkar orta yere. İşte bu pencereden bakabilen her ruh, her iman sahibi, “Allahuekber” der. Kâinatın tesbihini, kendi diline dolayıp Allah’ı zikreder.

Rabbimiz her şeyi insana göre ayarlamış bu dünyada. Güneş yazın çok yakmayacak, kışın ise çok dondurmayacak bir yerde tutulur. Bütün bunlar Allah’ın izniyle olur. Onun ilmiyle, inayetiyle olur. Yoksa ne güneş bizi tanır, ne kar, ne de bahar... Gönderen Allah oldu mu, işte her şey vazifesini böyle dikkatle yapar. Düzenin, ilmin olduğu yerde, tabiata, tesadüfe yer yoktur. Allah’ın dünyasında başka ellere yer yoktur. Birlik varken ikiliğe yer yoktur.

Kar sürpriz yapar. En temiz, en güzel şekilde gelir, gönderilir. Tam vaktinde... Yazın başında değil mesela, kışın ortasında gelir. Hem de en faydalı ve en sanatlı şekliyle. O rengiyle, şekliyle gelişiyle ve hasılı her şeyiyle mucizedir. İçtiği her yudum suda şükür için başını kaldırıp göklere bakan kuşlar gibi, çocuklar da o masum yüzleriyle göklere doğru çevirirler bakışlarını.

Rabbimiz sevindirir bizleri. Bazen baharla, bazen karla. Karlar, meleklerin nezaretinde inmeye başladığında, her yer sessizliğe bürünür. Bu muhteşem mûsıki duyulsun diye, bu zikir işitilsin diye... Tüm kâinat orkestrası, buna ayarlı ve duyarlıdır âdeta. Sessizliğin sesini dinlemek için, beyazı yeni baştan görmek için… Ve birden bir ses yükselir sokaklardan. Çocukların şükür çığlıklarıdır bu sesler. Belki de kar tanelerinin zikridir bu sesler. 

Kar sürpriz yapar. Balya balya değil, tane tane gelir, yani gönderilir. Odalarından dışarıya çıkamayanlara bile cesaret verir. O beyaz misafiri son bir defa daha seyretmek için… Gözlerin göz olduğu, dillerin dil olduğu an, bu andır. Kalpten gelen cümle sesler ve cümle sevinçler tam o sırada şükür kervanına katılır...

Mutluluğun formülünü arayanlar var aramızda. Onlara bir adres verelim. Çocukların yüzlerine bir baksınlar kar yağarken. Onların mutluluktan uçtuklarını görecekler. Mutluluğun formülünü ilaçlarda ya da laboratuarda arayanlara duyurulur: O formül hayattadır; bazen bahardadır, bazen kardadır, hayatın içinde, çocukların ışıldayan yüzlerinde...

Bu mânâyı bu mevsimde bir defa daha yaşatır bize Rabbimiz (cc). 

Allah’ım, bize yaşattığın bu sayısız güzellikler için, şükürler olsun… 

Kar sürpriz yapar. 

Bunu bir çocuklar anlar, bir de bu mevsimi hasretle bekleyenler… 

Az kalsan da, hatırın çoktur üstümüzde ey meleklerin eliyle gönderilen, indirilen güzellikler... Dünyamızı yeniden beyaza boyadınız, temizlediniz. Günahların üzerini, örtemediğimiz nice çirkinliğin üzerini siz güzelce örttünüz.

Rabbim, karlara, bahara, çocuklara ve ihtiyarlara şu güzel mevsimin tadını şükürle çıkarsınlar diye rahmetini yaydın üzerimize. Dualarımızı, niyazlarımızı gönderdiğin bu güzel nimetin rengi gibi, en beyaz, en temiz bir şekilde kabul eyle yâ Rab…

 

 


Ocak 2014, 445 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »