“Lavoisier” ismi, bütün genel kimya kitaplarının ilk sahifelerinde “Kütlenin Korunumu Kanunu” ile birlikte yer alır.
1743-1794 yılları arasında yaşamış olan bu Fransız kimyacı, kimya biliminde teraziyi sistematik olarak devamlı kullanarak kendisinden önce yapılmış deneylerin neticelerini değerlendirmiş; kendi deneyleri ile takviye edilmiş bazı izahlar yapmış ve kimyevî reaksiyonlara giren maddelerin ağırlıkları toplamının reaksiyondan çıkan maddelerinkine eşit olduğunu, “Kütlenin Korunumu Kanunu” olarak ifade etmiştir.
…
Yirminci yüzyılın başında Alman Fizikçi Albert Einstein ise, “maddenin yoğunlaşmış bir enerji olduğunu”, enerjinin maddeye, maddenin de enerjiye E=mc2 (E=erg-enerji, m=gram-kütle, c=cm/s-boşluktaki ışık hızı) basit formülüne göre dönüşebileceğini keşfederek, hem Lavoisier’in “Kütlenin Korunumu” iddiasının yanlışlığını ortaya koymuş; hem de bilim ve teknolojide “Atom Çağı”nın öncüsü olmuştur.
…
Ancak bu formülden hesaplanan “kütlenin enerjiye eşdeğeri” çok büyüktür. En şiddetli kimyevî reaksiyonlarda bile enerji haline dönüşen madde miktarı, en hassas terazilerle bile tartılabilmek sınırının çok gerisinde ve hesaba katılmasına lüzum görülmeyebilecek kadar az olup—o işlemde yapılan hata kimyacıların çalışma hassasiyetlerinin dışında kaldığından—bugün de “kimyevî reaksiyonlarda madde hiç kaybolmamış” kabul edilir; kimya denklemlerinin katsayılarının denkleştirilmesinde ve kimya reaksiyonlarıyla ilgili problemlerin çözümünde, “kütlenin enerjiye dönüşmesi veya enerjiden kütle meydana gelmesi” hesaplarının da yapılmaması, çözümde mühim hatalara sebep olmaz!..
Fakat nükleer reaksiyonlarla ilgili hesaplarda kütle-enerji dönüşümünün mutlaka göz önüne alınması icab eder. Atom bombası, hidrojen bombası, nükleer santrallar, güneş ve yıldızlarda neşredilen çok büyük enerjinin eşdeğeri olan “kütle kaybı”, ihmal edilemez!..
…
Böylece, Einstein’in E=mc2 formülüyle, Lavoisier’in “Kütlenin Korunumu Kanunu” açıkça reddedilmiş olmasına rağmen, kimya denklemleriyle alâkalı işlem ve hesaplarda niçin Lavoisier’in bu kanununun kullanılmakta devam edildiğinin sebebi, lise ve yüksek okullarda genel kimya derslerinin ilk saatlerinde izah edilir.
Lavoisier’in 1789’da neşrettiği “Kütlenin Korunumu Kanunu”nun yanlışlığının Einstein’in 1905’de neşrettiği madde-enerji bağıntısıyla açık bir şekilde anlaşılmasına rağmen pratikte doğru kabul edilmesinin temin ettiği kolaylıklar sebebiyle, kimya öğretiminde ve tatbikatında hâlâ kullanılmakta oluşu, bugün bile biyoloji ilminde “Darwinizm” ile yapılmaya çalışılan “manevî tahribat”ın benzerini, çok daha az ölçüde de olsa kimya ilminde de yapmaya teşebbüs edenlerin, “çok haksız ve gençliği ifsada çalışmak” gayretlerine malzeme teşkil edebilmektedir!..
Ya mevzuun cahili ya da kasıtlı, kötü niyetli olan müfsîdler (ifsad ediciler) tarafından bazı cahillerin zihni bulandırılmakta; maddenin ezeliyeti ve inkâr-ı uluhiyet sapıklıklarının müdafaasında, Lavoisier’in—aslında yanlış olan, fakat pratikte doğru kabul edilebilen—Kütlenin Korunumu Kanunu “sahte bir delil” gibi ortaya sürülmeye çalışılmaktadır!..
…
Bu durumda, Lavoisier’in ismi ve onun “Kütlenin Korunumu Kanunu”, belki kıyamete kadar bütün lise ve yüksek okul genel kimya kitaplarında yer almaya devam edebilecek; fakat aynı zamanda bazı mugalatacı ve hakikat tahrifçilerine “sahte delil, aldatma ve saptırma vasıtası” da yapılmaya çalışılabilecektir!..
