“Hocam hayattan neden lezzet alamıyorum, huzursuzum, hiçbir şeyin tadını alamıyorum. Günler benim için sıkıcı ve sıradan geçiyor. Bir işe yaramadığımı hissediyorum.”
Soru: “Hocam hayattan nasıl lezzet alabilirim? Huzuru uzun süre önce kaybettim gibi. Her şey karanlık gibi görünüyor. Hiçbir şeyin tadını alamıyorum. Günler benim için sıkıcı ve sıradan geçiyor. Bir işe yaramadığımı hissediyorum.”
Cevap: Kıymetli okurum, zannediyorum ki günümüz post-modern insanının en fazla yaşadığı sorunların başında “hayattan lezzet alamama” olarak özetlenebilecek ve açıklaması da tam da sizin yazdığınız gibi olan bir maraz ile karşı karşıyayız. Evet, hayatın lezzetini tatmadan huzur bulmak pek mümkün değildir. Bununla beraber her bireyin hayatında lezzet almasının ve huzur bulmasının yolları farklı olabilir. Yani elimde uygulandığı takdirde herkese kesinlikle lezzet ve huzur verecek sabit bir reçete yok. Ancak lezzet ve huzur için bazı ortak prensipler hakkında konuşabileceğimizi düşünüyorum.
“Anlam, sevmek, çaba, irade, düzen, mizah, mahremiyet, kendine izin, mümkün olduğunca gerekli olanlar, spor, denge” tecrübe ettiğim kadarıyla hayattan lezzet almanın ve huzur bulmanın 11 temel kriterini bu şekilde sayabiliriz. Bu kavramların her birinin her bireyde yansımalarının farklı olacağını akılda tutarak yazımıza devam edelim.
Anlam; hayattaki en temel varoluşsal meselemizdir. Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu dünyada ne yapıyorum? Sorularına verdiğimiz cevapların açtığı yoldan yürürüz ve diğer kavramlara geçebiliriz. Kalıcı lezzet ve tatmin edici bir huzur arıyorsak “anlamımızı” bulmak zorundayız. Burada şu hakikatin altını çizmemiz gerekiyor: Anlam bulmamız gerektiğinin farkında olmak bile başlı başına büyük bir farkındalık ve harekete geçirici bir meseledir. Anlam bulmak gerektiğini farketmek ve anlamı bulmak, günümüz post-modern dünyanın çılgın akıntısına kendini bırakmış ve hayatındaki tüm ölçütleri sosyal medyadaki keşfet bölümüyle belirlenen insanın yaşadığı tatminsizliğin, huzursuzluğun yegâne ilacıdır. Hissedilen o tatminsizlik sancıları aslında yaratılış kodlarımızda var olan anlam arayışının belirtileridir. Tabi bunu anlamayı bilene…
Sevmek; anlamdan sonra en kıymetli kavramdır. Manevi ve maddi olarak seveceğimiz sayısız şey vardır. Sevdiğimiz her şey bizi kendine bir ölçüde bağlar. Bu bağlar bizi aynı zamanda hayata da bağlar. Bağlandıklarımız ise bizi yönlendirir. İşte bu noktada kalıcı lezzet ve tatmin edici huzur için süreklilik arz eden şeyleri sevgi sıralamasında en önlere almalıyız. Zira sadece bitmeyen, tükenmeyen, devam eden şeyler bizi kalıcı tatmine götürebilir. Bu noktada biten maddi şeylerden ziyade bitmeyen manevi âlem bize ciddi bir yol gösterir. Elbette maddi şeyleri de seveceğiz ancak onların süreklilik arz etmemesi, sınırlı lezzet ve huzuru getirecektir. Bunun farkında olalım.
Çaba: Anlamı bulduk, sevdik ve sıra anlam ve sevgimiz için çaba göstermeye gelmiş demektir. Anlam ve sevgi, çaba gerektirir. Zira artık bir amacımız vardır ve o amaca inanmış birisi olarak amacı gerçekleştirmek için çalışmamız gerekir. Burada amaca ulaşmaktan ziyade o amacın yolunda çabalamamız ve o yolda sebat etmemiz başlı başına bir lezzet ve huzur kaynağıdır. Çünkü bir işe yaradığımızı hissederiz. “İşe yarar hissetmek” harika bir histir.
İrade; ortaya koyduğumuz çabanın ve sahip olduğumuz anlamın korunması için gereken bir muhafızdır. Çünkü bir anlama ve çabaya sahipseniz “yapmanız gereken ve yapmamanız gereken şeylere” de sahipsiniz demektir. Bu kılavuza göre hareket etmek bazen kolay olsa da önemli yol ayrımlarında ve karar anlarında bu kılavuza uygun hareket etmek “hayır diyebilme” iradesini gerektirir.
Düzenli bir hayat bize disiplini getirir. Disiplin de başarının kapısını aralatır. Düzen en basit tabiriyle inanç, düşünce ve eşyaların doğru yerde konumlandırılması ve orada muhafaza edilmesidir. Bu açıdan düzenli bir hayat, aslında düzenli inanç, düzenli düşünce ve düzenli eşya demektir. Düzensizlik kaosu getirir ve kaosa karşı fıtri olarak bir antipatimiz vardır.
Düzen ve disiplinden bahsederken hayatımızda her daim ciddiyetin olması gerektiğini kast etmiyoruz. Mizah, hayatı renklendirir. Belirli bir ölçüde mizah anlayışımızın olması, gülmemiz ve güldürmemiz hayata dair olumlu hislerimizi güçlendirirken bize sıkıntılar karşısında dayanıklılık da verir. Mizah, sıkıcı monotonluğa karşı birebir ilaçtır. Ölçülü mizah, alaycılığa kaçmaz ama alaydan da biraz ilham alır. İnsanın kendine gülebilmesi ise önemli bir adımdır. Mizaha belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz alan çekirdek ailemizin bulunduğu alandır. Zira aile dışındaki her yerde belirli maskeler takmak ve roller oynamak zorundayızdır. Oysa aile bir sığınma mekânı ve rahatlama yeridir. Çekirdek ailemizin yanında rolsüz kendimiz olabiliyorsak, dışarısı için de güç depoluyoruz demektir. Ancak ailemizin yanında bile hala kasılıyor ve roller yapıyor ve asla taviz verilmeyen ciddiyetimizi koruyorsak burada sorun var demektir.
Kalan kriterlerimize nasipse diğer sayımızda devam edeceğiz…Sağlıcakla…
