TR EN

Dil Seçin

Ara

Ahlak Utanmayı Bilmektir

Ahlak Utanmayı Bilmektir

İsveçli oyun yazarı ve yönetmen İngmar Bergman’a sormuşlar: “Gidişat çok kötü, dünya nasıl kurtulacak?”

“Utanç” demiş Bergman, “Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak, ‘kibir’ denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir. Başını öne eğebilen, yüzü kızaran, özür dileyebilen insanları görmeye ihtiyacımız var… Çevresini azarlayan, hakaret eden, küçük gören, kendini herkesin üzerinde gören tiplerin yüzleri asla kızarmaz.”

Bir başyapıt sayılan Yedinci Mühür isimli filminde ölümü sorgulayan Bergman, 2007 yılında 89 yaşında iken tatmış ölümü. Bu cümleleri nerede, nasıl ve neden söylediğine dair bir bilgi yok. Fakat bu sözler, internet aracılığı ile epey bir paylaşılmış. Bu paylaşımlar, Bergman’ın bahsettiği “utanan insan” ihtiyacımızın son dönemde daha da arttığını gösteriyor.

TDK, ‘Utanmak’ kelimesi ile birlikte arlanma, utanç, haya, yüz, hicap, teeddüp kelimelerine de yer veriyor. Benzerliklerinin yanında farklılıkları olan kelimeler bunlar. Konumuz itibarı ile bizim üzerinde duracağımız daha çok utanmak ve haya kelimeleri olacak.

Utanmak, onur kırıcı, ahlaka uymayan veya uygunsuz algılanan bir davranış sergilemekten kaynaklanan mahcubiyet veya küçük düşme duygusudur. Hayâ kelimesi de “utanma, çekinme” gibi anlamları olan bir kelime. Tamamı güzel ahlaktan ibaret olan İslam dininde çok önemli bir yeri olan hayâ: “Nefsin isteği ile yaptığı çirkin davranışlarından rahatsızlık duyarak onları terk etme veya kötü bir işin yapılmasından ya da iyi bir işin terk edilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” olarak tanımlanıyor.

Nahl suresi 90. ayet hayasızlığın yasaklandığını bildirmektedir:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

Ankebut suresi 45. ayette ise “Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” buyurulmaktadır.

“Güzel ahlakı tamamlamak için” gönderildiğini bildiren Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise “Hayâ imandandır.” “Hayâ ve iman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” ve “Ahlâksızlık bulunduğu şeyi çirkinleştirir; hayâ ise bulunduğu şeyi süsler.” buyuruyor.

Bu ayet ve hadislerden hayâ ile imanın bir bütün olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle hayâ, insanı, inananlara yakışmayan davranışlardan alıkoyar. İmanın yücelip kemâle ermesine yardım eder.

İslâm’ın öncü şahsiyetleri olan sahabiler, Allah Resulü’nün rahle-i tedrisinden geçmiş, aldıkları eğitimle başta hayâ olmak üzere pek çok ahlâkî meziyetlere sahip olmuşlardır. Bu eğitimden nasibini almış olan Hz. Osman da (ra), hayâ ve iffet abidesi olarak Peygamberin övgüsüne mazhar olmuştur.

Hayâ ve utanma konusunda psikolojik ve ahlâkî tahliller yapan İmam Gazâlî’ye göre çocukta doğru ile yanlışı birbirinden ayırma melekesinin ilk alâmetlerinden biri hayâ duygusunun belirmesidir. Çocuğun mahcubiyet duyup bazı fiilleri terk etmesi onda akıl ışığının parlamaya başladığının göstergesidir. Gazali, hayâ ile akıl arasında ilişki kurmakta ve böylece hayâyı sadece bir duygu değil aynı zamanda bir düşünme ve muhakeme ürünü olarak da değerlendirmektedir.

…

Dr. Ercan Kesal, 1959 Nevşehir doğumlu sinema ve tiyatro oyuncumuz. Aynı zamanda bir hekim ve bir yazar. Bloğunda “AHLAK UTANMAYI BİLMEKTİR” başlığı ile birkaç tane yaşanmış utanma hikayesi anlatmış. Bunlardan bir tanesi de kendi anısı:

“1970’li yıllar, Avanos. Yazın ilk günleri. Evin önünde bir kamyonet duruyor. Kayseri’den yüz çuval şeker gelmiş. Kitap okuduğum kovuğumdan çıkıp çuvalların taşınmasını seyrediyorum. Gazoz şişelerine, şeker çuvallarına, benim ders notlarına, fırından yeni çıkan bazlamaya, bahçeden kopardığı domatese bile dualar okuyan annem yine iş başında, dudakları sürekli kıpırdıyor. Bu yaz çok gazoz satılacak inşallah. Çuvallar taşınıyor, kamyonet gidiyor. Tüm aile içimiz rahatlamış halde sofraya oturuyoruz. Philips radyoda ajans zamanı. Spikerin okuduğu haberlerin içinden bir ara “şekere zam” haberini duyuyoruz. Büyük abim sevinçle “Oh!” diyor, “tam zamanında almışız şekeri.” Ertesi gün, babamı erkenden kalkmış, evin önündeki camekânda annemle konuşurken gördüm. Canının sıkıldığı zamanlarda yaptığı gibi mendilini sebepsizce katlayıp duruyor. Az sonra da kalktı gitti zaten. Annem camekândan salona geçerken kendi kendine mırıldanıyordu: “Deli bu herif anam, sabaha kadar uyumamış!” Bir saat kadar sonra geldi babam. Rahatlamış, yüzü gülüyor. Maliyeye gidip ihbar etmiş kendini. “Dün yüz çuval şeker aldım, aslında bugün alacaktım. Zamlı almam lazımken, ucuza aldım. Farkını ödemek istiyorum.” Çocuk kafamda bile anlamıştım, babamın aslında maliyeden değil, “utanmaktan” korktuğunu…”

