TR EN

Dil Seçin

Ara

Çağın Fatihlerini Nasıl Yetiştireceğiz?

Fetih ruhuna, çağını fethedecek yeni Fatihlere muhtaç olduğumuz ayrı bir vakıadır.

 

İstanbul’un fethinin, tarihin gidişatını tayin eden büyük hadiselerden biri olduğuna şüphe yoktur. Üzerinden asırlar geçmesine rağmen sonuçları ve tesirleri hâlâ devam ediyor, önemini hâlâ koruyor.

Fetih ruhuna, çağını fethedecek yeni Fatihlere muhtaç olduğumuz da ayrı bir vakıadır. Fetih ruhunu hakkıyla anlamaya ve idrak etmeye hâlâ ihtiyacımız var. Fatih’in o muazzam imanını, ihlâs ve azmini günümüz insanına, özellikle gençliğe aşılamamız; Fatih gibi yüksek iman, terbiye, ideal, ufuk, vizyon ve gaye sahibi kılmamız gerekmektedir.

Bu yazımda, Fatih’in, tarihe derin iz bırakan büyük fethe nasıl tuğrasını vurduğunu, onu Fatih yapan hasletleri ve davasının çağın Fatihlerine ne anlamda örnek olabileceğini incelemeye gayret edeceğim.

Sultan Mehmed, kutlu fethi gerçekleştirebilmesi için ruhî, dinî, zihnî ve ilmî bakımlardan mükemmel bir şekilde terbiye edilmişti. Babası Sultan Murad, şehzadesinin eğitimini çok önemsemişti.

Devrin zirve âlimlerinden dinî ve fennî ilimleri, akademik seviyede tahsil etti. Kendisine danışmanlık yapan ünlü hocalar şunlardı: Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Hocazade, Hızır Bey Çelebi, Ali Tûsî, Molla Zîrek, Sinan Paşa, Molla Lütfi, Fahreddin-i Acemî, Hoca Hayreddin. Böyle hocaların rahle-i tedrisinde yetişen bir şehzadenin, Allah’ın inayetiyle, “Fatih olmaması” imkânsızdı.

Bunlardan tahsil ettiği ilim, irfan ve feyiz sayesinde, daha 21 yaşında toplar döktürüp hisarlar inşa ettirecek kadar balistik, askerlik ve mimarlık bilgisine sahip oldu. Osmanlı’yı, cihan devleti mevkiine yükseltecek seviyede birikim ve tecrübeye; tarihteki büyük hadiseler, liderler ve komutanların hayatlarından dersler çıkartacak kadar derin bir tarih bilgisi ve şuuruna erişmişti.

Malum olduğu üzere Şehzade Mehmed’in büyük hocalarının başında Akşemseddin geliyordu. Şehzadeyi “Fatih” yapan ve fethin “manevi fatihi” oydu. Fatih Sultan Mehmed de büyük fethi gerçekleştirdiğinde hiç tereddüt etmeden en büyük payı Akşemseddin, Molla Gürani gibi hocalarına verdi: “Hocalarım, bu şehrin manevi fatihleridir. Ben onlar sayesinde fethi başardım.”

Fetihten duyduğu sevinci ifade ederken dile getirdiği şu sözle de hocalarının önünde saygıyla eğilmesini bildi: “Bu sevinç ki bende görürsünüz, yalnız bu kalenin fethine değildir. Akşemseddin gibi saygın bir bilginin benim zamanımda olduğuna sevinirim!”

Fatih’in, zafer sırrını, büyük fethi nasıl gerçekleştirdiğini anlamak için iman, ihlâs, azim ve kararlılığına bakmak yeterlidir. Halis bir iman, azim ve niyete sahip olduğunu şu çerçevelik sözleriyle ortaya koymuştu:

“Cenabı Hakk’ın yardımı ve Peygamberimizin imdadı ile beldeyi düşman elinden alacağız! Belki itimadım, sadece Hakk’ın lütfuna ve inayetinedir; asıl gayem de İslam’ın şiarlarını izhardır. Bir aciz kul, halis niyetle Allah’ın lütuf hazinesinden hayır istemek için dergâhına yönelse, onu umutsuz bırakmaz. Bir şeye Allah’ın iradesi alâkadar olursa bütün kâinat aksine çalışsa geri döndüremez. Eğer o kalenin benim elimle fethedilmesi mukadder olmuş ise, burç ve kale duvarı taştan topraktan değil de demirden olmuş olsa, mum gibi eriyip yumuşak eylerim!”

Bizanslı tarihçi Dukas, ondaki yüksek azim, kararlılık, gaye ve şuuru, şu klasikleşmiş ifadelerle kaleme almıştı: “Padişahın gece ve gündüz huzuru kaçmıştı. Yatağına girer ve kalkarken, sarayında ve dışarıda gezinirken hep İstanbul fethi ile meşguldü. Yalnız veya arkadaşlarıyla gezintiye çıkar, sade onu düşünür, istirahat ve uyku bilmezdi. Elinde kalem ve kâğıt daima İstanbul’un haritasıyla uğraşırdı.”

Şu halde Fatih’in ve büyük fethinin sırrı neydi? Fatih, önce iç fethini, “büyük cihadı” gerçekleştirmiş; kendini keşfedip iç âlemini fethetmişti. Sonra da dış fethi, yani kutlu fethi gerçekleştirmişti. Önce maddî ve manevî gelişimini tamamlamış; ilmin, maneviyat, askerlik ve idarenin zirvelerine tırmanmıştı. Ardından da zamanı, mekânı ve tarihi fethetmişti.

Fatih, çağının fatihiydi; çağını fetheden başarılarıyla Osmanlı’yı zirvelere taşıdı. Şimdi de çağını fethedecek yeni fatihlere ihtiyacımız olduğu muhakkaktır. Pekiyi “Çağın Fatihleri”ni nasıl yetiştireceğiz? Bu soruya birlikte cevap bulmaya, birlikte tefekkür ve mütalaada bulunmaya çalışalım:

Hiçbir büyük icraat, gaye ve başarı, iç fetih tamamlanmadan yapılamaz. Bir model şahsiyet olarak Fatih’in izinden giden, tarih yazan icraatlarından ilham ve cesaret alan, Fatih gibi büyük düşünen, büyük fikirler ve projeler üreten, büyük hedeflerin ve ideallerin insanı olan şuurlu, mukaddesatçı, cesur, yenilikçi, hamleci, özgüveni yüksek nesiller yetiştirebilirsek, onlar da bir gün mutlaka çağlarının fatihleri olacak ve bizi yeniden hak ettiğimiz konuma yükselteceklerdir.

Son tahlilde kutlu fethi ve Fatih’i, sadece tarihte kalmış bir vak’a olarak aktarmanın ötesinde ruh ve manasını hakkıyla anladığımız ve anlattığımız takdirde çağını ve zamanını fethedecek yeni Fatih’ler yetiştirmemiz ancak mümkün olacaktır.