ARAMA SAYFASI

Dünya Hayatının Gerçek Anlamı Nedir?

Allah (cc), biz insanları bayağı bir iş için bu dünyaya göndermemiştir.

 

İnsan denilince ruh hatıra gelmekte, beden ise ruhun elbisesi veya eli mesabesinde kalmaktadır. Nasıl ki, biz kendi işimizle uğraşırken elimizi düşünmüyor ve onun her köşesiyle alâkadar olmuyoruz; aynı şekilde bedenimizin de bütün faaliyetleriyle zihnen alâkadar olmuyoruz. Mesela insan yürürken, otururken veya çalışırken mutlaka bir şeyler düşünür; fakat o anda bedeninden habersizdir.

Bu hâle göre, bizim için en önde gelen mesele, ruhen gelişip terakki etmek ve ruhumuzu lâyık olduğu kemâlata yöneltmektir. Nitekim büyük insan denilince de, ruhen gelişmiş ve kemâle ermiş kimse anlaşılır. Yoksa bedenen büyük kimseye büyük insan denilmez. Bir insan, apartmanına kat ilâve etmekle kendisi yükselmediği gibi, bedenen ve maddeten ilerleme de insanı geliştirip, terakki ettirip olgunlaştırmaz. Sadece evde oturmak veya evin ihtiyaçlarını görmek bir kimsenin gerçek vazifesi olamayacağı gibi, bedeni beslemek ve onun ihtiyaçlarını görmek de ruhun esas gayesi olamaz.

Bir kimse, bu daireyi aşamadığı müddetçe, hangi dünyevî makamda ve mertebede bulunursa bulunsun, dar bir dairede boğulmuş ve büyümemiş demektir.

Bir ağaç dahi, sadece kendini beslemekle kalmayıp başkalarını da beslemek için dışarıya doğru dalların elleriyle meyveler uzatıyor ve bu meyvelerle kıymet kazanıyor. Elbette ki bir insan da, ancak kendi ihtiyaç dairesinin dışına taştığı ve başta iman ve ibadet olmak üzere, ilim, erdem, lütuf ve ihsanlarla dolduğu takdirde kıymet kazanacaktır.

Konuyu biraz daha açıklığa kavuşturmak maksadıyla bir örnek verelim:

Bir insanın bir kamyonu olduğunu ve bununla kum taşıdığını farz edin. Bu kamyonun aylık kazancı ancak kendi yakıt parasını ve boya, tamir vs. gibi masraflarını karşılayıp hiçbir kâr bırakmasa, o insan bu kamyonu sizce kaç ay çalıştırır? Bir kamyon dahi kazanç itibariyle kendi masrafını aşamadığı takdirde kıymetten düşüp faaliyetten men edilirse, bazıları hangi akılla bu dünyaya gelişimizin gayesini sadece bedenini mutlu etmek olarak düşünmektedir?

Elbette ki her yarattığını nice anlamlarla var eden Hâlık-ı Hakîm (cc.), biz insanları böyle cüz’î ve bayağı bir iş için bu dünyaya göndermemiştir. İnsanın yaratılış gayesi ancak ve ancak Allah’a anlayışlı bir muhatap olmak ve O’na iman ve itaat etmek gibi yüce maksatlar olabilir. Çünkü maddesi itibarı ile şu koca dünyayla beslenen, diğer bir ifadeyle, masrafı şu kâinat olan insanlar açıkça görülüyor ki, bu dünyaya maddî bir gaye için gönderilmemişlerdir. Bir öğrenciden okulda beklenen şeyin maddi değil manevi, yani ilim ve sanatta ilerleme olması gibi…

Demek ki insandan beklenen asıl şey de maddî değil, manevî olacaktır. Bunlar ise, Hâlık-ı Külli Şey’e iman, Allah’ın kâinattaki sanat mucizeleri olan eserlerini tefekkür ve onları anlamak, incelikleri üzerinde düşünmek, Rabbimizin ihsan ve lütuflarına karşı şükürle karşılıkta bulunmak gibi yüksek hakikatlerden başka ne olabilir?