Yıl 2053. Yer Amerika’nın başkenti Washington D.C. Uzun araştırmalar sonucunda geliştirilen yeni bir güvenlik sistemi, deneme aşamasında. Amaç, şehirdeki suç işleme oranını sıfıra indirmek. Yöntem, suçluyu suçu işleyeceği andan birkaç saniye önce yakalayıp kelepçelemek.
Sıradan bir aksiyon filmine benziyor değil mi? Hayır, bu sefer durum sandığınız gibi değil. Çünkü, bu kez güvenlik sisteminin en önemli parçası, ne yüksek teknoloji, ne de müthiş hareket kabiliyetine sahip polis kuvveti... Sistemin en önemli parçası, geleceği görebilen kahinler. Evet, yanlış okumadınız; kahinler!
Gelecekte işlenecek suçlar, kahinlerin zihinlerine bağlı teknolojik aygıtlar sayesinde bir bilgisayar monitörüne aktarılıyor. Monitörde görülen görüntüler sayesinde de, henüz vuku bulmadığı halde suçlu, mağdur ve suçun işlendiği mekâna ait bilgiler elde ediliyor. Zamana karşı yarışılan bu süreç sonucunda suçlu ve suçun işleneceği mekân tespit ediliyor. Ve tam suçun işleneceği anda yüksek teknoloji kullanan polisler, suçluyu enseliyor ve hapse tıkıyorlar. Tabiî ki, suç da işlenmemiş oluyor.
Tam bir kusursuz sistem ve Kötü’nün önünün alındığı bir dünya fotoğrafı...
Çok ütopik görünse de, film kareleri o kadar başarılı bir şekilde ard arda yerleştiriyor ki, bir süreliğine sistemin kusursuz işlediğine sizi ikna etmeyi başarıyor doğrusu.
Ama filmin asıl başarısı, bu kusursuz gibi görünen sistemi filmin kalan kısmında yavaş yavaş çözmeye, sistemin çürük noktalarını açığa çıkarmaya başlamasıyla belirginleşiyor. Güvenlik sisteminin ilk açık verdiği nokta, yakalanan her ‘suçlu’nun ağzından dökülen şu cümlede bariz hale geliyor: “Ben bu suçu işlemeyecektim, işlemedim de, ben suç işlemedim, suçsuzum ben!”
Ve bu noktada, bir ölçüde felsefî sayılabilecek kritik bir soru vicdanî bir renge de bürünerek olanca ağırlığıyla perdeden zihinlere akıyor: Kahinlerin öngörüleri ve ‘suçlu’nun suçu işleyeceğine işaret eden birtakım bulgular, onun gerçekten o suçu işleyeceğinin kesin delili olabilir mi? Sözgelimi, ‘katil’in havaya kaldırdığı bıçak, onu ‘maktul’ün göğsüne saplayacağının mutlak delili sayılabilir mi? ‘Katil’in havaya kaldırdığı bıçağı birine saplamadan yere indirmeyi tercih etmesi ihtimali yok mu? Başka bir deyişle, ‘havaya kaldırılan bıçak’ ile ‘göğse saplanan bıçak’ arasında zorunlu bir ilişki kurulabilir mi?
Bu sorulardan önce, senaryoyu başarılı kılan unsurların başında, belki de böylesi sorulara zemin teşkil edecek şekilde, iki zıt kutbun, fizik ve metafiziğin aynı amaç etrafında bir araya getirilmesi yatıyor. Yani, suçun işleneceğine dair fizikî veya bilimsel diyebileceğimiz bulgular ile kahinlerin öngörülerinde somutlaşan metafizik veya bilim dışı boyut, kategorik zihinlerin şimdiye kadar aklımızdan uzaklaştırmaya çalıştıklarının aksine, çok başarılı bir şekilde aynı amacın araçları olarak senaryoda yan yana getiriliyor. Kehanetler ve polisiye bulgular...
