TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

Satır Arkası

DOGMA VE BOŞ İNANÇ

Papa’nın konuşmasının bir iyi tarafı varsa, o da bazı kavramların yerli yerine oturtulması oldu. Ratzinger’in akıl hakkında söylediklerine karşı, şöyle bir cevap geldi:

“Burada iki husus var: 

Biri, ‘dogma’nın ne olduğu, hangi dinin inanç sistemine ait olduğu konusudur. Meselenin uzmanları bilir ki, ‘dogma’ Hıristiyanlığa aittir, yanılmaz olduğuna inanılan Kilise’nin başı olan ve hem din hem Tanrı adına konuşma yetkisi bulunan Papa tarafından vaz’edilir. Dogma reddedilemez, eleştirilemez, aksi dogma ile yürürlükten kaldırılamaz; akılcı bir açıklama yapılması mecburiyeti de yoktur. 

‘Nass’ İslâmiyet’e aittir, Kur’an’dan bir ayet veya bir hadise tekabül eder. İslâmiyet’te hiç kimse Allah ve din adına konuşamaz, kendi şahsi görüşlerini dile getirir. Âyet ve hadisler, ‘nass’ olmaları hasebiyle tefsire, tevile, içtihada açıktırlar; birden fazla yorumları mümkündür ve aklî izahları yapılabilir, hatta aklı tatmin edici mahiyette olmadıkça açıklamalar makbul değildir.

Dogma ile nass arasındaki bu yalın fark bile Papa’nın konuşmasında ima ettiği bütün iddiaların ne kadar ‘boş’ olduğunu, asıl Hristiyanlığa ayna tutması gerektiğini göstermeye yetiyor.”

 

***

 

“İFTAR DAVULU!”

Hakikaten anlaşılır gibi değil. Halkının tamamına yakınının Müslüman olduğu bir ülkede, halkın önünde duran insanlar nasıl olur da, o halkın inancı hakkında ortalama bir bilgiye sahip olmaz ya da olamaz? Halkın inancına, kültürüne, örfüne bu kadar kayıtsız kalmak, nasıl bir bakış açısının ürünüdür? Hakikaten, anlamak mümkün değil.

“Kurban bu sene yine Ramazana denk geldi.” gafını hangi kalem yazdı, hangi ağızdan döküldü, onu bilmiyorum. Ama geçen gün öyle birisine rast geldim ki, kulaklarıma inanamadım. Kulaklarımın spirallerinden içeriye gelen ses, “iftar davulu” diyordu. Acaba yanlış mı anladım diye, bir daha kulak kesildim, ama yine aynı ses: iftar davulu.

Bu ses bir filmin içinde yankılandığı için, senarist (Gülse Birsel) “A, olur mu canım! Ben bilmiyor muyum iftarda davul çalınmadığını. Ama bu bir film ve ben senaryoyu istediğim gibi yazma özgürlüğüne sahibim.” diyebilir. Ve ardından, “Benim özgür tercihlerime kimse karışamaz.” yollu ‘sanatist’ bir çıkış sergileyebilir.

Sergilesin; mahzuru yok. Fakat lütfen bizi kandırmaya çalıştığı gibi, kendisini kandırmaya çalışmasın. Bizim dinî geleneğimiz içinde oruç tutmak için gecenin bir yarısı insanların kalkması biraz güç olabildiğinden, sahur vakti bir davulcunun bugünkü çalar saatlerin yerine, sokakta davul tokmağını öttürdüğünü lütfen bilsin. Ve halen, bu geleneğin Nişantaşı olmasa bile, vatan sathının hemen her yerinde sürdürüldüğünü de bir zahmet not defterine kaydediversin. Ha sahi, sahur davulu Nişantaşı’nda çalınıyor mu? Bilen varsa, haber versin lütfen.

 

***

 

“Cehalet her zaman kendisine hayran olmaya hazırdır.”

—Santra Guitry

 

***

 

“Önyargılar, insanları birbirlerinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir.”

— Blessington Kontesi

 

***

 

ABDEST TARTIŞMASI

İlköğretim okulları din kültürü ve ahlâk bilgisi ders kitabında abdestin sağlığa faydalarının bilimsel gerçeklere dayanmadığını ileri sürenlere uzmanlardan cevap geldi: “Abdest almak, koruyucu hekimlik için faydalı.”

