“Birinin Kalbini Yaralayan Aslında Kendini Yaralar”
Nasihatnamelerden Sayfalar / Feridüddîn Attâr’dan Öğütler
Ara
Nasihatnamelerden Sayfalar / Feridüddîn Attâr’dan Öğütler
İranlı meşhur şair ve mutasavvıf Feridüddîn Attâr, Nîşâbur’da dünyaya geldi. Eczacılık ve tıp mesleğiyle uğraştığı için “attâr” lakabıyla tanındı. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Eserlerinde satır aralarında yer alan bazı bilgilere göre gençliğinde mesleğinin yanında ilim tahsil etti, şeyhlerin hizmetinde bulundu, tasavvufî neşve ile donandı. Peygamberler ve veli kullara dair birçok kitap okuduğunu ve otuz dokuz yıl boyunca tasavvufî şiir ve hikâyeler derlediğini söyler. Irak, Şam, Mısır, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkistan’a seyahatler yaptı. Uzun süren seyahatlerden sonra Nişâbur’a döndü ve inzivaya çekildi. İnzivâ hayatı sonunda ileri bir yaştayken bir Moğol çerisi tarafından Nişâbur’da şehit edildi.
Feridüddîn Attâr, klasik nazım şekillerinin pek çoğunu kullanmış, daha ziyade mesnevi ve gazelde başarı sağlamıştır. Yazdığı kasideleri na’t, öğüt ve tasavvufun ana meseleleri hakkındadır. Attâr’ın usta olduğu tür tasavvufî gazellerdir. O, birçok nazım şeklini ustalıkla kullanmış; ilâhî gazelleri, âşıkane şiirleri, manzum hikâyeleri ve şiirlerinde billûrlaşan orijinal fikirleriyle Türk ve Arap edebiyatlarını derinden etkilemiştir. Feridüddîn Attâr tür bakımından olduğu gibi konusu bakımından da farklı birçok eser telif etmiştir. Onun en bilinen eserleri; Mantıku’t-Tayr, Pendnâme ve Tezkiretü’l-evliyâ isimli eserleridir.
Onun “Pendname” isimli eseri nasihatname türünün seçkin örneklerinden biridir. O, bu eserinde sadece Müslümanlara hitap etmemiş her din, mezhep ve meşrepten insana hitap etmiştir. Onun eserindeki öğütler, doğruluğu, saf güzelliği ve mutluluğu arayan herkesin ruhunu yakalayıp arındıran, sükuna erdiren duru bir pınardır. O eserinde yer yer bütün insanlığa yönelik bir hitap tarzı benimsemesinin yanında bazı yerlerde “ey oğul” şeklinde özel bir hitap da kullanmaktadır. Onun evladının olup olmadığı bilinmemekle birlikte Muḫtârnâme’sinde yer alan iki rubâîsinden, otuz iki yaşındaki bir oğlunu kaybettiği, dolayısıyla bir evlat sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
Feridüddîn Attâr Pendname’ye Allah’a, Hz. Peygamber’e ve dört büyük mezhep imamına övgü ile başlamaktadır. Devamındaki bablarda ise ibadet, ahlak, örf ve adet, hikmet, adalet, muruet gibi ana konulara dair öğütleri işlemektedir. Öğütleri oldukça açık ve sadedir. Diğer eserlerinde olduğu gibi mecazi anlatıma ve metaforlara yer vermez. Bu yazıda nasihatnamelerin İslâm kültür coğrafyasındaki en meşhur örneği kabul edilen onun Pendnâme’sindeki öğütlerine yer verilecektir.

Gerçekten akıllı insan, Allah’ın nimetlerine şükretmesini ve nefsini yenmesini bilen insandır. Kim sinirlerine hâkim olup öfkesini yenerse, bu dünyada gerçek hürriyeti tadanlardan olur. Arzularının ve nefsinin peşinden körü körüne koşan ve çılgınca bir umutla âhirette Allah’ın kendisine merhamet edeceği hayaline kapılan kimseden daha akılsızı yoktur. Her ne kadar kendini bütünüyle Allah’a vermek, dervişliğe yönelmek zor olsa da ey oğlum dervişlikten daha iyi bir şey yoktur. İsyankâr nefsini dizginlemesini bilen kimse, akıllılar arasında şerefli bir yer edinir.
Rabbim katında merhamete ermek istiyorsan seni inciten insanın özrünü kabul et, intikamdan uzak dur. Allah kötülük edeni asla sevmez; zaten böyle bir davranış dini bütün olana da yakışmaz. Yaptığı haksızlıkla birinin kalbini yaralayan aslında kendini yaralar. İnsanları üzmekten hoşlanan kişinin mükâfatı sonunda inleyip sızlamalar olur. Başkasını üzmekten zevk almaya kalkışma oğul, yoksa hakkın gazabına uğrarsın!
Evlâdım, benim görüşlerime ve sana verdiğim öğütlere dikkat kesil. Huzur ve barış istiyor musun? Sessizliğini koru. Kendisini çok konuşmaya kaptıran kimsenin kalbi bozulur ve kokuşur. Sükût akıllının mesleğidir. Akılsızın mesleği ise asıl vazifesini unutmaktır. Mutlaka yerine getirmesi gereken vazife gıybeti ve yalanı bırakmak ve susmasını bilmektir. Konuşma tutkusuna kapılansa akılsızın tekidir. Bir insan kendini konuşma şehvetine kaptırdığı an derununda ne var ne yoksa hepsini yağmalatmış olur. Çok konuşmak kalbi öldürür; isterse onlar Aden incileri değerinde sözler olsun. Bütün enerjisini konuşma yeteneğine harcayan kimse ruhunda yara açar ve güzelliğini mahveder. Gözlerini sadece kendi kusurlarını görmek için açan kimse ruhunun yeni bir hayat bulduğunu görür.
