TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

Hiç kimsenin hayatında ‘’önemsiz bir gün’’ diye bir şey yoktur.

Alexander Woollcott’tan, hayatın ve günlerin önemine dair ince bir hatırlatma.

 

***

 

Faizland’dan öyküler!

Radikal ekonomi yazarı Yiğit Bulut’un, gazetenin 23 Ekim tarihli sayısında, “Faizland” başlıklı manidar bir yazısı vardı. ‘Faizland’ diye kastedilen ülkenin neresi olduğu, şu diyarda yaşayanlar için sır değil. Bulutun yazısının sonundaki şu öykü de, sanırım size yabancı gelmeyecektir:

Bir orman içinde büyük bir şato ve çevresinde yıkık dökük binlerce ev varmış. Şatonun sahibi yıkık dökük evlerin altında altın madeni olduğunu bilir ve ev sahiplerine durumu fark ettirmeden altınları almanın yollarını ararmış. Bir fırtına sonucu evlerde tamamen yıkılma belirtileri görülünce, altınların ortaya çıkmasından korkan şato sahibi ne yapacağını düşünürken, ziyarete gelen cin fikirli bir tüccar, şatonun sahibine şöyle bir akıl vermiş: ‘Evleri tamir edecek bir ekip ve evlerin tamiri için borç verecek bir birlik kuralım. Bu ikisi de görünüşte bizimle alâkalı olmasın. Bir yandan evleri tamir ediyoruz bahanesiyle altınları alıp, diğer taraftan aynı altınları faizle ev tamiri için halka borç verelim, böylece hem altınları yavaş yavaş alırız, hem de aynı altınları faizle borç verip parayı katlarız.’ Fikri çok beğenen şato sahibi, halkın tanımadığı iki yeni adam getirerek bu sistemi hayata geçirmiş. Hem kendisi kimseyle yüz göz olmadan işi çevirmiş, hem de özlediği altınlara fazlasıyla kavuşmuş...

Bu hikaye size tanıdık geliyor mu? Kim bilir belki bizim evin altında da altın vardır. Tamire gelen ve tamir için kredi verenlere dikkat!”

 

***

 

Anlayış, değiştirir

Diktiğiniz marul iyi büyümezse, suçu marulda aramazsınız. Marulun niye güzel büyümediğini anlamaya çalışırsınız. Gübre mi istiyor, suyu mu az geldi, güneş mi yaktı? Asla marulu suçlamazsınız. Ancak, arkadaşlarınız veya ailenizle bir probleminiz varsa, o insanları suçlarsınız. Fakat, eğer onlara dikkatlice davranmayı bilsek, tıpkı marul gibi, onlarla ilişkimiz de güzelce gelişecektir. Suçlamanın insanlar üzerinde olumlu bir tesiri yoktur; gerekçeler, iddialar sıralayıp onları iknaya çalışmanın da... Benim hayat tecrübem böyle gösteriyor. Suçlama yok, iddia yok, gerekçe sıralama yok; anlayış var, anlayış. Şayet anlar, ve anladığınızı da gösterirseniz, karşınızdakini sevmeyi başarırsınız. Bu da her şeyi değiştirir.”

VietnamlI Zen üstadı Thich Nhat Hanh, gündelik hayata ve insanlar arası ilişkilere dair konuşuyor.

 

***

 

Dost mihnet günleri için lâzımdır. Yoksa, rahat günlerinde dost eksik değildir.

Mevlânâ Câmî, gerçek ‘dost’u tanımak için basit ama doğru bir ölçü veriyor.

 

***

 

Medeniyetin vitrini”nden notlar

ABD Adalet Bakanlığı Adalet İstatistikleri Bürosu’nun raporlarına göre:

Amerika sınırları içinde her iki dakikada bir kadın cinsel tacize uğruyor.

Her dört tecavüzden biri, umuma açık yerlerde gerçekleşiyor.

Irza tecavüzlerin yüzde 68’i gündüz vakti vuku buluyor.

Kurbanların yarısı on sekiz yaşın, altıda biri ise on iki yaşın altında.

ABD’deki erişkin kadınların yüzde 20’si, üniversitede okuyan kadınların yüzde 15’i, büluğ çağındaki kadınların yüzde 12’si, hayatlarında en az bir kez cinsel saldırıya uğramış durumda.

Kurbanların yüzde 40’ı, yakınları tarafından saldırıya uğramış bulunuyor.

Yalnızca kadınlar değil, erkekler de cinsel saldırıya maruz kalıyor.

On iki yaşın altında cinsel tacize maruz kalmış erkek sayısı yılda 32.000’i aşıyor.

Tecavüzcülerin en azından yüzde 45’inin, uyuşturucu ve alkolün etkisi altında bu fiile yeltendikleri tespit edilmiş durumda.

Ve bütün bunlara rağmen, ırza saldırıyı da, uyuşturucuyu da, alkolü de yasaklayan ve hakim olduğu coğrafyalarda bu tarz olayların büyük ölçüde önüne geçen bir din olarak İslâm, kimi medenilerce ‘gericilik’le eşdeğer olarak anılıyor!

 

***

 

YENİ YOKSULLUK!

İki yıl ard arda Milliyet TIR’ıyla Anadolu’yu dolaştıktan sonra anladım ki, bazılarımız için pek de önemi olmayan beş-on milyon lira, yoksulluk sınırında yaşayan bir ailenin bir hafta boyunca aç kalmamasını sağlayabiliyor. Ya da, ayda bir kez lokantaya gitmekle, üç-dört aileyi bir hafta açlıktan kurtarmanız mümkün.”

Milliyet ekonomi yazarı Meral Tamer, gazetenin 22 Ekim tarihli nüshasında, hali vakti yerinde olan herkesin yerine getirmesi pekâlâ mümkün bu öneriyle başlıyordu yazısına. Tamer, bir grup ekonomi ve sosyoloji profesörünün yaptığı araştırmalara da değinerek, ‘yeni yoksulluk’ diye bir kavramdan söz ediyor. Belirttiğine göre, “Küreselleşme ve son on-on beş yılda güçlenen neo-liberal dalga öncesinde, yoksullar zaman içinde iki göz oda da olsa ev sahibi olabiliyor, epeyce bir süre alsa da sonunda modern yaşamın bir parçası olabiliyordu. Bugün artık yoksulların böyle bir umudu kalmadı.” Tamer’in belirttiği üzere, bu olgu karşısında, yeni sosyal politikaların geliştirilmesi ve umudunu kaybetmiş yoksullara güven verilmesi gerekiyor.

Ki, Prof. Ayşe Buğra’nın şu sözlerine bakılırsa, bu ‘güven’in verilmesi öyle çok zor da değil:

Araştırmaya başlamadan önce çok önemsiz zannettiğimiz miktarlardaki paraların, aslında en yoksul kesim için çok hayatî önem taşıyabileceğinin farkına vardık. Bugün Türkiye’de nüfusun en alttaki yüzde 10’luk bölümü, yani 1,6 milyon aile, sistematik olarak devletten ayda 100 milyon lira aldıkları takdirde güven duygusunu yeniden kazanabileceklerdir.”

 

***

 

Söyleyemeyen, söylenir.