ARAMA SAYFASI

Ağrısız Yaşamak Mümkün Mü?

Ağrısız Yaşamak Mümkün Mü?

Modern çağın günümüz insanına bıraktığı en önemli enkaz ağrı olsa gerek.

 

MODERN çağın günümüz insanına bıraktığı en önemli enkaz ağrı olsa gerek. Genel anlamı ile ağrıyı, doku ve organlarımızda hissettiğimiz hoş olmayan duyumlar diye tanımlayabiliriz. Yaşam süresince ağrı ya da baş ağrısı çekmeyen insan yok gibidir. Bu nedenle ağrı denildiğinde her insanda hoş olmayan bir ‘acı’ kavramı hatırlanır.

Bu bazen sancıdır, bazen sıkışma, uyuşma, bazen de yanmadır. Ağrı algılaması; nasıl bir tanımlama ile ifade ediliyorsa o şekilde kabul edilmelidir.

Ağrı bir duyuya karşı hissedilen bir algılama iken, acı daha geniş bir yelpazede hem duygusal, hem zihinsel, hem psikolojik olaylar sonucu duyulan nahoş bir duyudur.

Ağrı algılaması sinir zedelenmesinden kas ve tendon yaralanmasına, iç organ hastalığından psikolojik travmalara kadar birçok sebeple ilintili olabiliyor.

Ağrıyı, sinir uçlarındaki hassas algılayıcıların herhangi bir hasarı algılayıp, sinir sistemi yoluyla omurilik ve beynimizdeki hassas ağrı merkezlerine iletmesiyle duyarız.

Ağrı algılama merkezine gelen uyarılar kişiden kişiye değişmekle birlikte, burada acı duyusu olarak bildiğimiz ağrı reaksiyonunu oluşturuyor. Her insanda farklı olan ağrı algılama eşiği nedeni ile aynı uyarı insanlarda farklı algılanır. Bazı insanın dayanamadığı bir ağrı ya da acı, başka bir insanda çok hafif bir ağrı hissi olarak duyulabilir. Bu durum ise yaratılış sırasındaki genetik kodlanmamızla alakalıdır. Ebeveynimiz, akrabalarımız ve yaşadığımız çevre ağrıya karşı oluşturduğumuz tepkide ortak rollere sahiptir.

Ağrıyı meydana getiren çeşitli uyarıcıları algılayıp değerlendiren alıcı hücreler vardır. Bu hücrelerin algıladığı ağrılar beyne iletilir. Beynin orta kısımlarındaki kontrol merkezlerinde bu uyarılar değerlendirilip, ağrının şiddeti, yeri, durumun ciddi olup olmadığı ve vücudumuzun bu ağrıya karşı oluşturacağı tepki ya da tedbirler ayarlanır. Bütün bu işlemler saniyelerden daha kısa zamanda yapılmak zorundadır ve yapılmaktadır. Vücudumuzda ağrı algılaması ile öncelikle bedeni koruyacak sistemler devreye sokulmaktadır.

Ağrı hissini duyamama, yani analjezi ise daha farklı bir durumdur. Burada kişi ağrı ve acı hissini duyamaz. Sebep ise genellikle omurilik ve beyindeki ağrı algılayıcı hücrelerle ilgilidir.

 

AĞRIYA KARŞI KORUNMA

 

Modern hekimlik sanatının belki de en başarılı olduğu sağlık sorunlarından biri ağrılı hastalıklardır. Günümüzde mikrobik hastalıklara karşı üretilen antibiyotikler ve ağrılı durumlara karşı üretilen analjeziklerle övünme hakkımız var diyebiliriz.

Fakat ne yazık ki her iki tedavi metodunu da yerinde uygulayamamanın bedelini ödemekteyiz.

Baş ağrısı olsun ya da başka bir organımızda ağrı olsun veya her tarafımız kırık gibi ağrıyor olsun, her ağrı aslında önemli bir uyarıcı olarak algılanmalıdır.

Algıladığımız hoş olmayan duyum bize ne ifade etmektedir?

