ARAMA SAYFASI

Satır Arkası

Satır Arkası

 

ÖZGÜRLÜKLER ÇAĞI MI?

Görünüşte ideolojik ve totaliter bir dünya yok. Ama baktığınız her yerde günden güne evrenselleşen, erkekler ve kadınlar arasındaki ilişki üzerinde dünya çapında normlar ve kurallar empoze eden totaliter bir rejimin izlerini görüyorsunuz. Bakanlar görüyorlar bu totalitarizmi, reklam endüstrisinin başını çektiği ve en üst kademesinin Hollywood tarafından oluşturulduğu medyanın gücünü. Bu öylesine tuhaf bir totalitarizm ki, sınır tanımıyor, ekonomik başarı dışında herhangi bir kurala bağlı kalmıyor. Reklamcılık ve medya sayesinde ortaya çıkan bu sözüm ona insanlığın yeni vicdanından hep tüketim emri yükseliyor.

         — Prof. Dr. Erol Göka

 

***

 

Gündoğumunun harikalığını ve ayın güzelliğini hayranlıkla izlerken,

ruhum Yaradan'a şükran duygularıyla dolup taşar.

         — Gandhi

 

***

 

SEVERKEN ÖLDÜRMEYİN

Çocuklarla iletişimde, suçlayıcı, yargılayıcı, olumsuz sıfat içeren kelimelerin kullanılması, çocuklar üzerinde olumsuz psikolojik etkiler bırakıyor.

"Dil düşüncenin başlangıcıdır. Kullandığımız kelimelerle düşünür, hisseder ve iletişime geçeriz. Bu hususta henüz kimlik gelişimleri tamamlanmamış bireyler olan çocuklarla iletişimimizde kullanılan her kelime onlar tarafından kaydedilmekte ve ruhsal dünyalarında bir yer edinmektedir. Çocuk bu olumsuz hitapların kendisine uygun olduğu için söylendiğini düşünerek buna uygun davranışlar geliştirmeye başlar. Söylenilen hitaplar onun için hem bir olumsuz hedef davranışa, hem de düşük benlik saygısının oluşmasına sebebiyet verebilir."

         — Çocuk Psikoloğu Yasemin Eyüpoğlu

 

***

 

Zamanın önemi

Hayata atılan bir kimsenin, hangi meslekten olursa olsun, başarılı olmasında onun “zaman” anlayışının büyük rolü vardır. Öyle ise, gençliğe yetişme safhasında öğretilmesi gereken zaruri bilgiler ve kazandırılması gereken vazgeçilmez alışkanlıklar arasında, “zaman”la ilgili olanları da öğretmeli ve kazandırmalıdır. Bu, fertler için olduğu gibi cemiyetler için de böyledir. “Zaman” meselesinde şuurlanmış, iş hayatını, sosyal münasebetlerini bu şuurun ışığında yürütüp tanzim etmiş cemiyetler, diğerlerine nazaran daha müreffeh, daha gelişmiştirler. Bir başka ifade ile teknikte ileri giden memleketlerde “zaman” meselesinde şuurlanma hâsıl olmuştur.

Bu sahada araştırma yapan sosyologlar, ilerlemiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki en mühim farklardan birinin, “zaman” telakkisi olduğunu müşahede etmişler, görmüşlerdir.

         — Prof. Dr. İbrahim Canan

 

***

 

Sesler

İki ses birbirinin aynıdır bizim evde;

O mu buna uymuştur bilmeyiz, bu mu ona…

Zil çalınca kimimiz kapıya doğru koşar

Kimimiz telefona.

         — Arif Nihat Asya

 

***

 

BAŞARILI İNSAN

Özgür liderler, büyük kitlelerle uğraşıp yüzeysel sonuçlar almak yerine, kimi zaman az sayıda insan üzerinde daha derin etkileri yapacak işlere girişmenin daha doğru olabileceğini bilirler. Birçok kadının da, hayatları boyunca tek yaptıkları şey; iyi birer evlat yetiştirmek olduğu için başarılı ve büyük liderler sayılırlar. Tarihte bir yerleri, tanınmış isimleri ve yüzleri olmayabilir. Ama gerçekten en küçük boyutta dahi olsa kendisine ve çevresine karşı dürüst kalmış, hem gelişmek, hem de geliştirmek için de elinden geleni esirgememiş her insan gerçekten başarılı ve liderdir.

         —Ken Shelton

 

***

 

İyi geçinmek için iki kişinin kusursuz olmaları değil,

kusurlarını hoş görmeleri gerekir.

         — A. Toqueville

 

***

 

Bir kar tanesinin sırrını çözebilseydik,

bütün dünyanın esrarını öğrenmiş olurduk.

         — A. Einstein

 

***

 

Nereye doğmalı gün?

Gülen bir çocuğun üstüne doğmalı gün.

Ağrısı dinmiş hastanın, coşkun bir tomurcuğun, tarladaki işçinin üstüne doğmalı…

Nârin otlar arayan delifişek kuzular üstüne; annesini terk eden kaybolmuş bir gazalın gözleri üstüne doğmalı…

Ama, gün doğmalı.

Saçaklara saklanmış serçelerin, yuva kurmayı bilmez kumruların ve diri kara zeytinlerin üstüne doğmalı.

Upuzun yollar üstüne, tükenen hasretler üstüne doğmalı.

Dağların en uçlarında, sade sallanmayı bilen, toz yüzü görmemiş papatyalar üstüne doğmalı. Nicedir uykusuz yük gemisi kaptanlarının pusulası üstüne, bitkin ama güler yüzlü doktor hanımların ak gömlekleri üstüne, ille de gülen bir çocuğun dişleri üstüne doğmalı güneş.

Paralar pullar üstüne değil. Kamalar, kurşunlar üstüne değil!..

         — Gürbüz Azak

 

***

 

ÖĞRENECEĞİMİZ ŞEYLER

Tarih övgü ya da sövgü kitabı olmamalı. Geçmişin acı tecrübeleri yeni düşmanlıklar için bir sıçrama tahtası olmamalı.. ve tek taraflı tarih okumalarından vazgeçmeliyiz artık..

Bir kavme olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmemesi gerekir. Aynı şekilde haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı çıkmayı öğrenmemiz gerekiyor..

         —Abdurrahman Dilipak

 

***

 

SEVGİ ŞİFADIR

Ohio Devlet Üniversitesi’nde tavşanlar üzerinde yapılan bir araştırmada, yüksek oranda yağlı besinlerle beslenmenin damar sertliğine tesirleri araştırılmıştır. Bu araştırmanın sonuçları şu düşündürücü gerçeği ortaya çıkarmıştır.

Aynı tür ve aynı şekilde yağlı besinlerle beslendikleri halde sevilip okşanan tavşanlarda, diğerine oranla daha az yağ bulunduğu tespit edilmiştir. Gerçekten de sevgide bedenimizin kimyasını değiştirecek kadar sihirli bir güç vardır.

Bu konuda Helen Colton’un tespitleri son derece önemlidir:

“Bir insana dokunulduğunda onun kanındaki hemoglobin önemli ölçüde artar. Hemoglobin, kanın oksijenini kalp ve beyni de içermek üzere bedenin tüm organlarına götüren bölümüdür. Kandaki hemoglobin oranının artışı tüm bedeni güçlendirir, hastalıkların bedene girişini önler ve iyileşmelerini hızlandırır.”