TR EN

Dil Seçin

Ara

Nisan 2013

post-title

Nisan 2013, 436

Abone Olun

 

Merhaba değerli okuyucularımız, 

Allah bize ne güzel nimetler vermiş… Saymakla bitiremeyiz. Gördüklerimiz ayrı, işittiklerimiz ayrı güzel, kokular ayrı güzel... 

Bakınız, şu bahar mevsiminde gözlerimizin önüne serilen güzelliklere. Bir sabah yatağımızdan kalktığımızda dünyamızı tamamen değişmiş bir halde buluyoruz. Masamızın üzerindeki vazoda duran çiçeklerin değişmesine benzemez bu. Bir hayal edin... Dünya bahçelerinin saksılarındaki çiçekler değişiyor. Hem de bir anda... Beyazlara bürünüyor her yer. “Ne oluyormuş canım?” deyip es geçemeyiz. Belli ki bu güzellikleri bize göstermek isteyen gizli bir güzellik sahibi var, Allah var. Seyrettiğimiz bu güzelliklerin sahibinin kim olduğunun farkına vardığımız ölçüde Onun katında yerimiz, değerimiz bir başka olacak.

Eğer sıradanlaştıysa bu güzellikler sizin için, yeni bir gözle, yeni bir ruhla çıkıp bakın bağlara, bahçelere. Gözlerimize gösterilen bu güzelliklerin sahibinin şüphesiz bizden bir beklediği var. Fakat acelecidir insanoğlu. Birçok şeyi unuttuğu gibi, bu güzellikleri görmeyi de unutur. Bir odun parçasından bembeyaz çiçekler açtıran Allah bu güzelliklerin şahidi olmak için bizi dünyaya  gönderdi. 

“Gökten bir su indiren de Odur. Her şeyi Biz o suyla bitirdik; sonra o bitkiden bir filiz çıkardık; ondan da üst üste dizili başaklar çıkardık. Hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, daha nice asma bahçeleri, zeytin ve nar ağaçları yarattık. Onlardan birbirine benzeyen de vardır, benzemeyen de. Onların meyvesine, bir meyve vermeye başlarken, bir de olgunlaştıktan sonra bakın. İşte bütün bunlarda iman eden bir topluluk için âyetler vardır.” (En’am, 99)

Bakınız, âyet nelere dikkat çekti... Düşünmeye davet etti bizi. Yeniden bakmaya çağırdı. “Hele meyvelere bir bakın.” dedi. “Onların meyve vermeye başlarkenki haliyle olgunlaştıktan sonraki haline…” İkisi arasındaki farkı görmeye çağırdı bizi. Allah geceyi dinlenmemiz için yarattığı gibi, günü ve güneşi de bizim için yaratmıştır. Mevsimler de  böyle. Mevsimlerin içinde yaratılan nimetler de böyle.

İnşallah baş gözümüzle görmekle kalmayıp kalp gözümüzle de hakikatleri anlama yolunda güzel bir fırsat olan bu mevsimi dolu dolu değerlendiririz. Bahar geldi ya, evlerde durulmaz artık, mekanlar zapt edemez ruhumuzu. Bu mevsimde çiçeklere meyvelere doyulmaz artık…

Bu güzellikler sadece görülmeyi beklemiyor. Gördüklerimizi, göremeyenlere göstermek de ulvî bir görevdir. Bu, ne kadar yüce ve ulvî bir görevdir. En başta kendimizden başlayarak bu güzelliği dalga dalga yaymalıyız, paylaşmalıyız insanlarla.

Yaptığı resimler için sergiler açan, insanları o sergiye davet eden sanatkârlar var. Elinize davetiyeyi tutuşturup gözlerinizin içine bakıyorlar gelip ziyaret edesiniz, ordaki eserleri görüp takdir edesiniz diye. Şimdi Allah’ın yeryüzünde sergilediği, bütün insanlara gösterdiği şu güzellikleri görenlerden ve gösterenlerden biri de biz olmayalım mı?

Dünyada insanın işi bazen kolay, bazen de çok zor. Allah’ın kendisine gösterdiği yolda yürüyen ve bu hedefinden sapmayanlar için ne kadar güzeldir dünya yolculuğu. Bir güldeste-i marifet alıp gelmek var şimdi bahar bahçelerinden. Rabbimizin huzuruna dolu dolu bir kalple gelmek var…

Gösterdiğin güzellikleri gördüm. Her bir güzelliği Senden bildim. Her güzeli Senden eserdir diyerek sevdim, Senden bildim. Sadece ben mi? Hayır. Başkalarını da davet ettim, onları da çağırdım bu güzellikleri görsünler diye Rabbim… 

Bahar memnun, ağaç memnun, çiçek memnun, insan memnun, melek memnun... Allah da kulundan memnun oldu mu, işte bahar da bayram olur size. Baharın bayramı bu olsa gerek...

Şimdi gözümüzü ve gönlümüzü bu güzelliklere çevirme vaktidir. 

Bu ay, Fahr-i Kâinat Efendimizin (asm) dünyamıza teşrif ettiği ay. Haliyle hisli ve içli yazılar bulacaksınız. Bahar ki; dirilişin, kıyamet günü kabirlerden kalkışımızın, mahşer yerine yürüyüşümüzün bir küçük numunesidir. Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan bunu çok güzel dile getiriyor araştırmasında. Metin Karabaşoğlu’nun ‘Çokluk ve Ölüm’ yazısında 2000’li yılların başında Zafer’de yazdığı yazıların tadını buluyoruz. Muhammed Bozdağ dünyadaki imtihanımızın inceliklerine yine dikkat çekiyor. Mehmet Kırkıncı’dan Rasim Özdenören’e, Alaaddin Başar’dan Volkan Tuzcu’ya, Kazım Uysal’a yepyeni bir neşe ve şevk içerisinde kaleme alınmış yazılar göreceksiniz.  Biz okurken hissettik. İnşallah siz de hissedeceksiniz. Dr. Senai Demirci de bu ay uzun bir aradan sonra “merhaba” diyor Zafer okuyucularına.

Ruh dünyamızı tazeliyor, yeniden inşa ediyor bu yazılar. Hayata yepyeni bir gözle bakmamıza ve tazelenen inancımızla, yeni bir ümitle ve şevkle, hayatımıza yeni bir sayfa açmamıza vesile oluyorlar. Ellerine sağlık, yüreklerine sağlık… Rabbim emeği geçen bütün kalem erbabından razı olsun.

Evet, akan suyun yönünü kurumuş olan ekinlere doğru çektiğimizde, nasıl ki o bahçenin yeşermesine vesile oluyorsa, işte içimizdeki güzelliklerin ortaya çıkmasına yazarlarımız yazılarıyla vesile oluyorlar. Rabbimize hamd olsun. Allah’a emanet olunuz. Hayırlı istifadeler… İstifadeyi bekleyen gönüllere dergimizi ulaştırmanız, onlarla paylaşmanız dileğiyle sevgili dostlar…

Bizden hareket, Mevlâ'dan bereket...

...

Zafer’de yayınlanan yazılar hakkındaki her türlü dilek ve görüşlerinizi zaferdergim@gmail.com adresine bekliyoruz.

 

 

Dergideki Yazılar