TR EN

Dil Seçin

Ara

En Önemli Bileşik

“İmanî hakikatler” ve “Bilimsel gerçekler”, aslında birbirlerine aykırı değillerdir; uyum halindedirler. “Gerçek bilim, âdetullah kanunlarıdır.”

“İmanî bir delil” olabilecek şeyin seçimine dikkat edilmelidir. İmanî bir meselede, zayıf ve reddedilebilir bir delil gösterilemez; gösterilirse, hem o iman davasına ve hem de o delili imanlarına dayanak yapmaya çalışmış insanlara—belki bilmeyerek—zarar verilebilir. Mucizeler ve kerâmetler olabilir fakat bunlar istisnaî hallerdir; Allah’ın peygamberlerine ve evliyalarına ikramı olan âdetullah kanunlarındaki bu istisnalar, genel kaideyi bozmaz.

“Bir çadır kurdum; gelin bu çadıra girin..” diyerek, pek sağlam olmayan bir direkle kurulan bir çadıra iyi niyetle de olsa bir davet yapılsa ve o davete uyarak o çadıra girenler yıkılabilecek olan o çadırın altında kalmak tehlikesinde bulunsalar, o tehlikeyi bilenlerin ve görenlerin o çadırdakileri ikaz etmeleri icap eder.

Dr. Masaru Emoto adlı, tahsili ve ve ihtisası fen bilimleri ağırlıklı olmayan bir Japon, ondan yıllarca önce bir Amerikalı fotoğrafçının daha iptidaî alet ve imkânlarla yapmış olduğu ve yorumunu yapmadan mikroskop altında çekilmiş yüzlerce kar kristali fotoğrafını ihtiva eden “Snow Crystals” adını verdiği bir kitap neşrederek, “suyun donarak buz haline gelmiş halinin mikroskop altında çektiği fotoğraflarıyla” alâkaları çekmişti. Dr. Masaru Emoto ise, o kitabın neşrinden yıllar sonra, internet tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanınca, web sitesine koyduğu kendisinin mikroskop altında çekmiş olduğu kar kristali fotoğrafları ve 2002 yılında o konuda yayınladığı başka bir kitapla da ilgi çekmeye çalışmış; İstanbul’daki bir özel okul, öğrencilerine konferans vermesi için onu Türkiye’ye davet bile etmişti.

Dr. Masaru Emoto’nun aslında tahsili ve ihtisası “fen bilimleri” ağırlıklı olmadığı halde, bu konuda yapmış olduğu gerçeğe aykırı bazı yorumlarına bizim basınımızda ve bazı cep kitaplarında “hakikaten imanî bir delilmiş gibi” gibi yer verilmesi dikkati çekmişti.  

Dr. Masaru Emoto’nun gerçek niyeti ne olursa olsun, suyun değişik ses etkileri altında buz haline gelişiyle ilgili çektiği fotoğrafları yorumlamasındaki bazı yanlışlarına bir yazımla dikkatleri çekmiştim. Çünkü yukarıda misali verilen pek sağlam olmayan bir direkle kurulmuş bir çadırın çökmesi gibi, onun ileride verebileceği manevî zararlara (bilerek) kayıtsız kalmamak gerekirdi.

1- Her şeyden önce “Su kristali” ifadesinin yanlış olduğunu söylemek gerekir; çünkü suyun katı haline “Buz” denilir. “Su” kelimesi ise, H2O formülündeki en mühim bileşiğin sıvı halinin adıdır.

2- “Canlı olmak” ne demektir? Bunun tarifini göz önüne alarak—ancak bu tarife uyuyorsa—“suyun canlılar gibi davrandığını” söylemek lâzımdır.

Âhirette her şey canlı olacak; taşlar bile konuşacaktır. Fakat bu dünyada öyle değildir!.. Biyoloji bilimine göre bu dünyadaki canlılar: bitkiler, hayvanlar ve insanlardır. En basit canlılar olan bitkilerde, canlılığının sebebi olan “hayat” vardır; hayvanlarda ve insanlarda ise ayrıca, hayatla birlikte başka “canlılık özellikleri” de bulunur.