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Figen Barlas Es, günde 5 kez abdest almanın koruyucu hekimlik açısından büyük fayda sağladığını söyledi. Abdest alırken ağız ve burnun üçer kez yıkandığını hatırlatan Figen Barlas Es, “Ağız, burun ve dişler vücudun dışa açık kapıları. Buralara yerleşen bakteriler abdest sayesinde düzenli şekilde temizlenir.” dedi. Mikropların insana daha çok el ve yüzlerden geçtiğini hatırlatarak, “Katıldığım bir kongrede, enfeksiyonlardan korunmanın en geçerli yolunun elleri sık sık yıkamaktan geçtiği ifade edildi. Buna göre günde 5 kez abdest alan bir insan enfeksiyonlardan önemli ölçüde korunabilir.” şeklinde konuştu. 

Abdestte kolların sıvazlanarak yıkandığına dikkat çeken Es, “Tıbbî araştırmalara göre vücudu su ile sıvazlamak damarlara genişleme ve daralma egzersizi yaptırıyor. Bu da çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan damar sertliği açısından iyi bir korunma yöntemi. Aynı şekilde vücudun damarca en zengin bölgesi olan başın da sıvazlanması, baş ağrılarının azalmasını sağlayabilir.”

 

***

 

TARİKAT NEDİR?

Geçen ay İsmailağa cemaatiyle bağlantılı olarak tarikat konusu da yoğun biçimde gündeme geldi. Ama özellikle televizyonda yapılan açık oturumlar konuya doyurucu bir açıklık getirmekten uzaktı. Buna karşılık, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, “Tarikat nedir?” sorusuna çarpıcı izahlar getirdi:

“Bir daire düşünün. O dairenin dış çemberi onun fiziki yapısını, yani şeriatını belirliyor. Oradan merkeze giden bir iç çizgi var. O çizginin adı ‘yol’. Arapçası ‘tarik’. Yoldan geçerek merkeze varılıyor. Merkezin adına da ‘hakikat’ ve ‘marifet’ deniyor. Geleneksel tasavvufi anlayışta esas olan hakikat ve marifettir. Yani meselenin bilgi ve oluş boyutu. Şeriat ve tarikatın her ikisi de izafidir, yani değişkendir, arızidir, mutlak değildir. Binektir, vasıtadır bunlar. Gaye bu araçlara binerek o padişahın sarayına, merkeze varabilmektir. Yunus, bunu bir dizesinde ne güzel açıklar: “Şeriat tarikat yoldur varana / [Fakat] hakikat marifet ondan içeru.” Bu süreç her yerde görülen evrensel bir süreçtir. Cevizin kabuğu yenmez, içi yenir. Ama yenecek bir ceviz içine de kabuğundan ulaşılır. Edebiyatta, sanatta dahi bu evrensel prensipler geçerlidir. Bir romanın metni ile onun anlam katmanı arasındaki irtibata, yola hermenötik ilmi bakar ki bu da o ilmin ‘tariki’ olmuş olur.”

“...Bütün eğitim felsefelerinde öğretmene empati duyma, öğretmenin halini giyme, öğretmenden hal transfer etme pratiği vardır. Eğitimde etkili yöntemlerdendir. Bugün bırakınız tarikatı, siz bir sinema rejisörü olacaksanız eğer, falanca rejinin sehpasını, kamerasını taşırsınız yıllarca. Ona hizmet etmek suretiyle, yani kamerasını, sehpasını taşıyarak setlerde uzun yıllar geçirmek suretiyle siz orada eğitilirsiniz aslında. Ne demek efendim gitsin kendisi bir adam bulsun taşıttırsın, diyebilirsiniz. Onu söylerseniz de siz ondan eğitim alamazsınız.”

 

***

 

Din amel etmektir. Bir mü’min inancını sadece düşünmez ya da onu hissetmez. Elinden geldiği kadar onu yaşar. Aksi halde, din diye bildiği şey, bir fantezi ya da felsefedir.

— George Ivanovitch Gurdjieff, ‘din’ ile ‘felsefe’ arasındaki ayrıma çarpıcı bir izah getiriyor.