Lavoisier böylece, “Kütlenin Korunumu Kanunu”nun pratikte doğru kabulüyle bir bakıma “kimya bilimine hizmet etmek”, diğer taraftan da yirminci asrın başına kadar bir asırdan fazla bir zaman boyunca “maddenin ezeliyeti ve inkâr-ı uluhiyet” sapıklıklarına aynı yanlış ifadeli kanunuyla “sahte bir delil” vermek durumundadır.
…
Kader-i İlâhî sanki onun bu mevzudaki sevabının da günahının da, bu dünyadaki karşılıklarını vermiştir: Lavoisier isminin genel kimya kitaplarında kıyamete kadar yer alabilecek gibi gözükmesi Lavoisier’e “dünyada şan ve şöhret mükafatı” sayılabilecekken, Fransız İhtilalinin ardından kendisine başka bazı suçlar isnad edilmesi sonucu, giyotinle başı kesilerek feci şekilde idamı da—kendisine isnad edilmiş o suçlarla alâkasından ziyade—yanlış ifade ettiği bir bilimsel kanunla manen idamına sebeb olduklarının günahlarından “Sebeb olan yapan gibidir” Hadis-i Şerifine göre aldığı ve alabileceği günah hisselerinin, “dünyadaki peşin bir cezasıyla alâkalı” olabileceğini düşündürmektedir…
PEKİ MADDE EZELÎ Mİ?
Lavoisier, “reaksiyona giren maddelerin miktarları toplamı ile reaksiyondan çıkan maddelerin miktarları toplamı kesin olarak birbirine eşittir” diyordu. Buna “Kütlenin Korunumu Kanunu” adı verildi. Bu “kanun” ancak Einstein’in “İzâfiyet Teorisi”ne kadar tesirli olabildi.
Einstein’in, 1905’te neşrettiği Özel İzâfiyet Teorisine göre, hem fizikî, hem de kimyevî hadiselerde kütle değişebilir. Ayrıca kütlenin yeniden yaratıldığı ve yok olabildiği hadiseler de vardır (maddeleşme ve yok olma). Ancak, bu kütle artışı ve yok oluşlarını terazi ile tartarak fark edemeyiz. Çünkü, en hassas terazilerle bile gramın yüzbinde birinden daha küçük kütlelerin tayini mümkün olamamaktadır. En şiddetli kimya reaksiyonlarında bile, enerji haline dönüşerek yok olan madde miktarı gramın milyarda biri kadar olabilmektedir. Bu durumda, enerjiye dönüşerek yok olan ve enerjiden meydana gelen madde miktarları, kimyacıların çalışma hassasiyetlerinin çok dışında kaldığı için pratikte göz önüne alınmaz, fakat çekirdek reaksiyonlarında ihmal edilemez.
Enerji alan ve veren cisimlerin kütlelerinde meydana gelen artış ve azalış şeklindeki değişmeler tecrübe yoluyla tespit edilememesine rağmen, Einstein’in Özel İzafiyet Teorisi’nin çok mühim bir neticesi olan “kütle-enerji eşdeğerliği” ile alakalı “maddeleşme ve yok olma hadiseleri”, laboratuvarda çok açık şekilde ispatlanabilmektedir.
“Maddeleşme” yani enerjinin maddeye dönüşmesini ispatlayan deneyi ilk defa 1932’de yapan Anderson’a bu sebeple 1936 Nobel Fizik Ödülü verilmiştir.
Maddenin enerjiye dönüşmesi ile alâkalı bir laboratuvar deneyinde, pozitron ve elektron gibi zıt elektrik yüklü maddî taneciklerin çarpışmaları ile yok olmaları ve enerjiye dönüşmeleri incelenir. Böylece, her biri 0,511 MeV enerjisinde iki Gama ışını fotonu meydana gelir.
Enerjinin maddeye dönüşmesine dair, yukarıdakinin aksi bir hadisede ise Gama ışınından bir pozitronla bir elektronun meydana geldiği, laboratuvarda “Wilson Sis Kutusu” ile alınmış fotoğraflarda görülmektedir.
Ayrıca, çok yüksek vakum (boşluk) elde etmeye çalışılırken, mutlak boşluğa yaklaşıldığında, “pozitron” gibi küçük maddî parçacıkların yoktan var olduğu da laboratuvarda tesbit edilmiştir.
1905’te ilim âlemini sarsan Özel İzafiyet Teorisiyle ve onu doğrulayan, Nobel mükâfatına lâyık görülenleri de dahil çeşitli fizik deneyleriyle, yok olabildiği ve yoktan var olabileceği isbatlanmış olan maddeye, “ezelîdir” denilebilir mi? Asla!
