ARAMA SAYFASI

Bilim, Evrimi Neden Reddediyor?

16-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde, öğrencilerin kurduğu Genç Vizyon Kulübü tarafından “Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” konulu, Rektörlükçe de desteklenen bir sempozyum düzenlendi.

 

16-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde, öğrencilerin kurduğu Genç Vizyon Kulübü tarafından “Bilim, Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” konulu, Rektörlükçe de desteklenen bir sempozyum düzenlendi.

Bu sempozyumun internette duyurulmasının akabinde Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinin öncülüğünde bazı öğretim üyelerinin, böyle bir sempozyumun olmaması için imza kampanyası başlattıkları, Marmara Üniversitesi Rektörüne de temsilci göndererek bu sempozyumun iptalini istediklerini, Rektörün de üniversitelerin her türlü fikir ve görüşe açık olması gerektiği yönündeki cevabı üzerine, gerek öğretim üyeleri ve gerekse öğrenciler olarak bu sempozyumu yaptırmama kararı aldıklarını internetten öğrendik. Nitekim toplantının yapılacağı gün muhalif fikirdeki öğretim üyeleri, yanlarına aldıkları öğrencilerle beraber bilimsel sempozyumu basmak üzere geldiklerinde, üniversite kapısında davetiyesiz içeri giremeyince bahçe kapısında toplantıyı boykot edip bildiri neşrettiler.

Bu bilimsel sempozyumun yapılmaması için imza kampanyası başlatanların yaptıkları bilimsel bir davranış değil, tamamen ideolojik bir yaklaşımdır. Oylama ile bir konunun bilimsel olup olmadığına karar verme, dünyanın neresinde görülmüştür? Oylamayla bilim olur mu? Bir konunun bilimsel değerlendirilmesinde ileri sürülecek fikir ve düşünceler yanlış ise siz doğrusunu söylersiniz. Ona göre gerçekler ortaya çıkar. Fikirler dile getirilmeden doğrulara nasıl ulaşılacaktır? Bir fikir ve düşünce hakkında oylama, ancak ideolojik konularda yapılır, bilimsel çalışma ve düşüncelerde değil. Evrim fikrini tesadüfe ve tabiata bağlayıp, bu düşünceyi ateizm inancına alet edenlerin bilimsel davranmadıkları bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Onlar, bu sempozyumda yaratılışın anlatılacağını nazara verdiler. Aslında yaratılışın da dile getirilmesi gerekirdi. Ancak sunulan tebliğlerin hemen tamamında, evrim konusunda evrimcilerin itiraf niteliğindeki ifadeleri ve canlıların, özellikle insanın genetik yapısının sınırsız bir değişim göstermediği laboratuar verileriyle ortaya kondu. Bu bilimsel çalışmalara itirazı olanlar, oylama ile değil bilimsel yollarla cevap vermeleri gerekir.

Sempozyumda, yedisi öğretim üyesi, dokuz kişi tarafından bildiri sunuldu. Gazi Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Güven, “Tür İçi Evrim mi, Türleştiren Evrim mi?” konulu tebliğinde, genetik değişikliklerin ancak tür içinde meydana geldiğini, türler arası geçişe genetik yapının müsade etmediğini açıkladı. Tartışılmayan, yanlışlanma zemini olmayan bir teori, insanın insanlığa bir dogması olduğunu, evrimcilerin gözlerine filtre takmış olduklarını ve öyle baktıklarını, birçok soruya cevap veremeyen bir teorinin bilimsel gerçeklikten uzak olduğunu dile getirdi.

İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan da değişikliğin sınırsız olmadığını, genetik çeşitlilik ve farklılığın tür içinde görüldüğünü, türler arası genetik atlamanın bilimsel olarak mümkün olmadığını nazara verdi.

Gazi Osmanpaşa Üniversitesi Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Altuner de, “Hayat Bir Mücadele midir?” başlıklı tebliğinde, hayatın bir mücadele değil, yardımlaşma esası üzerine bina edildiğini, yeryüzündeki bütün canlıların karşılıklı yardımlaşma içerisinde bulunduklarını belirtti. Mücadele olarak algılanan canlılardaki beslenme zincirinin olmaması halinde, üç yüz milyon yumurta yapan bir balığın bütün yumurtalarının balık olması durumunda, yeryüzünün bazı canlılar tarafından işgal edilerek yaşanmaz hale geleceğine dikkati çekti.

