2 Yazı Kadriye Çabukcan

Yazar Profili »

Kulaktaki Hassas Dengeler

Mart 2011, 411 40 Görüntülenme Eklenme Tarih: 23 Ağustos 2020 17:32 Kadriye Çabukcan

 

De ki: “Sizi inşa eden (yaratan),

size kulaklar, gözler ve gönüller veren Odur.

Ne kadar az şükrediyorsunuz?”

(Mülk Suresi, 23)

 

BAŞIMl bir sağa bir sola çeviriyorum. O da ne! İki eğri büğrü görüntü. Eğri büğrüler ama bir güzellik içindeler. Yüzüme bir ahenk getiriyorlar. Evet, işitme cihazımız olan kulaklarımızdan bahsediyorum.

Belki de başımızın kenarlarında olmasından, kulaklarımız genelde göz, burun ve ağıza göre biraz ikinci plana itiliyor. Ama esasında kulaklarımız, hakikat noktasında gözlerimizden bile daha güvenilir bir duyu organımız. Ses, ruhu aksettirmede ve algılamada görüntüye göre daha üst mertebededir çünkü. Veyahut, kalp ile kulak arasındaki yol daha kısa ve daha güvenilirdir de diyebiliriz.

Bunun yanı sıra, kulaklarımızın maddi yapısı da son derece incelikli hikmetler içermektedir.

Mesela, kulak kepçeleri aracılığıyla iç kulağa yansıtılan ses dalgaları küçük, 0,1 mm kalınlığında incecik gergin bir deri parçası olan kulak zarına çarparak zarı titreştirir. Bu zar, dış kulağı, iç kulaktan ayırır. Buraya sesin akışı bir nehirden akan su gibi tek yönlü olsaydı eğer, sesler tüm şiddetiyle kulak zarına ulaşırdı. Bu da kulak zarının delinmesine neden olabilirdi.

 

 

Dış kulak yolundan geçen ses titreşimleri, kulak zarına varırlar. Kulak zarı öylesine hassastır ki en ufak bir kıpırtıyı bile algılar. Böylelikle parmaklarımızı birbirine sürttüğümüzde oluşan titreşimi hissedebilir, bizden metrelerce uzakta bulunan insanların fısıltılı konuşmalarını kolaylıkla duyabiliriz. Fakat en küçük titreşimlere duyarlı olan kulak zarı, kan damarlarımızın çıkardığı gümbürtüyü işitmez. Hatta kan hücreleri bir tünelin içinde yuvarlanan kayalara benzetilebilecek ölçüde ses titreşimleri oluşturdukları halde kulak zarı bunu duymaz.

Peki bu nasıl olur?

Bu vücudumuzda yaratılmış olan bir sistem sayesinde olur. Kulak zarına kan damarlarından oluşan parazit ses, sinir sistemi tarafından dışarıdan gelen diğer seslerden ayrıştırılır. Tıpkı bir müzik kaydındaki parazit ve hışırtıları temizleyen bilgisayarlar gibi. Bu sayede hayatımız boyunca kan damarlarımızın basıncından doğan sesleri dinlemekten kurtulmuş oluruz. Kulak zarı, ince, esnek ve geniş yüzeye sahip olan yapısıyla da hava ortamından gelen ses titreşimlerini toplayıp orta kulak kemiklerine iletir.

Kulak zarı özel yapısından dolayı havadaki serbest ses dalgalarını mekaniksel ses titreşimlerine çevirir.

Peki bu nasıl bir mekanizma ile sağlanır?

İnce bir borunun bir ucunu alüminyum folyo ile kapatalım. Ağzımızı da borunun öbür ucuna dayayıp nefes alıp verelim. Alüminyum folyonun bir içeri bir dışarı hareket ettiğini gözlemleyebildik mi? Kulağımızdaki hava basıncı değiştikçe kulak zarımız da tıpkı bu alüminyum tabakası gibi içeri ve dışarı oynar. Böylelikle kulak zarında havadaki ses dalgaları mekaniksel ses dalgalarına çevrilmiş olur.

Sonra bu titreşim, büyük bir ustalıkla yerleştirilmiş, minicik bir kemik zincirine geçer. Zincirdeki ilk kemik, çekiç kemiğidir. Kulak zarının iç yüzüne yapışık durumdadır. İkincisi örs, üçüncüsü de üzengidir. Kulak zarıyla temas halinde olan çekiç kemiği ses titreşimini örs kemiğine, o da üzengiye iletir. Üzengi vücudumuzdaki en küçük kemiktir. Yaklaşık 3 mm uzunluğundadır.