Azınlık Raporu’nun bir başka önemli başarısı, şimdiye kadarki futurist (geleceğe ışık tutan) filmlerin yapageldiği şekilde insanı kaybedip manzarayı salt bir teknoloji gösterisine ve iyi-kötü mücadelesine dönüştürmemesi. Yıl 2053 olsa da, insan geliştirdiği teknolojinin aciz bir kullanıcısı konumunda değil bu filmde. Kendi amaçları doğrultusunda teknolojiye yön veriyor ve kendi iradesini ortaya koyabiliyor. Ve ne kadar kusursuz gibi görünen sistemler geliştirilse de, kendi iradesini kullanabilen insan, mayasında bulunan ‘kötülük’ü bir şekilde dışsallaştırıyor. Filmde buna örnek olacak şekilde güvenlik sistemini icad eden kişi, sistemin inceliklerini bildiği için, kahinleri ve polisleri yanıltarak düzmece cinayetler planlayabiliyor ve düşman bildiği kimseleri suçsuz yere hapse yollatabiliyor. Filmi seyredenler ne der bilmem ama, ben bu noktada şöyle bir dip mesaj algıladığımı sanıyorum: “Ne kadar teknoloji-destekli gelişmiş sistemler kurarsanız kurun, bu dünyadan ne insan iradesini, ne de onun ayrılmaz bir parçası olan kötülüğü kovamazsınız.”
Bunların ötesinde, futurist filmlerin genelde yaşadıkları bir açmaz da, halihazır dünya ile hiç örtüşmeyen, onun izini sürmeyen, onun devamı olamayacak bağlantısız bir gelecek resmetmeleri... Azınlık Raporu, bu açmazı da bana göre çok başarılı bir şekilde aşmayı başarmış. Film, gerek bilgisayar dünyasının yöneleceği ufku, gerekse reklam sektörünün ulaşabileceği mümkün sınırları çok güzel betimliyor. Bilgisayarın ses ile kontrolü, görüntü kalitesi ve üç boyutlu görüntü, pencere (windows) sisteminin sofistikasyonu, penceredeki görüntü ile bilgi tabanı arasında kurulan muhteşem bağlantının yanısıra; teknoloji destekli billboard’lara konan reklamların sabit olmayıp ona bakan kişinin kimliğini tesbitle sadece ona has bir reklamın sunulması.. (“Bay X, bu şampuan tam da size göre. Bütün kızlar size hasta olacak...” gibi), sözünü ettiğim betimlemelere sadece birkaç örnek.
Velhasıl, Azınlık Raporu rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir film. Filmin yönetmeni Spielberg’e gelince, daha önce seyrettiğim, yine onun yönettiği Er Ryan’ı Kurtarmak filminin bende bıraktığı etkiyi de hatırladığımda, ‘Hollywood’un dahi çocuğu’ sıfatını gerçekten hakettiğini düşünüyorum.
Son olarak, filmin bende uyandırdığı bir başka çağrışım da, kusursuz gibi görünen sistemlerin başı veya sonunda illâ ki bir kötülüğün yer almasıyla oluştu. Bir bakıma kusursuz sistemlerin çeşitli kusurlar ve kötülükler üzerinde yükselmesi, bana değerli bir akademisyen arkadaşımın ‘Batılıların bugünkü görece refah ve özgür dünyalarını dünyanın geri kalanını köleleştirmesi ve kana bulaması sayesinde elde ettiği ve bu sayede sürdürdüğü’ şeklindeki analizini hatırlattı. Amerika’nın bugünkü sistemini Kızılderililerin ve daha birçoklarının kanları üzerinde kurması, İsrail’in mevcut varlığını Filistinlilerin cesetleri üzerinde devam ettirmesi gibi... Gelgelelim, zulüm üzerine yükselen hiçbir sistem, ilânihaye devam edemiyor. 11 Eylül saldırıları ya da İsrail’e yönelen şiddet eylemleri, kusursuz bir sistemi zulüm üzerine bina etmeye çalışanların uğrayacağı akıbetlere, bilemiyorum, bir örnek teşkil ediyor olabilir mi?
Bu arada, kusursuz olması amaçlanan güvenlik sisteminin sonunu merak ediyorsanız, hemen söyleyeyim: Hayata geçirilemedi!