İzmir Katip Çelebi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve insan genetiği üzerinde ihtisas sahibi Prof. Dr. İbrahim Pirim, “Evrimsel Rubicon” (İnsanın Moleküler ve Genetik Yapısında Tesadüfe Yer Yok) adlı bildirisinde, insan genetiği üzerinde çok değerli bir tebliğ sundu. Tatlı olarak alınan bir glikozun, 19700 adet reaksiyon geçirdiğini, bunun çok kısa sürede ve sıralı tarzda olduğunu, bu sıranın bozulması durumunda diyabet hastalığının görüldüğünü belirtti. İnsan genetik yapısının çok hassas ve karmaşık işlediğini, en küçük bir tesadüf ve karışıklığın olamayacağına dikkati çekti.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Yılmaz da, bilimsel temelden yoksun olan evrim teorisinin, taraftarlarınca bir din haline geldiğini, bu teoriyi kendi ideolojileri doğrultusunda çok ustaca yorumlamış olduklarını, bazı gerçeklerle abartılı ve yalan kısımlarının bulunduğunu, evrimcilerin ileriye sürdüğü delillerin gerçeği yansıtmadığını verdiği örneklerle dile getirdi.

Tarafımızdan sunulan “Evrimin Manası ve Evrim Teorisinin Bilimsel Değeri” adlı tebliğde ise, tekâmül ve tahavvül anlamındaki değişikliklerin teori değil, kanun olduğu, esas tartışmanın, evolüsyon manasında, yani bir türden bir başka türün, tesadüfen ve silsile halinde birbirinden meydana geldiği görüşü üzerinde yoğunlaştığı, bu düşüncenin bilim felsefecilerinin görüşleri doğrultusunda değerlendirilerek, bilimsel bilgi değil metafiziğe dayalı felsefî bir düşünce tarzı olduğu ifade edildi.

Ateist evrimciler, maddenin ezelî olduğunu, yani maddenin teşekkülünde bir başlangıcın olmadığı gibi, sonunun da olamayacağını ifade ederler. Aslında bu görüş yeni olmayıp, M.Ö. 400’lü yıllara dayanır. Sempozyumda Fizik Yüksek Mühendisi Taşkın Tuna da, “Big Bang Teorisi Karşısında Evrim Çıkmazı” adlı tebliğinde, maddenin yaratılışı ve Cern deneyi ile ilgili çok değerli bilgiler sundu. Uzay, Big Bang teorisi ve maddenin yaratılışı hakkında pekçok eseri olan Taşkın Bey, maddenin ezelî olmadığı, sonradan yaratıldığını esas alan Big Bang teorisinin temel fikrini dile getirdi.

Tebliğ özetlerinden de görüleceği gibi bu sempozyumda, iddia edildiği gibi, salt yaratılış görüşü dillendirilmemiş, evrim teorisinin çıkmazları ve açmazları dile getirilmeye çalışılmıştır. Aslında yaratılışın da bütün yönleriyle ortaya konup değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Oylama ile ve sahip oldukları nüfuz ile çevresine güya akıl dağıtarak ve yol göstererek bilim yaptığını zannedenlerin, bilimsel bilgi olarak sundukları ve iddia ettikleri görüşün metafiziğe dayalı pozitivist felsefenin ürünü olduğu anlaşılmaya ve dillendirilmeye başlamıştır. Gösterdikleri telaşın ve kendi ideolojik görüşlerini benimsemeyen öğretim üyelerini aşağılayıcı tavır sergilemeleyip itham etmelerinin altında yatan sebep budur.

Evrim taraftarlarının gösterdikleri bilimsellikten uzak, yobazca tepkileri, Philip Johnson’un evrim teorisinin geleceği konusundaki değerlendirmesini haklı çıkarıyor aslında. O bu konuda şöyle der:

Darwinistlerin otoriteleri kültürel güce dayanmaktadır. Taraftarları bu güç desteğini bir kere kaybettiklerinde, Darwinizm de Leninizm gibi birden ıskartaya çıkacaktır.” (Johnson, P. Evrim Duruşması. Terc. Orhan Düz. Gelenek Yayınları, İstanbul, s.135, 2003)