Soru: İyi çalışmalar dilerim hocam. Sosyal fobi rahatsızlığıyla ilgili detaylı bilgi verebilir misiniz? Bu sorunu yaşayanlara neler tavsiye edersiniz?
Cevap: Literatürde sosyal anksiyete (kaygı) bozukluğu denilen ve halk arasında sosyal fobi olarak bilinen rahatsızlık, bireyin günlük normal etkileşimler sürecinde başkaları tarafından gözlem altına alınmaktan veya yargılanmaktan korkmasından dolayı ortaya çıkan yoğun kaygı, korku, öz bilinç ve utanç duygularına verilen isimdir.
Normal şartlarda her insan günlük hayatta birçok durumdan dolayı gerginlik ve çekingenlik hissedebilir ancak sosyal kaygı bozukluğunda durum basit bir gerginlikle açıklanamayacak derecede aşırı kaygılanmayla ve korkuyla kendini ortaya koymaktadır.
Sosyal kaygı bozukluğu, kronik bir zihinsel sağlık durumudur; derecesine göre psikoterapi ve ilaç tedavisiyle beraber uygulanan bir sürecin sonucunda düzelebilecek psikolojik bir sorunken, utangaçlık ise daha çok bir kişilik özelliğidir.
Bazı insanların temel mizaçları içedönük olabilmektedir. Bundan dolayı özellikle yeni durumlarla karşılaştıklarında utangaçlık çekebilirler. Birçok insan içedönük mizaçta olmasalar bile rutin dışı yeniliklerde, yeni bir insanla ya da ortamla tanıştıklarında yine utangaçlık gösterebilirler. Ancak burada bahsettiğimiz utangaçlık bireyi pasif hale getirmeyen, kısa süreli ve durumla yüzleşmekten alıkoymayan bir utangaçlıktır. Birey, yapılması gereken bir sorumluluksa ne kadar utangaçlık hissetse de eninde sonunda o söz konusu sorumluluğu yerine getirecektir.
Sosyal kaygı bozukluğunda ise gözlemlenme, yargılanma, gülünç duruma düşme ve hata yapma korkusu o kadar yüksektir ki, yapması gereken sorumluluğu asla yapamaz ve mümkün olduğunda erteler ya da kaçar. Son tahlilde utangaçlık normal ve bireyi sorumluluğu yerine getirmekten alıkoymayan aktif bir yaşama izin veren bir duyguyken sosyal kaygı bozukluğu anormal, sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoyan pasif bir yaşam biçimine alıştıran bir hastalıktır.
Daha önce değindiğimiz gibi her utanma ya da çekingenlik sosyal kaygı bozukluğu demek değildir. Sosyal kaygı bozukluğu, bir nevi donmaktır ve haliyle kaçan fırsat çok büyük olsa bile yapılması gerekeni yapamamaktır. Örneğin görevde yükselmek adına yöneticiler grubuna yapılması gereken bir sunumda sosyal fobisi olmayan birey de elbette gerginlik yaşayabilir, olası bir hatada küçük düşmekten, alay edilmekten, başaramamaktan kaygı duyabilir. Ancak bu hisler onu sunuma iyi şekilde hazırlanmaktan ve olası riskleri göze alıp sunumu yapmaktan alıkoymaz. Aynı durumda sosyal fobisi olan birisi olsaydı kaçıracağı fırsat ne kadar büyük olursa olsun yargılanmaktan, alay edilmekten ya da hata yapacağından korkacağı için o sunumu yapamayacaktı.
Sosyal kaygı bozukluğunun belirtileri genel olarak ergenlik çağının ortalarında başlar ve gerekli müdahale yapılmazsa yıllar içerisinde derinleşerek devam eder. Sosyal fobinin belirtileri arasında yargılanabileceğini düşündüğü durumlardan korkmak, bireyin bir sosyal durumdan sonra performansını analiz etmek ve etkileşimlerindeki kusurları belirlemek için aşırı zaman harcaması, ilgi odağı olabileceği durumlardan kaçınması, korkulan bir aktivite veya olay beklentisiyle kaygı duyması, rezil olma veya kendini rezil etme endişesi, sosyal bir durum sırasında olumsuz bir deneyimden olası en kötü sonuçları beklemesi, utanç korkusuyla bir şeyler yapmaktan veya insanlarla konuşmaktan kaçınması, yabancılarla etkileşime girerken veya konuşurken hissedilen yoğun korku, sosyal bir duruma sürekli yoğun korku veya endişeyle katlanma ve yüzde kızarma, terleme veya titreme gibi bireyin kendisini utandırabilecek fiziksel belirtilerden korkması sayılabilir.