3- Dr. Masaru Emoto’nun söyledikleri ve yazdıklarındaki “Su molekülleri ve atomlarının bir insan duyarlılığına sahip olduğu”(?) iddiası da yanlıştır; kendisinde “hayat” bile olmayan su, nasıl en mükemmel canlı olan insan gibi duyarlı davranabilir? İnsanların sözlerinden etkilenmeyen çok sayıda “insan” bulunduğu halde ve hemcinslerini etkileyebilmek insanlar için bile özel bir kabiliyet, ilim ve sanat olduğu halde, cansız su moleküllerinin insanların sözünü duyması, anlaması ve etkilenmesi nasıl mümkün olabilir?

4- “Su moleküllerinin manyetik alanı”(?) da yoktur ve “onların havadaki ses dalgalarından etkilendiği” iddiası da yanlıştır!..

5- “Peki, su moleküllerinin donarken değişik buz yapıları meydana getirmelerine değişik seslerin etkisi ne olabilir?” diye sorulacak olsa, bunun cevabı kimyacılar için çok basittir: Kimyacıların “ayırma ve saflaştırma” işlemlerinde çok kullandıkları “su içinde kristallendirme” yapılırken, suda çözünmüş haldeki katı bir maddenin sudan saf halinde ayrılabilmesi için, o sıvının “hareketsiz” olmasının teminine çalışılır. Böylelikle, suda çözünmüş aynı cinsten katı maddelerin birbirlerine eklenip “katı kristal yapısı” meydana getirmesi mümkün olabilir.

“Sudaki hareketler ve dalgalanmalar”, o sudaki molekül ve iyonların hareketlerine tesir ederek, meydana gelebilecek “katı kristal şeklini” değiştirebilir. Havadaki değişik seslerin şiddetlerinin suyun yüzeyinde meydana getirebileceği “mekanik etki” ve bunun neticesinde de “suyun kütlesindeki dalgalanmalar” farklı olabileceğinden, “o suda teşekkül edebilecek katı kristallerinin şekilleri” de tabii ki, farklı olur!.. Suyun donarken farklı seslerin etkisinde “farklı şekilli buz kristalleri” meydana getirmesi meselesinin sebebi ve yorumu, Dr. Emoto’nun dedikleri gibi değil; bundan ibarettir.

“Daha ziyade hal lisanları ile, her şeyin Allah’ı tesbih ettiği” hakikatinden ise, Dr. Masaru Emoto hiç bahsetmemektedir.

…

En mühim bileşik olan su konusunda Dr. Masaru Emoto’nun hiç bahsetmediği, düşünülmesi ve söylenmesi gereken en mühim olan şey ise, sıvı halinden katı haline geçerken suyun, onu yaratıp dünyaya soğuk havalarda yer küresi üzerine gönderen Allah’ın, ancak mikroskopla ayrıntılı olarak şekilleri görülebilen ve fotoğrafları çekilebilen kar tanesi halindeki katı şekillerinin her birinin birçok özelliklerini aynı yapmakla “Ferd” ismi içindeki “Vahid” isminin ve her birini diğerleriyle tamamen aynı yapmamasıyla da “Ferd” ismi içindeki “Ehad” isminin tecellisini insanlara göstererek, onları bu en mühim mevzuda tefekküre davet etmesidir…

Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine, isim ve sıfatlarının çeşitli tecellîlerine kâinatta ve onu inceleyen fenlerde sayısız deliller varken, Dr. Masaru Emoto’nun söylediklerinin gerçeğini bilenlere de sorup araştırmadan, onlardan “gerçek ve çok mühim bir imanî delilmiş” gibi yazıyla veya sözle bahsetmeye ise, hiç lüzum yoktur!..