Müzeyyen hanım sabahın yedisinde evden çıkan fakat vakit öğleni bulduğu halde henüz eve dönmeyen kızı Feride için telaşlanmaya başladı. Çünkü ne onun ne de onunla birlikte giden arkadaşının telefonuna ulaşılabiliyordu. Gittikleri yerin adresinin yazılı olduğu kağıdı da evin altını üstüne getirdiği halde bulamamıştı. Hafızası da çok iyi olmadığı için o yerle alakalı aklına bir şey de gelmiyordu.
Müzeyyen hanım çareyi Cemal'i aramakta buldu. Beraber polise de gidebilirlerdi.
……
Cemal ile Feride geçen yılın başında evlenmiş fakat şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmışlardı. Feride 2 aydır annesinin yanındaydı. Rahmetli babasından kalan eski ve küçük bir dairede yine ondan kalan maaşla geçiniyorlardı.
Sakin ve uyumlu biriydi Cemal. Üstelik çöpsüz üzümdü. Feride’nin tabiriydi bu. Evleneceğim erkek askerliğini bitirmiş, anasını yitirmiş olmalı derdi hep. Cemal çocuk yaşta annesini, lise son sınıfta da babasını kaybetmişti. Bir kardeşi de yoktu. Teknik liseden mezundu ve büyük bir fabrikada tekniker olarak çalışıyordu. Şehrin en güzel semtinde babadan kalma lüks sayılabilecek bir dairesi ve iyi bir model arabası vardı.
Kayınvalidesine de saygıda kusur etmemişti hiç. Araları hep iyi olmuştu. Fakat Feride tam bir keskin sirke olduğundan ne yapsa yaranamamıştı karısına. Tatlı dilli, güler yüzlü olmasını ne kadar çok isterdi oysa… Evlenecekleri zaman bu sirkenin farkına varmıştı fakat onun güzelliği aklını başından almış, gözünü kör etmişti. Ben ona iyi davrandıkça, onu ne kadar sevdiğimi anladıkça o da beni sevecektir, iyi davranacaktır, uyum sağlayacaktır diyerek kandırdı kendisini. Fakat evde doğru dürüst iş yapmadığı için akşam işten gelince bir de ev işi yapmak zorunda kaldı Cemal. Feride hem tembeldi hem çok çalışıyormuş gibi her daim şikayet halindeydi. En sonunda da istediği yazlık evi almamasını bahane edip terk etti onu. Bir yıl dolduğu için ve iki tarafın isteğiyle tek celsede boşandılar.
Aslında bu evliliğin kuranı da bozanı da şu an korkusundan ne yapacağını şaşırmış olan Müzeyyen hanımdı. Feride pek istemediği halde annesinin zorlaması ile evlenmişti Cemalle. Ayrılırken de annesi istemişti ayrılmasını.
İlkokulu zor bitirmişti Feride. Güzelliğine çok düşkündü. Günün önemli bir kısmını ayna karşısında geçirdiğini onu tanıyan herkes bilirdi. Bu nedenle çevresinde Süslü Pakize unvanı ile nam salmıştı.
Müzeyyen hanım, hep çok zengin bir hayat yaşama hayalleri kurmuş fakat hayatın onu istediği birçok şeyden mahrum bıraktığı düşüncesinden ve dolayısı ile mutsuz olmaktan bir türlü kurtulamamıştı. Ben yaşayamadım kızım yaşasın diyerek zengin birisiyle evlenmesini çok istemişti fakat kızının biraz saf olduğunu bildiği için Cemal’i uygun bir damat olarak kabul etmişti. Ancak Cemal evlendikten sonra değişmiş, dünya malında gözü olmayan ve onların isteklerine boyun eğmeyecek bir insana dönüşmüştü. Hatta önceden içkili çalgılı eğlence mekânlarına hep beraber sık sık giderlerken şimdi içkiyi de bırakmıştı. Buna sebep ise rahmetli annesinin evleneceğine yakın, bir kez, evlendikten sonra ise üç kez, sanki canlıymış, hiç ölmemiş gibi onu ziyarete gelmesi ve bu ziyaretlerde ona tavsiyelerde bulunması olmuştu.
Çok acayip bir durumdu bu. İlk gelişinde Cemal epey bir korkmuştu. Evin yeni mobilyalarını getirmişlerdi o gün. Kurulum için gelen elemanlar işlerini yaparken Feride ile davetiyeler üzerine konuşuyorlardı ki kapı çaldı. İlginç olan kapı çalar çalmaz evdeki tüm elemanlar ve Feride, hareketsiz bir halde donup kalmışlardı. Bu durumu gören Cemal korkarak açtı kapıyı. Gelen annesinin yaşlanmış haliydi ve neden geldiğinden bahsetti. Amacı bu evlilik konusunda onu uyarmaktı ve uyarısını da yaptı. Onun için hayırlı olmayacağından bahsetti. Evde herkes hareketsiz bir halde iken sadece ikisinin konuştuğu o anlar Cemal için inanılır gibi değildi. Ortama daha önce hiç şahit olmadığı ve tanımlayamadığı bir ahenk, bir dinginlik, bir sessizlik hâkim olmuş, dışarıdaki hareketlilik de durmuştu. Bu ahenk her şeyde ve her yerdeydi sanki. Uzun süre bunun bir rüya olduğuna ve hafızasında farklı bir şekilde yer ettiğine dair düşüncelerle avuttu kendisini. Tek seferlik bir şey zannederek, “en iyisi çok ciddiye almamak” diye düşündü. Bu yüzden evlilik kararından da vazgeçmedi.