İnsanın ömrü dört şeyle uzar. Ey Aziz can, bu öğüdü dinle. Birincisi güzel ses dinlemek; ikincisi ay gibi güzel yüzler seyretmek; üçüncüsü malından canından kaygusuz yaşamak. Hele işi gönlünün isteğine uygun olanın ömrüne bereket çöker.
İnsanın ömrünü beş şey kısaltır. Bu beş şeyden biri ihtiyarlıkta muhtaçlık, ötekiler de gariplik ve uzun süren hastalıktır. Bununla beraber ölülere bakanların da şüphesiz ömürleri eksilir. Ey Oğul! Beşincisi ise düşman korkusudur. Bunlar ömre ziyan verir.
Dört şeyden dört şey ürer. Bu nükteyi idraki yüksek olanlardan başkası anlayamaz. Bu dört iş kimden belirirse elinde olmayarak öteki dördünü de görür: Dilencilik yapan horluğa uğrar. Ötekini berikini küçük gören yalnız kalır. Bir işin sonunu düşünmeyen kimse neticede bir gün pişmanlık çeker. İşinde ihtiyatlı davranmayanın da gönlüne ağırlıklar çöker.
Dört şey Allah’ın muhabbetindendir. Söyleyeyim de hafızanda muhafaza et ey sağlam düşünceli dinleyici! Evvela Allah’ın emirlerini yerine getirmek, ikincisi de ana babayı kendinden hoşnut kılmaktır. Üçüncüsü ise şeytanla savaşmak ve dördüncüsü ise ihtiyaç sahibi olanlara iyilik yapmaktır.
Yavrum âlemin nazarında yüz suyunu dökmemek istiyorsan beş huydan uzak kal! Önce yalancının yüzünden itibarını düşürmemek için halka yalan söyleme. Büyüklerle gürültü çıkaran şüphesiz gücünü kaybetmiş olur. Halka edepsizlik edenler itibarlarını düşürürlerse şaşmamalıdır. Ey güzel huylu, hafif meşrep olma! Çünkü bu huy şerefini kırar. Yavrum büyüklerle az uğraş da aptallıkla itibarını kaybetme. Sana dünyadan namus ve şeref lazımsa daima iyi huylu olman gereklidir. Hafif meşrep geçinenlerin namus ve itibarları kendilerinden feryada gelir. Halka doğru sözden başka bir şey söyleme ki yüzünün suyu ırmak suyuna dönmesin. Yalancılıktan hıyanetten uzak ol ki daima yüzünden nur parlasın. İyilikle anılmak istiyorsan hiç kimseye kötü söz söyleme. Cefaya katlanmak ve vefalı olmak meziyetlerini seç, çünkü bunlar şerefi artıran şeylerdir.
Biricik yavrum imanın temeli altı şeydir. Can ve gönülden dinlemek istersen bunları sana söyleyeyim. Bu altı temelden üçü yakîn, havf, reca; ötekiler de tevekkül, muhabbet ve hayadır. Yakîn nuru kimin ruhunda parlarsa o iman ehli ve aydın gönüllü olur. Canında havf (Allah korkusu) olmayanın imanı zayıf olur yavrum. Allah korkusu çekenlerin amel defterleri temiz olmazsa bile korkma. Allah’ın rahmetinden ümit kesme. Allah’a tevekkülü olmayanın vay haline diye ağlasan yeridir. Kalbinde Allah muhabbeti olmayanın amelinden dolayı kazancı rüzgârdan başka bir şey olmaz.
Bu dünyada bir değer sahibi olmayanı diri sayma. O ancak ölülerdendir. Kanaatten nasibi olmayanı dünya malı nasıl zengin edebilir? Daima Allah’tan korkanlardan olmakla beraber, rahmetinden yana da ümitli ol. Düşmana karşı ancak af ile suçunu bağışlamak yoluyla zafer bulabilirsin. Alçak gönüllü ol, edepli yaşamaya alış. Günahlardan sakınanların dostluğunu iste. Sabır yolunu ara. Kimseyi incitme ki hüner alanında ün salasın. Zamanın bilgileri tiryaka, cahilleri de öldürücü zehre benzerler.
Önceki yazımızda LGBTIQ (kısaca homoseksüellik) hareketinin açılımından, tarihinden ve temel mottolarından bahsetmiştik.…
Küçük bir bahçe... Bahçenin köşesinde odunluk... Odunluğun dibinde erik ağacı... Ben odunluğun…
Bir sabah işe gitmek için arabamın yanına gittiğimde, bir lastiğin yarıya kadar…
Bedir Savaşı’nda, sahabeden Usâme b. Zeyd aldığı esiri, samimi olmadığını, canını kurtarmak…
Peygamberimiz (sav) âlemlere rahmettir. Bunun göstergesi olarak her fırsatta, en ufak bir…
Kalbimiz ayna gibi, çiçeklere baktıkça içimiz de çiçekleniyor… Gözümüzü açtıkça uyanıyor kalbimiz.…