TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

ISINMAK VE ISITMAK... MERHAMETLE

“Kar üstümüzü örttüğünde sığınabileceğiniz kaç ev vardı?” diye soruyordu yazar. Kış, metropole bütün şiddetiyle abanmıştı işte. Peki yalnız kendi hayatlarını yaşamaya alışmış, aynı sokaklarda yürüsek de, aynı otobüslerde, vapurlarda, minibüslerde yan yana otursak da, birbirimizin varlığından, birbirimizin insanlığından kavuşamazcasına uzaklaşmış olan bizler, kışın soğuğundan daha dondurucu olanın, insanın insana duyduğu soğukluk, o gece ulaşamadığımız evlerimizden çok daha uzak olanın bir dost elinin sıcaklığı olduğunu anlayabilmiş miydik?

Kış, içimizin nasıl da buzlandığını farkettirebildi mi?.. Ve nasıl çözüleceğini?

Yıldırım Türkere kulak verelim:

Kar üstümüzü örttüğünde sığınabileceğiniz kaç ev vardı? İnsanlar böyle durumlarda belki hayatlarında ilk olarak darda kaldıklarında sığınabilecekleri kaç dost evi olduğunun, hayatlarını nasıl hiç inşa edememiş olduklarının farkına varırlar. Acıklı bir toplu sınavdır.

Sokaklarda itişe kakışa, donmamak için yarışırken bu şehir taklidi yaparak ayakta duran dev çadırın yamalarına yakın yerlerde yaşayanlar, durmadan tüten sobalarının zehriyle uyuyup bir daha uyanamayanlar, evsizler geldi mi aklınıza? Ama her şeyi devletten beklememek gerekiyor, değil mi?

Merhamete karşı geliştirilmiş aydınlanmacı kaslı dil, beni hayatım boyunca hiç cezbetmedi. Merhametin aşağılayıcılığı iddiasına ikna olamadım bir türlü. Aklın devreye girip merhametin pratiğini örgütleme gayreti, kanımca insanı insandan uzaklaştıran güçtür. Orada şefkât, taktikle biçilir. Adalet, yanlış bir eşitçilikle ölçülür. Yüreği merhametin utandırıcı ateşiyle kavrulmamış; kendini zor durumdakinin yerine koyup onun acısını neredeyse birebir yüreğinde hissetmemiş olandan korkarım. Yakınında durmak istemem. Merhamet duygusunun terbiyesiyle göğsünü sımsıcak ısıtmış olana sığınmak isterim. Merhamet, vicdandır. Bulutu bütün toplumun üstüne gerilip herkesi titrettiğinde, uygarlık denen ülküye yakınlaşmış oluruz. Elektriksiz, susuz, ısısız evlerinde mahsur kalmışlar; sığınacak başka evleriniz, evinize sığınan başka insanlar var mıydı? Kaç kişiyle yardımlaşabildiniz?”

 

***

 

Sabaha karşı ve akşam vakti zevk almak ya da acı duymak için okuyabileceğin bir yazıt istiyorsan, güneşin altın gibi parlatıp ayın gümüşe dönüştüreceği harflerle şunu yaz evinin duvarına: “Başkasının başına gelen her şey, kendi başına da gelebilir...”

— İngiliz şair Oscar Wilde, her insanın sıkça hatırlaması gereken bir gerçeği bu nefis ifadeyle dile getiriyor.

 

***

 

AMERİKAN USULÜ TASARRUF TEDBİRLERİ

Sonuda Amerikalılar da tasarrufun lüzumuna ikna olmuş görünüyorlar, ama onların tasarruf yöntemleri biraz farklı. Bankrate.com” web sitesinde, her ay düzenlenen en tutumlu öneri yarışmasına göre belirlenen ve para çevrelerinin dergisi Forbesde de yayınlanan en etkili ve tuhaf” tasarruf önerilerinden bazılarını seçtik. İster gülün, ister siz de uygulayın:

Nikâh çiçekleri çok pahalı olur, katılacağınız nikâhtan bir gece önce mezarlığa uğrayın ve en beğendiğiniz buketlerden iki tanesini alıp götürün.

Kedinize tuvaleti kullanmayı öğretin. Pahalı kedi kumuna her ay servet ödemektense az bir çabayla kedinize evin tuvaletini kullanmayı öğretebilirsiniz ve önemli ölçüde tasarruf edersiniz.