Annesini 20 yıl önce ilk okula yeni başladığı günlerde kaybetmişti. Hatırladığı hali ile defalarca görmüştü rüyasında. Oysa şimdi, yaşasaydı ne kadar yaşlanacaktı ise o hali ile görünüyordu Cemal’e. Bu ziyaretler tek seferle kalmadı. İkinci gelişinde içki ve namaz konusunda tavsiyelerde bulunmuş, bir keresinde kabir sorularını ve cevaplarını hatırlatmış ve nedense, “bunları eşine de mutlaka öğret” diye üstüne basa basa uyarmıştı. En son ise Feride’nin çok ısrar ettiği o yazlık evi almak için bankadan yüksek faizli ve yüksek miktarlı kredi çekeceği gün gelmiş, bunun çok tehlikeli bir iş olacağını söyleyerek vaz geçirmişti.
Bu ziyaretlere çok şaşırıyordu ve kimseye anlatamıyordu. Ona deli demelerinden bile korkuyordu. Birisi “Annenin hayaletidir o” gibi bir yorum yapsa rahatsız olurdu. Çok gerçektiler fakat kendisi bile bunların ancak bir rüya ile açıklanabileceğini kabul ediyordu. Bir keresinde bunu olduğu gibi değil de gece uykusunda gördüğü bir rüyaymış gibi anlattığında bile kahkahalarla gülmüştü Feride. “Bırak ahret sorularını da sen benim dünya sorularıma cevap ver.” diye takılmıştı. “Komşumuz Seniha’nın karşısında bugün rezil oldum.” demişti. “Sevgililer gününde kocasının aldığı pırlanta yüzüğü gösterdi hepimize, taşı nerede ise benim kafam kadardı.” diye de eklemişti.
……
Cemal gelince Müzeyyen hanımla beraber mahalledeki karakolda kayıp bildirimi yaptılar. Sonrasında bu kadar çok korkmasına ve ağlamasına bir anlam veremediği Müzeyyen hanımı evine geri getirdi Cemal. Onun nedense, karakoldaki memura da, kendisine de bildiği şeyleri tam olarak anlatmadığını düşünüyordu.
Onların ardından olayı duyan komşulardan birkaç kadın da eve geldiler. Cemal, Müzeyyen hanımı onlara teslim etti ve aramaya devam edeceğini ve polisle irtibatta kalacağını söyleyerek onu teselli etmeye çalıştı.
“Merak etme” dedi. “Biliyorsunuz Feride biraz deli doludur. Takılmıştır bir yerlerde, sohbete ve eğlenceye dalmıştır. Size haber vermeyi unutmuştur. Akşam olmadan eve döner mutlaka. Bir haber alır almaz size bilgi vereceğim.” diyerek onun yanından ayrılmaya hazırlanırken kapı çaldı. O anda evdeki herkesin hareketsiz ve donuk bir hale geçmesi, ortalığa yine o tuhaf sessizliğin hâkim olması, Cemal’in tüylerini ürpertti. Annesi onu ziyaret etmek için bu sefer uygunsuz bir zamanı seçmişti.
Bu düşüncelerle açtı kapıyı fakat bu sefer karşısında annesi değil Feride duruyordu. Üzerindeki tek parça beyaz elbise kan içerisindeydi. Cemal ne diyeceğini ne yapacağını şaşırmıştı. Feride içeri girdi. Ağlamaklı bir haldeydi ve Cemal’in içini acıtan o korkunç şeyleri ardı ardına söylemeye başladı.
“Çok üzgünüm. Beni affet. Hamile olduğumu sana söylemeliydim. Senden hiç ayrılmamalıydım. Her iki tarafta da seninle mutlu olabilirdim. Annem iki dünyamı da mahvetti.”
Karnını göstererek:
“Bunu yapmamı o istedi. Beni o zorladı. Doğurursam ne senden kurtulabilirmişim ne de iyi bir kısmet bulabilirmişim. Kanunsuz ve sağlıksız bir yerdi. Benim için de hayati bir tehlikenin olduğunu söylediler, fakat umursamadı annem, korkma bir şey olmaz dedi.”
Cemal varlığından habersiz olduğu çocuğunu kaybetmiş olmaktan dolayı çok üzgündü fakat onu daha derinden yaralayan şey, Feride’nin gözünün önünden gitmeyen o içler acısı hali olmuştu.
Bilgileri Müzeyyen hanımdan aldığını söyleyerek Feride’nin verdiği adresi polise bildirdi. Sorumlular suçüstü yakalandılar. Feride’nin cesedi henüz normal vücut sıcaklığındaydı. Kan kaybı durdurulamamıştı.
O günden sonra Feride bir daha görünmedi Cemal’e. Fakat annesine çok sık göründüğü için Müzeyyen hanım kısa bir süre sonra akıl hastanesine yatırıldı. Feride her seferinde yüzlerce kez, tekrar tekrar aynı soruları soruyordu annesine:
“Bana neden ölümden bahsetmedin, neden kabirde sorulacak soruları öğretmedin anne!?”
“Beni ve bebeğimi öldürmelerine neden izin verdin anne!?”
“Bebeğim onu neden istemediğimi soruyor, ben şimdi ona ne diyeceğim anne!?.” … …
