İnsanoğlu bazen “duasına katran katmayı” bazen de “katranına dua katmayı” bilmesi gerekiyor!
Duaya katran katma metaforu kulun tevekkül kavramını doğru anlamasına güzel bir örnek teşkil eder. Bir sahabinin devesi hastalanmıştı. Hastalığının tedavisi için deveye katran sürülmesi gerekiyordu. Ellerini kaldırıp, “Allahım, devemi iyileştir.” diye dua etmeye başladı. Peygamber Efendimiz (asm) onu böyle görünce latife yollu şöyle dedi: “Duana biraz da katran kat.”
Yaşadığımız zamanın seküler etkisiyle kul bazen unutuyor duayı… Kul bazen kendini Karun’un halet-i ruhiyesinde buluveriyor bir anda.... Karun gibi “Kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin” (Kasas, 78) Yani, “Bu serveti bilgili olmam sayesinde elde ettim.” diyor… Rabbinin ona verdiği fazl ve ihsanı unutuyor maalesef… Oysaki kul demeli idi ki: “Haza min fadli Rabbi” (Neml, 40) “Bu Rabbimin fazlındandır.”
Evet “Bütün hayrat Onun elinde, bütün hasenat Onun defterinde, bütün ihsanat Onun hazinesindedir. Öyle ise hayır isteyen Ondan istemeli, iyilik arzu eden Ona yalvarmalı.” (Mektubat, s. 346)
Sınava hazırlanan bir öğrenci elinden gelen bütün çalışmayı yapacak (deveye katran sürecek), lakin tevekkülü asla unutmayacak (katrana dua katacak)… Şayet Karun gibi, “ben sadece kendi çabamla kazanırım” gafletinde bulunursa, belki sınava gidemez veya yetişemez veya sınava girer cevap kağıdındaki işaretlemeleri kaydırır… Ve hayatı kayar…