Harcadığınızdan çok kazanın.

Dışarda yediğinizde meşrubat yerine bir bardak limonlu musluk suyu isteyin. İçine masadaki suni tatlandırıcılardan 2 paket karıştırın. Bedava limonatanız hazır.

Evlenin ve tutumlu bir eş seçin.

Gözünüz hep yerde olsun. Yerde bulduğunuz bozuk paraları cebe atın.

Çocuklarınızla fast-food lokantasına gittiğinizde bütün aile ücretsiz ketçap, hardal, tuz ve biberlerden toplayabildiğiniz kadar alın. Evde bunları ketçap ve hardal şişelerine aktarın. Bir daha bunlara para vermeyin.

Köpek maması yiyin. Büyük olasılıkla ABD’de sürekli yenisi ortaya çıkan diyetlerden daha sağlıklıdır. Teneke kutudakiler yerine kuru köpek mamaları daha çok önerilir.

 

***

 

DÜNYANIN EN AHLÂKSIZ ŞİRKETLERİ

Neoliberalizmin şımarık çocukları olan çok uluslu dev şirketler, kazançta olduğu kadar ahlâksızlıkta da sınır tanımıyorlar. Multinational Monitor’un (Çokuluslu İzleme) yayınladığı listede (2002), insan haklarına ve çevreye son derece duyarsız faaliyetlerini sürdüren çeşitli sektörlerden çok uluslu şirketlere yer veriliyordu. İşte bu şirketlerden bazıları ve yürüttükleri faaliyetler:

BAT: Sigara tekeli şirket, gençlerin sigara kullanmasını engellediğini iddia ettiği programlarla aslında gençler ve çocuklar için çok daha çekici hâle gelmesini sağlarken, sigara içilen alanlarda sigara içmeyenler için de tehlike oluştuğu gerçeğini inkâr etmeyi sürdürdü. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütünün, tütün ürünlerini daha güçlü bir şekilde denetim altına almaya yönelik çabalarına da karşı çıktı.

CATERPILLAR: Ağır iş makineleri üreten şirket, İsrail Savunma Güçlerine (IDF), buldozer satarak Filistinlilerin evlerinin yasadışı bir şekilde yıkılmasında rol oynadı. IDF, 1967de başlayan işgalden 2002 yılına kadar içinde 30.000 kişinin yaşadığı 7000den fazla evi yıktı, ve bu işlerde Caterpillar buldozerleri kullandı.

M&M/MARS: Gıda devi bu şirket, dünyanın en çok kakao yetiştirilen Batı Afrika bölgesinde, köle çocuk emeği kullanıldığının ortaya çıkmasına yeterince tepki vermedi ve daha iyi koşullarda işçi çalıştıran üreticilerden ürün almadı.

SHELL OIL: Kendisini sosyal ve ekolojik konulara duyarlı bir şirket olarak pazarlayan petrol devi Shell Oil, çevreye verdiği zararlara rağmen faaliyetine en ufak bir değişiklik göstermeden devam ediyor.

 

***

 

Sonsuzluk arzusu

Bir idam mahkûmu, ölümünden bir dakika önce şöyle düşünmüş: Eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, iki ayağımın sığacağı kadar bir yer verseler ve deseler ki, çevrende okyanuslar altında uçurumlar, korkunç bir yalnızlık içinde, öylece dikilmeye razı mısın? Bütün samimiyetimle şu cevabı verirdim: “Evet razıyım yeter ki yaşayayım. Ömür boyunca binlerce yıl ayakta dursam bile yaşamaya razıyım. Aman Allah’ım, ne yaman bir gerçek, yaşamak, her şeye rağmen yaşamak arzusu. İnsana bu yüzden alçak diyen kendisi alçaktır.”

Büyük Rus romancısı Dostoyevski, insana ait en kuvvetli duyguyu, sonsuza kadar yaşama arzusunu böyle dile getiriyordu. Dostoyevskinin bu harikulade sözlerini Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, ebedî hayat dışında hiçbir şeyin insanın arzu ve taleplerini tatmin edemeyeceği hakikatine dair yazdığı bir hatırasıyla birlikte okumanın güzel olacağını düşündük.

Üstad, çok daha çetin bir soruyla sınamıştı kendini:

Bir zaman, küçüklüğümde hayalimden sordum: Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp, birincisinden ah!’ çekti. Cehennem de olsa bekâ isterim.dedi.”