TR EN

Dil Seçin

Ara

“Tasarımın Evrimi, Evrimin Tasarımı”

“Tasarımın Evrimi, Evrimin Tasarımı”

Tasarım insanın hayal gücünü ve bilgisini kullanarak bir şeylerin biçimini ve rengini düzenlemesi olarak tarif edilebilir. Aslında insanların kullandıkları her şey bir tasarım eseri olarak düşünülebilir.

İlk çağlardan itibaren insanlar ihtiyaç duydukları her şeyi ya tabiattan toplayarak ya da bulduklarını işleyerek temin etmişlerdir. Dünyaya gözünü açan her insan, en olmazsa olmaz ihtiyacı olan havayı yani nefes almayı hiç zahmet çekmeden kolayca almaktadır. İkinci derecede ihtiyacı olan su da hemen hemen dünyanın her tarafında kolayca bulunabilmektedir. Hiç yoksa gökten yağmaktadır. Karnı acıkan insan için de yeryüzü bir sebze-meyve pazarı gibi insana hizmet vermektedir.

Ancak yaşamını devam ettirebilmek için daha çok şeye ihtiyaç vardır. Barınmak için ev, giyinmek için elbise, kendini korumak için silah, kap-kacak ve zaman içerisinde geliştirilen çok şey…

“İhtiyaç terakkinin madenidir.” sözü bunu veciz bir şekilde özetler. İnsanların ihtiyaç duydukları her şey zaman içerisinde evrilmiş, gelişmiş ve mükemmelleşmiştir. Bütün sanatlar, bilimler ve teknolojiler bu şekilde günümüze gelmiştir. Ancak şunu unutmamak lazımdır ki, ateşi ilk defa kullanan bir insan vardır. Buğdayı keşfeden ve onu öğütüp bugün bütün dünyanın yediği ekmeği yapan bir kâşif olmalıdır. Ekmeği baston veya yuvarlak olarak biçimlendiren bir tasarımcı da olmalıdır. Taşları, dalları veya toprağı üst üste koyarak kulübe ve evleri düşünen ve tasarlayan ilk mimar kim acaba?

Kur'an ve diğer semavi kitaplara göre insanların ilk kâşifleri ve öncüleri peygamberlerdir. Hz. Âdem avcılık, balıkçılık, tarım, hayvancılık hatta tıp bilimi (doğum yaptırmak ve doğan çocukların göbek bağlarını kesmek tıbbi bir ameliyat sayılabilir) yanı sıra ateşin ve buğdayın keşfinde de insanlığın atası ve öncüsü olmuştur. Ayrıca taşları dört köşe dizerek yaptığı ilk ev ile yani Kabe’nin ilk şeklini yaparak, matematik, mühendislik ve mimarlık bilimini ve sanatını da Hz. Âdem başlatmıştır.

Zaman içerisinde bütün bilimler ve sanatlar yine peygamberlerin katkısı ile gelişmiş, yani insanların düşünce ve tasarım gücü de ilerlemiştir. Ayrıca her devirde dâhi insanlar çıkmış ve sürekli yeni şeyler düşünerek ve tasarlayarak bilim, teknoloji ve sanatın evrilmesinde rol almışlardır. Yani her zorluğu ve problemi akıllarıyla, gözlemleriyle ve deneyleriyle evirmişler, çevirmişler ve çözmüşlerdir. Bugün bize sıradan gelen bardak, tabak, kaşık ve çatal gibi eşyalar aslında birer tasarım harikasıdır. Ayakkabı, eldiven, şapka, gözlük hep akıllı birilerinin tasarımıdır…

Gözlük akıllı bir tasarım ise ondan binlerce kez mükemmel olan göz nasıl bir tasarımdır!? Eskiden ninelerimizin ipliklerden ördüğü o rengârenk eldiven, çorap ve şapkalar birer tasarım olur da el, ayak ve kafamız bir tasarım eseri olmaz mı!?

Fotoğraf makinesi ve objektifler insan gözünden ilham alan tasarımlardır. Peki, binbir rengi ayırt eden, tele objektif gibi anında uzağa odaklanan ve macro objektif gibi anında yakına odaklanan gözümüz tesadüfen mi oluşmuştur!? Milyarlarca insanın hiçbirisinin göz retinasının birbirinin aynı olmaması (parmak izi gibi ki, biz buna sanat ve tasarımda biriciklik diyoruz) bir rastlantı mı? DNA programını gen haritasını kim çizdi? Kuyruğundaki sanata hayran olduğumuz tavus kuşu ki, bu uzun kuyrukla uçması da düşmanlarından kaçması da çok zahmetlidir. Karşı cinsi etkilemek için horozun ibiği gibi küçük bir şey yeterli olduğu halde bu ilahi tabloyu temel seleksiyon mu tasarladı!?..

Belki de evrimin hiç cevaplayamayacağı sorular bunlar.

“Sanatçı doğanın öğrencisi olmalıdır.” diyen Da Vinci gibi pek çok büyük ressam ve sanatçı, yüz binlerce çeşit hayvanları, kuşları, böcekleri, rengârenk kelebekleri, çiçekleri, meyveleri ve yaprakları hep ilahi birer sanat ve tasarım eseri olarak görmüşlerdir.