Tipik olarak görülen fiziksel belirtiler baş dönmesi, kalp atışında hızlanma, kas gerginliği, mide bulantısı, nefes almakta güçlük, terleme, titreme, zihnin boş olduğunu hissetmek, ağız kuruluğu, kekeleme ve yüz kızarması sayılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu belirtiler her insanda görülebilir; önemli olan bunlara rağmen sorumluluğu alıp yapılması gerekeni yapıp yapmadığımızdır. Uzun süredir yapamıyorsak sosyal kaygı bozukluğundan şüphe edip uzmanlardan yardım alınmalıdır.
Sosyal kaygı bozukluğu, ruh sağlığını etkileyen diğer birçok durum gibi biyolojik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklanmaktadır. Sosyal fobinin olası sebepleri arasında öncelikle kalıtımsal özellikler sıralanabilir. Kaygı bozuklukları kan bağı ile bağlı aile bireylerinde görülme eğilimindedir. Buna göre biyolojik ebeveynlerinde veya kardeşlerinde sosyal fobi görülen bireylerin sosyal kaygı bozukluğu geliştirme olasılığı daha yüksektir.
Sosyal kaygı bozukluğunun sonradan öğrenilmiş bir davranış olduğuna dair araştırma sonuçları da mevcuttur. Bazı bireyler rahatsız edici veya utanç verici bir sosyal durumdan sonra sosyal fobi geliştirebilir. Buna ek olarak, sosyal kaygı bozukluğu nedeniyle sosyal durumlarda kaygılı davranışları gösteren ya da çocuklarını daha yoğun kontrol altında tutan veya aşırı korumacı olan ebeveynlerin çocuklarında ortaya çıkma ihtimali daha fazladır.
Çeşitli faktörlerin sosyal kaygı bozukluğu geliştirme riskini artırdığı söylenebilir. Alay edilme, aşağılanma, reddedilme veya zorbalık gibi olumsuz deneyimleri aşırı derecede ve devamlı yaşayan çocukların sosyal kaygı bozukluğuna daha yatkın olduğu gözlemlenmiştir. Bununla yanı sıra aile içi çatışma ortamı, travma veya istismar gibi diğer olumsuz olayların da sosyal kaygı bozukluğuna yol açma ihtimalini unutmamak gerekir.
Sosyal fobi, başka psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur mu? Evet, bu ihtimal her zaman vardır. Zira, sorumluluklarını sosyal fobisinden dolayı yapamayan ve fırsatları kaçıran birey hayattan daha fazla soyutlanır ve bu başta depresyon olmak üzere çok daha ağır hastalıkların tetikleyicisi olabilir. Bundan dolayı kendiliğinden geçmesini beklemek yerine, aktif bir tutum benimseyerek alanda uzmanlaşmış kişilerden yardım alınması gerekir. Ancak ne olursa olsun ilk adım, sorunu yaşayan bireyin “gönüllü” bir adımıyla başlayacaktır.
Peki, sosyal fobiyi nasıl yenebiliriz? En başta gönüllü bir şekilde yenebileceğine dair ufak da olsa küçük bir inançla yola çıkılmalıdır. Yıllardır kökleşmiş bir problemin bugünden yarına sihirli bir değnekle düzelmeyeceği, iyileşmenin bir süreç gerektirdiği akılda tutulmalıdır. Bununla beraber büyük ve hızlı adımlar değil; iyileşmeye dair küçük ama emin adımların daha makbul olduğu bilinmelidir. Bu süreçte yardım alınacak kurumların ve ilgili uzmanların alanında yetkin ve bu sosyal fobi konusunda eğitimli olup olmadıklarını sorgulamak çok önemlidir.
Birey kişisel yaşamını takip etmek, kendisinin ve ruh sağlığı uzmanının neyin strese neden olduğunu ve neyin daha iyi hissetmesine yardımcı olduğunu belirlemesine yardımcı olmak için bir günlük tutabilir. Birey kendi hayatındaki sorunları önceliklendirerek, zamanını ve enerjisini dikkatlice yönetebilir ve bu sayede hissettiği kaygıyı azaltabilir. Bu süreçte bireyin kendi hoşuna giden işleri yapmaya zaman ayırması tavsiye edilir. Birey, hedeflerini küçük adımlara bölerek sırasıyla başararak gidebilir. Ancak olası başarısızlığın da bu sürecin doğasında olduğu unutulmamalıdır. Birey, kendisi ve hayat hakkında gerçek dışı çarpıtılmış düşüncelerini farkederek, yerine daha rasyonel düşünceler benimsemeye çalışabilir. Sigara, uyuşturucu, alkol hatta kafein gibi sağlıksız madde kullanımından kaçınmak önemlidir. Bu maddeler özellikle aşırı kullanıldıklarında hem kaygıya neden olabilir hem de var olan kaygı hislerini ağırlaştırabilir.