 

***

 

ÇOCUK MANEVİYAT

Uzmanlara göre çocuklar zaten iç dünyalarında maneviyatla doğarlar. Çocuklar bu dünyada görünenin ardında görünmeyen birtakım güçlerin işbaşında olduğunun farkındadırlar. Fakat yine de anne babaların bu konuda yapabilecekleri şeyler söz konusudur. İşte, çocuklarınızın manevi farkındalığını arttırmak için özen göstermeniz gereken yedi madde:

1. Kendi maneviyatınızı düzene koyun: İnançlarınız ne olursa olsun, onla hayata geçirmeye çalışın. Ağzınızdan çıkan sözlere ve yaptığınız işlere dikkat edin. Çünkü onlar, çocuğunuzun içinde yerleşmesini istediğiniz değer ve inançları büyük oranda etkiler.

2. Dinî faaliyetlere zaman ayırın: İster doğrudan dinî faaliyetlere katılarak, ister izleyerek olsun, çocuk için ibadetler ve dinî ritüeller maneviyat dünyasına girmenin en iyi yoludur. Sabah uyandığında yeni gün için Allah’a dua eden bir çocuk, güne huzurla başlar, çünkü içinde korunduğu ve kucaklandığı hissini taşır.

3. Normal gün içinde yaşanan mucizeleri gözleyin: Çocuğunuzla birlikte oturun ve bir portakal soyun. Portakalın yumuşaklık derecesini, tadını ve kokusunu hissedin. Ya da çocuğunuzla birlikte bir gün batımını izleyin ve o mucizevî renk değişikliklerini fark edin. Böylece, daha bilinçli bir düzeye çıkan çocuğunuz, kendi maneviyatına ayak uydurabilecek bir hale gelecektir.

4. Aile bağlarını kuvvetlendirin: Aile bağlarını güçlendirmek, çocuğunuzun yaşadığı dört duvarın dışında, başka insanlarla da bağları olduğunu anlamasına yardım eder. Ayrıca aile geleneklerini muhafaza edin.

5. Evinizde kutsal bir köşe hazırlayın: Küçük bile olsa, evinizin bir köşesine ibadet ve dua etmek için özel bir yer hazırlayabilirsiniz. Duvarlara ya da masa üstlerine sizin için manevî değeri olan güzel sözler yerleştirebilirsiniz. Bunlar, sizde ve çocuğunuzda “kutsal” hissinin gelişmesine yarayan bir çevre oluşmasına yardım eder.

6. Mola verin: Çocuğunuz için sessiz zamanlar oluşturun. Onu çok sayıda faaliyetle boğmayın. Çocukların ruhlarını beslemek için huzurlu ve sakin geçen zamanlara ihtiyaçları vardır.

7. Çocuğunuzun dünyasına nelerin girdiğine dikkat edin: Çocuğunuzu manevî olarak yükseltecek fikirlerle besleyin ve onu manevî açıdan aşağıya çekecek etkilerden koruyun. Sözgelimi, onu olumsuz etkileyecek gösteri ya da filmlere karşı önlem almalısınız. Aynı şekilde, hayatınıza giren insanlar için de uyanık olmalısınız.

 

***

 

“TÜRKİYE’DE İNSANLARIN %87’Sİ ORUÇ TUTUYOR, YARISI BEŞ VAKİT NAMAZ KILIYOR”

Hoşgeldin Ramazan başlığıyla 27 ilden 1509 kişiyle yapılan araştırmada katılımcılara Ramazan’da oruç tutma, fitre-zekat verme, bayramlarda kurban kesme, Kur’an okuma ve namaz kılma eğilimlerine ilişkin sorular yöneltildi. Bilgisayar destekli telefon görüşmeleriyle yapılan anket sonucunda Ramazan ayında Türk halkının yüzde 86.7’sinin oruç tuttuğu ortaya çıktı.

“Namaz kılıyor musunuz?” sorusuna da yüzde 46.7 “Günde 5 vakit” yanıtını verdi. Yani halkın yarısı namaz kılıyor. Bu oran kadınlarda yüzde 51.7, erkeklerde ise yüzde 42.3.

Araştırmada Türk halkının yüzde 55’inin düzenli olarak Kur’an okuduğu ise bir başka çarpıcı saptama. Araştırmaya göre kadınlarda bu oran yüzde 65.4’e kadar çıkarken erkeklerde yüzde 46.4’e düşüyor. Özellikle 55 yaş üstündekilerde Kur’an okuma oranı yüzde 67.8’e ulaşıyor.

Bu oranlan ne derece doğru olduğu tartışılır. Çünkü bu tip araştırmalar az sayıdaki örnekleme grubu üzerinden yapılır. Ama yine de, araştırma Türkiye’nin dinî eğilimleri hakkında önemli bir fikir veriyor.