Öncelikli anlamamız gereken bu olsa gerek.

Basit bir baş ağrısından migren ve gerilim ağrısına kadar algıladığımız her farklı ağrının tedavisinde nüanslar aynı zamanda yol haritamızı oluşturmalıdır.

Hastalarımız genellikle şu hataları yapıyorlar: Ağrı şikayeti için seçtiği hekim uygun olmayabilir. Baş ağrısında, bel ve boyun ağrısında ya da eklem ve kas ağrısında nöroloji ve fizik tedavi uzmanı bir hekim yeterli olabilir. Çeşitli operasyonları gerektirebilecek, örneğin kırık çıkık gibi durumlarda ise ortopedi uzmanından yardım alınması gerekir.

Ağrılı hastalıklara aslında birkaç koldan yaklaşmak başarı şansımızı daha da artırabilir. Çünkü farklı hekimlerin doğal olarak bakış açısı da farklı oluyor. Çok sık gördüğümüz şekli ile baş ve boyun ağrısı ile hekime müracaat eden bir hastaya nöroloji uzmanı bir hekimin yaklaşımı ile fizik tedavi uzmanı bir hekimin yaklaşımı aynı olmamaktadır. Bu farklı yaklaşım hastada ister istemez bir kaotik durum oluşturmaktadır.

Bir başka hata ise, hastanın seçilen tedavi ile ilgili tutumudur. Bazı hastalar ilacını veya ilaç dışı tedaviyi ağrısı dindikten sonra hemen bırakıyorlar. Bazı hastalar ise, değişik tedavi alternatifleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı için yanlış yolda doğru sonuç arıyorlar. Bir başka grup hasta ise, yetkili olmayan ağızlardan ve kulaktan dolma tedbirlerle ağrısını tedavi etmeye çalışabiliyor.

 

DOĞRU TUTUM

 

En önemli husus seçtiğimiz hekimde isabet ettirelim. Ağrı kesici olarak verilen ilaçlarımızı zamanında kullanmaya özen gösterelim.

Moral değerlerimizi yüksek tutarak tedavi olacağımıza inanalım. Bol hareket ve egzersizle eklem, kas ve dokularımızı canlı tutalım.

Hekimlerimizin önerdiği ilaç dışı tedavilerden yararlanalım. Masaj ile ağrılı noktaların hassaslığını azaltma gibi basit yöntemlerden yararlanalım.

Bitki çayları, lapalar ya da ağrıya karşı direncimizi artırmaya yarayan yeşil yapraklı sebzelerden istifade edelim. Ruhsal ve psikolojik durumumuz ağrı algılamada önemli olduğundan doktorlarımızın bu yöndeki önerilerini dikkate alalım.

En az ilaçlar kadar yararlı olan akupunktur, tens, lazer, germe ve manipülatif yollardan yararlanmaya çalışalım. Sabır, inanç ve kararlılıkla tam iyileşinceye kadar seçilen tedaviden yararlanmayı sürdürelim.

Şifa bulduğunuz tedavi yolu bazı hekimlerimiz tarafından uygun görülmese de siz yolunuza sonuna kadar devam edin. Çünkü modern çağda tedavide, bilmediklerimiz hala bildiklerimizden daha fazladır.

Şifasını gördüğünüz ilaç dışı uygulamalarınızı hekiminizle paylaşarak onun görüşünü almayı ihmal etmeyiniz.

Hastalıklar insanlarda aynı zamanda bir acziyet meydana getirir. Acizlik insanları daha şefkatli olmaya yöneltir. Bu ise karşılıklı sevgi ve bağlılığın artması demektir. Bu psikolojide bir insanın beyninde bazı hormonlar salgılanır. Otonom sinir sistemi ve iç salgı bezlerimiz bu salgılanan hormonlardan olumlu etkilenmektedir. Beynimizde meydana gelen biyokimyasal değişim, doku ve organlarımız için sağlığa kavuşmaya ve ağrıların ciddi oranda azalmasına vesile olabilmektedir. Yani diyebiliriz ki, şefkat ve sevgi en iyi ilaçtır.