Sen de “İçimde boşluk var” hissini yaşadın mı, yoksa hala yaşıyor musun? Bu duyguyu yaşamak normal midir? İnsan niçin böyle bir şey yaşar veya yaşamaz?..
Özellikle insan büluğ çağına girerken karmaşık duygular ile birlikte varoluşsal sıkıntılar yaşar. Her şeyi sorgular, her şeye itiraz eder. “Ben de varım” demeye başlar…
Bu arada “ben kimim, neyim, niçin varım, nereden geldim, hayatımın anlamı nedir, hayat güzel, hayat kötü, ölmek istemiyorum ama ölüm var…” gibi türlü sorular insanın tüm benliğini sarar. Bu sorularına cevap aramaya çalışır. Hayatın anlamını öğrenenler huzura kavuşur, kalbi ve kafası netleşir. Kimileri de hayatın anlamını felsefede, oyunda, eğlencede arar lakin bulamaz, bulamadığı gibi bunun ürettiği sıkıntılarla daha da hırçınlaşır, hatta bunalıma girer.
Büluğ çağına doğru ve sonrasında insanın gerçeği arayışı tamamen yaratılış paketinde var olan duygulardan kaynaklanmaktadır. Yani insan olmanın gereğidir bu duygu… İnsan, bir yaratıcının olduğunu, kendisinin kim olduğunu, sorumluluklarının neler olduğunu, dünyanın bir sınav alanı olduğunu, bu sınavı başarı ile geçmek için çalışmak gerektiğini, sınavın ve dünyanın geçici olduğunu, asıl ve daimi memleketin ebedi yaşanacak ahiret olduğunu hep bu duygu sayesinde öğrenir, fark eder ve idrak eder.
Şimdi size kendi hayatımdan bir kesit aktarmak istiyorum… Lise yıllarımdı… İçimdeki sıkıntı ve boşluk hissi daha da artmıştı. Ortaokul döneminde hatıra defterimde bazen “içimde bir sıkıntı var, ailemi özlüyorum” şeklinde yazıyordum. Ama bu sıkıntımın lise döneminde daha da arttığını sürekli hissediyordum. Şimdi ise, “İçimde doldurulamayan bir boşluk var” şeklinde yazmaya başlamıştım.
İhtilal ile birlikte mescidimiz kapandığı için, namazdan da mahrum kalmıştım. Namazın mutlaka kılınması gerektiğini biliyordum, ama ortamın siyasal şartları, ergenlik duyguları ve nefsim bunu yapmama imkan tanımıyordu. Hani Risale-i Nurlarda İkinci Lema’da “Bel rânâ alâ kulûbihim” (kalplerin pas tutması) sırrı anlatırken verilen misali aynen yaşamıştım:
“Hem meselâ: Farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve manen diyor ki: “Keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasa idi.” Ve bu arzudan bir manevî adavet-i İlahiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-u İlahiyeye dair kalbe gelse, kat’î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki: İnkâr vasıtasıyla, gayet cüz’î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müthiş manevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul eder.”
Dinin direği namaz olmayınca, din de etkisini hayatımda çok az gösterebiliyordu. Sevgiye açlığımız vardı zaten, bir de buna manevi açlık eklenince rotamızdan hafif yalpalamalar yaşadık. Sigara alışkanlığı zaten vardı. Gerçi pansiyonda bir nevi asker hayatı yaşamamız birçok zararlı alışkanlıktan kurtarmıştı bizi. Yoksa tavan yapan duygusal travmalarımızı bastırmak için alkol ve uyuşturucuya başlamak işten bile değildi! Eh bir de ergenlik dönemindeydik…
Üniversite yıllarımda Rabbim nasip etti, Medrese-i Nuriye’de kalmaya başladım. İlerleyen günlerde içime tarif edemediğim bir huzur dolmuştu. Ve bir Kur’an tefsiri olan Risale-i Nurları her yeni tanıyanın verdiği tepkiyi ben de vermiştim: “Neden daha önce tanıyamadım? Neden birileri bunlardan bahsetmedi! Senelerdir boş bir hayat yaşamışım! Şimdi sanki yeniden doğmuş gibiyim!” şeklinde birbiri peşine gelen hayıflanmalar… Evet Bediüzzaman Hazretleri de Risale-i Nurları telif etmeden önceki halini “Said dahi meyyit hükmünde idi. Risalet-ün Nur ile ihya edildi, onunla hayat buldu” tarzında ifade ederek adeta “yeniden doğdum” diyordu. Rabbimin lütfuna sonsuz hamd olsun.
Sonrasında bir gün hatıra defterime yazarken geçmiş sayfalara bakınca aklıma geldi: Lise yıllarımda her yazdığım sayfada mutlaka “içimde bir boşluk var” cümlesini artık kullanmıyordum. İçimdeki boşluklar artık Kur’an nurlarıyla doluyordu; aklıma ve kalbime gelen şüpheler Kur’an nurlarıyla aydınlanıyordu elhamdülillah.
