34 Yazı Dr. Yaşar Çil

Yazar Profili »

Şirazlı Şeyh Sadi

Haziran 2013, 438 128 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Nisan 2020 23:35 Dr. Yaşar Çil

 

Risâle-i Nur külliyâtında Bediüzzaman Hazretleri, sevdiği birkaç zâtın eserlerinden alıntı yapmıştır. Bunlar arasında Mevlâna Câmî, Mevlâna Celâleddin Rûmî, Şâh-ı Nakşibend, Niyazî-i Mısrî ve Şeyh Sadî-i Şirazî’yi sayabiliriz.

***

Risalelerde Şeyh Sadî’nin ismi geçen yerlerden bazıları şunlardır:

“İşte hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adavete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmişse, onun sözünü dinleme. Bak hakikât-bîn olan Hafız-ı Şirazî’yi dinle: Dünya öyle bir meta değil ki nizâa değsin, iki cihânın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır. Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir.” (22. Mektup, 4. Düstur) 

“Kur’an-ı Hakîmden alınan marifet ise huzuru daimiyi vermekle beraber, ne kâinatı mahkûm-u adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki başıbozukluktan çıkarıp, Cenâb-ı Hak namına istihdam eder, her şey mir’at-ı marifet olur. Sadî-i Şirazî’nin dediği gibi, uyanık bir insanın nazarında her bir yaprak, Allah’ın marifetine bir defter olur. (26. Mektup, İkinci mesele)

“Madem Peygamber (asm.), hatem-ül enbiyadır, bütün enbiyanın varisidir. Elbette bütün vusûl yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından hariç hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sadî-i Şirazî gibi derler: Ey Sadî, Mustafa’ya (asm.) tâbi olmadan hiç kimse kurtuluş yolunu bulamaz.” (26. Mektup, Beşinci mesele)

“Hattâ Mesnevî sahibi ve Sadî-i Şirazî gibi en doğru müellif ve en muhakkik hakîm, o farazi misalleri istihdam ve istimal etmelerinde bir sakınca görmemişlerdir.” (Muhakemât, 1. Makale, 10. mukaddeme)

Bunların dışında  Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de de Sadî’nin ismine rastlıyoruz. Şeyh Sadî-i Şirazî’nin Bostan’ından “Sözler” hakkında niyet edip, açtık, tefe’ül bu çıktı: Gel bak gülistanda hakikat gülleri açılmış. Böyle hakikat bahçesinde hiçbir bülbül böyle şirin, hoş nağme etmemiştir. Nasıl olur da, böyle bir bülbül öldükten sonra onun kemiklerinin toprağından güller açılmaz.” (Muhakemât, Latif  Bir Tefe’ül)                                                       

***

Şeyh Sadî, bir İran şehri olan Şiraz’da dünyaya geldi, doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor, muhtemelen 1213 veya 1213-1219 yılları arasında tahmin edilmekte olup, 1292 de vefat etti. 13. asrın en önemli şair, hakîm ve âlimlerinden biridir. Asıl adı Ebu Abdullah Müşerrifüddin bin Muslih el-Şirazî’dir. Sadî onun mahlası olup, kendisine hürmet gösterip, himaye eden Şiraz beyi Ebu Bekr bin Sa’d için bu ismi kullanmış ve onunla tanınmıştır.

İlk tahsilini Şiraz’da yapan Sadî, küçük yaşta yetim kaldı, onu dedesi ve amcası yetiştirdi. Yaşadığı dönem Moğolların İslâm Âlemini istilâya başladığı bir zamandı. Bu yüzden Bağdat’a göçtüler. Burada meşhur Nizâm-ül mülk medresesinde yüksek tahsilini yaptı. Bazen siyasî çalkantılar, bazen de bilgi ve görgüsünü artırmak amacıyla 30 yıl kadar çeşitli ülkeleri gezdi, Irak, Anadolu, Mısır, Suriye, Mekke, Fas, Azerbaycan, Belh, Gazne, Pencap gibi o zamanın önemli merkezlerine seyahatler yapıp, birçok âlim ve mutasavvıfla tanıştı ve onlarla sohbetler yaptı. Bir defasında Suriye’den Kudüs’e giderken Haçlılara esir düştü. Bir müddet onu hendek inşaatında amele olarak çalıştırdılar. Nihayet bir gün Halep valisi durumu öğrenince onu satın alıp, hürriyetine kavuşturdu.

***

Sadî, 1256 da anayurdu olan Şiraz’a geri döndü, kalbine ve aklına gelen hikmetleri yazmaya başladı. Hem nesir, hem de şiir tarzında yazıyordu. Üslubu çok selîs, akıcı, şiirleri âdeta bizim Yunus’umuz gibi birer sehl-i mümteni idi. Yani kolay anlaşılır ve basit gibi görünürken aslında taklit edilmesi zor bir tarzı vardı. Nitekim kendisinden sonra onu taklit için bazı eserler (Nigaristan, Baharistan) yazılmış fakat hiçbiri bir ‘Gülistan’ olmamıştır.

Sadî 1257 de tamamı nazım olan ‘Bostan’ı yazıp, tamamladı ve onu Şiraz beyi Ebu Bekir bin Sa’d bin Zengi’ye takdim ve ithaf etti. Bir yıl kadar sonra da ‘Gülistan’ı yazdı onu da veliahdı Sa’d’a ithaf etti. Gülistan, mesnevi tarzında hem nazım, hem nesir, hikmetli, ibretli hikâyelerden oluşur. Bütün İslâm âleminde çok sevildi, âdeta bir ilmihâl kitabı gibi her evde okunur oldu. Aslı Farsça olan bu eser defalarca Türkçe’ye tercüme edilip yayınlandı. Daha sonraları ise başta Fransızca olmak üzere bütün Batı dillerine de çevrildi.

Sadî 1292 de vefat edinceye kadar 20’den fazla eser yazdı. Bunlar arasında en çok bilinen üç eseri Bostan, Gülistan ve divânıdır. Şiraz’da bulunan türbesi bu gün İran’ın en çok ziyaret edilen mekânlarından birisidir. 

 

 


Haziran 2013, 438 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Harika Bir Organ: Plasenta

Plasenta halk arasında ‘döl eşi’ olarak bilinen bir organdır. Görevi anne ile bebek arasında besin ve O2 alışverişini sağlamaktır. Bu maddeler anneden bebeğe geçerken, bebekten de anneye CO2 ve üre gibi metabolizma artıkları geçer.

Devamı »

Renkler Ve Işıklar

Renkler, değişik dalga boylarındaki ışıkların gözümüzün retina tabakasına gelmesi ve oradan da sinirsel sinyallerle beynimize ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır.

Devamı »

B Grubu Vitaminleri 4

Devamı »

B Grubu Vitaminleri 3

Devamı »