Ve şöyle bitiriyor sanatçımız Ercan Kesal: “Utanmayı bilmek… Utanmaktan korkmak… Bunlar ne değerli meziyetlerdir. Ahlak utanmayı bilmektir.”

…

Değinmek istediğim diğer bir konu da eskiden rezil olunan şeylerle şimdi popüler olunabilmesi. Giydiği kıyafeti ile aşırı dikkat çeken bir kızımız, üniversite sınavına bu uygunsuz kıyafeti sebebiyle değil de küpesi çıkartılamadığı için giremeyince sosyal medya hesabındaki takipçi sayısı rekor sayıda artmış. Artış sebebi sınava girememesi değil, aşırı dikkat çeken uygunsuz kıyafetinden ‘utanmaması’ olmuş. Bu utanmazlığı takdir edenler destek olmak için takipçi sayısının artmasını sağlamış.

Sahnede sesi ile var olması gereken şarkıcılarımızın ‘cesur’ kıyafetleri ve dans denilemeyecek hareketleri ile daha da popüler olmaları da bu konuya örnek verilebilir. Son dönemde çok popüler olan şarkıcılarımızdan birisi, bir konserinde gençlerimizi ‘aydınlatan’ ‘çok öğretici’ bir konuşma yapmıştı:

“Açmak istiyorsanız açın kızlar, kimsenin nasıl davranmanız gerektiğini söylemesine ihtiyacınız yok. Sizin kendi kanatlarınız var. Kimsenin kanatları altında durmanıza gerek yok. Uçun. Aksini söyleyenlere (orta parmağını göstererek) babayı alırsınız diyorum.”

Kadın erkek fark etmiyor. Bunun gibi, gençlere kötü örnek olacak ve asla sanatçı sayılamayacak popüler şarkıcıların sayısı her geçen gün daha da artıyor. Elbette bu utanmazlık, şarkı sözlerine de yansımakta…

…

Bir de artık hiç utanmadığımız bir diğer konu da hem gerçek hayatta hem sosyal medya paylaşımlarımızda kadın-erkek, yaşlı-genç demeden aşırı küfürlü bir dil kullanmamız. Yaptığımız eleştiri ve yorumlarımızda hakarete, aşağılamaya ve küfürlere yer vermemiz…

Bazıları, birisi kendisiyle aynı fikirde değilse, aynı partiye oy vermiyorsa aşağılamaya ve hakaret etmeye hakkı olduğunu sanıyor. Hatta ve hatta, “kötüyse bile bizim kötümüz” söylemine varan bir zihinsel dağılma yaşanıyor ve hakaretler havada uçuşuyor.

Bir insanın özgürlüğü, diğer bir insanın özgürlüğünü kısıtlayacak kadar geniş olabilir mi? 

İfade özgürlüğü ve demokrasi kelimeleri, herkesin her istediğini söylemesi ve yapması olarak tanımlanabilir mi? 

Trafikteki ışıkların gerekliliği tartışılabilir mi? Aynı şekilde toplumsal kurallara ve ahlaki ölçülere gerek yok mu?

Ne dersiniz? Özgürlük sınırsız olsun, herkes her istediğini yapsın ve söylesin mi?..

…

Utanmak deyince, Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana katledilen çoğu 5 yaşın altındaki 17.000 çocuğun ve halen kayıp olan 21.000 çocuğun hep bir ağızdan haykırışına da kulak verelim:

“Hiç mi utanmadınız bizim çocuk gözlerimizden?

Ne istediniz o savunmasız, minik bedenlerimizden.

Her şeyi sığdırdınız da bir bizim küçük bedenlerimizi sığdıramadınız bu acımasız dünyanıza!”

Halimiz gösteriyor ki, utanmak kelimesini yaşatmaya ve utanan insanlara, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. İnsanlık en zor zamanlarını sürüyor, adeta ölüm döşeğinde, can çekişmekte. Tüm zamanlar boyunca kavimlerin helak olmasına sebep olan olayların hepsi günümüzde yaşanmakta. İşlenen suçların, çirkinliklerin azalması, kötülüklerin önlenmesi, utanmayı bilen insanların artması ile mümkün. 

Çünkü utanmak yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın ve zulmün önündeki, en büyük engeldir. Ahlak, utanmayı bilmektir.