Bu küçük cihaz parçaları demirci çekicine, örsüne ve bir atlının üzengisine benzedikleri için bu adları almışlar. Fakat bunlar bir demirci aleti gibi kaba ve gelişi güzel değillerdir. Çok karışık bir bağ ve kas düzeniyle kontrol edilirler.

Birbirleriyle bağlantılı ve hareketli olan bu küçücük kemikler, ses titreşimlerinin şiddetinin artırılmasını sağlarlar. Ancak bu sistem bazen de aşırı yüksek sesleri düşürmeye yarar. Bu özellik, örs, çekiç ve üzengi kemiklerinin kontrolünde iş gören, vücudun en küçük boyuttaki kası tarafından sağlanır.

Bu kaslar aşırı derecede yüksek seslerin iç kulağa geçirilmeden önce hafifletilmesini sağlarlar. Bu sayede bizim için şok yaratacak derecede yüksek sesleri daha alçak düzeyde duyarız. Bu kaslar bizim kontrolümüz dışında otomatik olarak devreye girerler. Öyle ki biz uyurken yanıbaşımızda yüksek sesli bir gürültü meydana geldiğinde bile, bu kaslar hemen kasılır ve iç kulağa giden titreşimlerin şiddetini düşürürler.

Eğer böyle bir mekanizma olmasaydı, şiddetli sesler kolaylıkla iç kulağı zedeleyebilir ve bu ise sağırlığa neden olabilirdi. Ancak kulak hem en düşük sesleri duyabilecek hem de aşırı yüksek seslerden korunabilecek bir mekanizma ile yaratılmıştır. İşte Allah bize böyle yardım eder ve böyle korur.

Diğer taraftan, bildiğiniz gibi etrafımızda şiddetli bir hava basıncı var. Bu basınç, dünyamızın üstünü kuşatan kilometrelerce kalınlıktaki atmosfer tabakasından ileri gelir.

Peki dıştaki bu hava basıncıyla, hassas yaratılıştaki kulak zarı neden patlamıyor?

Tabii ki atmosferi dünya üzerine saran Kudret-i Ezeli sonsuz ilmiyle bunu da tanzim eder.

Östaki borusu çok hassas bir yaratılışta olan kulak zarının gergin durması ve dalgalardan zedelenmemesi için, orta kulaktan nefes borusuna açılır. Bu boru yutak ile orta kulağı birbirine bağlayan bir tür hava kanalıdır. Bu sayede hem dışarıdan hem de nefes borusundan gelen hava birbirini dengeler. Bu sayede kulak zarı serbestçe normal titreşimini yapar.

Aksi takdirde zar, gerektiği şekilde titreşemez ve işitme de bozulurdu. Ağzınızı ve burnunuzu tıkayınız, sonra boğazınızdaki hava basıncını artırınız. Kulak zarlarınızın nasıl zorlandığını hatta ağrıdığını fark edeceksiniz.

Östaki borusu ani basınç değişimlerinde de kulak zarının yırtılmasını önler. Mesela seyahatlerde yüksek yerlere çıktığımızda kulakta bir yapının açılması ya da kapanması şeklinde hissettiğimiz duyguyu yine bu boru sağlar.

Bir tünele girdiğimizde de kulaklarımız tıkanır gibi olur? Neden dersiniz. Çünkü; normalde kulağın içindeki hava kulak zarına, kulağın dışındaki hava kadar basınç yapar. Oysa bir tünele girince kulağın içindeki hava daha fazla basınç oluşturur, bu nedenle kulağımız tıkanır gibi olur. Bu gibi durumlarda, kulaklarımız tıkandığında, yutkunarak ya da ağzımızı açıp esneme hareketi yaparak kulaklarımızın normale dönmelerini sağlayabiliriz. Çünkü kuvvetle yutkununca, kulak zarının iç yanındaki basınç, dış yanındakine eşitlenir, kulak da açılıverir. Aklınızda bulunsun.

Sonuç olarak, kulaklarımız da diğer uzuvlarımız gibi son derece sanatlı ve hassas ayarlara sahip olan bir organlarımızdır. 

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kırlangıçların Göçü

Baharla beraber “kuş göçü’’ de başladı... İşte o kuşlardan biri: Kırlangıç...

Devamı »

Kulaktaki Hassas Dengeler

Başımı bir sağa bir sola çeviriyorum. O da ne! İki eğri büğrü görüntü. Eğri büğrüler ama bir güzellik içindeler. Yüzüme bir ahenk getiriyorlar.

Devamı »