Sana bir çocuk gözü gerek, her şeye hayretle bakacak. Bir zamanlar çocuktun, görürdün. Büyüdün, kör oldun.
Sana bir çocuk dili gerek “Niçin?” diye soracak. Bir zamanlar çocuktun, sorardın. Büyüdün, unuttun.
Düşünmez, sormaz oldun. Harikalar perdelendi. Nereden mi biliyorum? Kendimden!
Kimyada üstadımız, arı. Dokumacılıkta önderimiz, örümcek. Yüzmede modelimiz, balık. Uçmada pirimiz, kırlangıç. Koşuda birinci, antilop. Uzun atlamada şampiyon, çekirge… Ne sihirdir ne keramet, birer mucize bunlar!
Güzel bak, güzel gör!
Sana hayret yakışır!
Bir çocuk yaşamalı içinde. Sesinde bahar taraveti, papatya gözlerinde merak, kelimelerinde fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusu, yumuk ellerini gamzeli yüzüne dayayarak sürekli sormalı.
Esen rüzgârların sesi ne söylüyor? Hüznün rengi ne? Sevincin kokusu nasıldır? Kim yazdı ümidin şiirini? Kim boyadı mevsimleri?
Kim yapar yumurtadan kuşu, topraktan kirazı, yoncadan sütü?
Hangi ustadır bulgur pilavından, kuru fasulyeden kalp, beyin, göz, kulak, burun, dil yapan? Fırında kavrulan ekmek insanda nasıl hayat buluyor?
Havaya her gün milyarlarca ton su pompalanır, bulut olur. Bulutlar rüzgârlarla taşınır kurak beldelere.
Yağmur rahmetin resmini çizer havaya. Yağan serinliktir, temizliktir, berekettir. Hava ağlar, yer güler.
Her şeyde bir parça yağmur vardır. Dağda pınar, dalda elma, annede süt, damarda kan, âşıkta gözyaşıdır, hayat sudan yaratılır.
Yağmur yağıyor, seller akıyor ama sen bakmıyor, görmüyorsun. İşin başından aşkın. Ekranın büyüsüne kapılmışsın.
Kafan bir odun deposu adeta, lüzumsuz malumatın işgali altında. Bir ateş ver ona, üfür dumanını, savur külünü, belki nura dönüşür!
…
De bana, yağmur hangi dilde yağar? Kaç derecedir pişman bir kalbin ortasında yanan ateş?
Toros dağlarında doğan Yörük kızının ilk feryadını kim işitir? Kimdir, annesinin kalbinde şefkat, göğsünde süt pınarı akıtan? Yılan niçin yutmaz yavrularını?
De bana, dağ, deniz, ova nasıl sığıyor kafana? Hayalindeki dünyayı hangi gözünle görüyorsun? Yağmur damlasıyla yaralanan gül nasıl kanar?
De bana, bir odunu yararak dünyaya açılan çiçekler için ispinoz kuşu hangi şarkıyı söyler? Mavi göklerde yürüyen bulutlar sana ne düşündürür?
Gece gökler var simsiyah, yüzünde yıldızlar gezer. Gündüz denizler var masmavi, içinde gemiler yüzer.
Denize bakmaz mısın, baktınsa görmez misin? Dalgalı mavi perdenin arkasında olanı aklına getirmez misin?
Gözlerini asfalta dikerek yürürken görüyorum seni, başını kaldırıp da bakmıyorsun semaya. Sen bakarsan o da bakacak yıldız gözüyle, gülümseyecek ay yüzüyle.
Hayret makamına yüksel de seyret, neler var cihan sergisinde? Ekranlara bedel şu âlemin sayfalarını oku da gör ne haberler geliyor ötelerden?
Ne cevherler gizli sende! Ülfet etmiş, alışmışsın. Biliyorum sanıyor, düşünmüyorsun.
Kelime fabrikası olan ağzına baksana bir! Kelimelerin kanat çırpıyor hava âleminde, kulaklara konuyor, akıllara, gönüllere giriyor.
Sesleri kalıplara koyup uçuruyorsun havaya kuşlar gibi. Kuşlar ki kalpten kalbe postacılık ediyor, sevgi, korku, kaygı, neşe, müjde taşıyorlar.
Her konuşmanda besteler yapıyorsun. Ses sistemin bir saza benzemiyor mu?
Beden sarayında oturuyor, göz penceresinden bakıyorsun dünyaya. Bir de görsen ya!
Etrafın harikalarla dolu. Uçak, sinekten utanıyor. Tren, kırkayaktan hayâ ediyor. Vapur, balinaya hayran. Robot, insana özeniyor.
Hayretle bakmazsan tavuk sadece tavuktur, bakarsan yumurta makinesi olur.
Şu melek huylu koyun yalnız koyundur gözünde, baktın mı süt fabrikası oluverir.
Bakarsan fark edersin güneşin hiç sönmeyen bir lamba ve soba olduğunu. Dünyanın ilk takvimi meğer ay imiş, dersin.
Ah ülfet! Nice harikaları sen perdeledin. İnsanı sen mahrum ettin hikmetten.
Halbuki tefekkür hayretle başlar!
…
Burnun yağmurlu bir günün toprak kokusunu unutalı yıllar oluyor. Bahçelerden esen rüzgârlar saçlarını savurmuyor artık.
Tepelerde çiğdemler sen görmeden yeşeriyor, büyüyor, ölüyor.
Yeni doğan kuzular titrek bacaklarının üstüne kalkarak annelerini emmeye çalışırken yanlarında değilsin.
De bana, çiçek açan bir şeftali ağacını en son ne zaman gördün?
İncecik bitkilerden gıda emen iri karpuzlarla dolu bir tarlayı hayretle temaşa etmiş miydin? Bu narin teller şu kocaman kütleleri nasıl besliyor, bu şirin karpuzun şekeri şu tatsız topraktan nasıl çıkıyor, dışı niçin yeşil de içi kırmızı diye sormuş muydun? Özenle çekirdekler dizen, genlerinde kaderler yazan kim, dedin mi?
En son ne zaman kullandın hayret nidasını? Kimlere hayret ediyorsun ya da nelere?
Elindeki beş topu birbirine dokundurmadan beş dakika döndürene şaşarak bakıyor, fakat gezegenleri güneşin etrafında milyarlarca senedir birbirine çarptırmadan döndüren kudrete dönüp bakmıyorsun bile.
Resmini güzel yapanlara hayran oluyor, seni sen yapanı hatırlamıyorsun. Eşsiz bir sanat eseri olan yüzünü görüyor ama görmüyorsun sanatkârını. Sormuyorsun, kim? İçindeki çocuk kan uykularda.
Sormayı çocuktan öğren. Çocuk gözüyle gör dünyayı. Bakışın neye dokunursa altın olacak o. Güzelce bak ki, görebilesin güzellikleri.
Sorularla yaşarsan, cevaplarla coşarsın!
