Soru: Hocam bu yıl üniversite kazandım. İlk defa memleketimden çıkacağım. Aslında memleketimdeki üniversite de gelirdi ama daha iyi bir eğitim kadrosu olduğu için ve yüksek bir puan aldığım için il dışını seçtik. Tercih döneminde gayet mutlu ve isteyerek yazdığım bu şehirden evden ayrılma zamanım yaklaştıkça korkmaya başladım. Alışamamak beni çok kaygılandırıyor. İlk fırsatta kendi şehrime yatay geçiş yapmayı ya da sınava tekrar hazırlanmayı dahi düşünüyorum.
Cevap:
Öncelikle başarınızı tebrik ederim. Hayatınızda yeni bir safha başlamış oluyor üniversiteyle. Haliyle her yeni aşamanın yeni getirileri de olacaktır. Aksi halde mevcut donanımınızla ilerlemek, gelişmek pek mümkün olmayacaktır. Ben üniversite için başka şehirlere okumaya giden gençlere genelde bu açıdan bakıyorum.
Örneğin üniversite hayatına kadar evde ailesiyle yaşayan bir genç hayatını idame ettirebilmek için on tane beceriye sahip olmak zorundaysa dışarı çıktığında bu on beceri yeterli gelmeyecektir ve haliyle yeni beceriler kazanmak zorun kalacaktır. Muhtemelen yaşadığınız kaygının nedeni tam olarak burada yatıyor. Mevcut becerileriniz dışarısı için yeterli değil ve bu yetersizlikle siz henüz başlamamış okulunuzun gerektirdiği becerileri karşılayamamaktan endişe duyuyorsunuz.
Yeni beceriler kazanmak elbette belli oranda emek ve gayret ister. Bu da insanda gayet doğal olarak bir gerilime sebep olur. Zira bu durum konfor alanımızdan dışarı çıkmak ve yeni alışkanlıklar kazanmak demektir. Örneğin şimdiye kadar hiç ütü yapmadıysanız, ütünüzü hep anneniz yaptıysa şehir dışında okuduğunuz takdirde ütü meselesini kendiniz halletmek zorundasınız demektir. Bu elbette bir gerilime sebep olacaktır. Bunu düşündükçe zihnimiz muhtemel senaryolar çizecektir. Evden ayrılığın verdiği karamsarlıkla bu senaryo büyük ihtimalle ütüyü yapamamanızla son bulacaktır.
Oysa zihin gelecek senaryoları hakkında son derece mekanik ve ruhsuz bir senaryo çizme eğilimindedir. Henüz yaşanmamış olaylarla ilgili tahminlerde bulunurken genelde en kötü veya olumsuz senaryolar üretmeye yatkınızdır. İnsanlık tarihi bu karamsar senaryolar çizen nice önemli düşünürün yanılgılarıyla doludur.
Hayatımız, yaşanırken yazılan bir senaryodur. Siz şimdiden o ütünün senaryosunu yazıyorsunuz ama, belki de ütüyü tek başınıza yapmak zorunda kaldığınız o gün birisi orada olur ve size çok basit bir yöntemle ütü yapmayı öğretiverir. Zihin henüz yaşamadığı şeyler üzerinden senaryo yazarken kendini hep merkezde düşünerek hareket eder. Ancak hayat büyük oranda birilerinin birileriyle etkileşimi sayesinde yürüyen bir süreçtir. Belki bir oda arkadaşı size hiç hesap etmediğiniz bir yardımda bulunacak veya belki de siz birilerine yardım edeceksiniz. Bunu önceden kestirmek, yaşamadan bilmek mümkün değildir. Hayata dair yeni beceriler de tam olarak bu şekilde gelişir.
Öyle ya da böyle bir gün baba evinden çıkıp hayata atılmak zorundayız. Bu üniversitede olmasa bile üniversiteden sonra olacak. Hayat koşturmacası içindeyken sağlıklı bir yol izlememiz için anne ve babamızın kanatları altındayken öğrendiğimiz beceriler bize asla yetmeyecektir. Bağımsız, etkin ve yetkin bir yetişkin olmak adına hayatın gerektirdiklerini hayatın akışına uygun biçimde dışarı çıkarak zor da olsa öğrenmek gerekir. Bu tıpkı mesleki açıdan daha iyi yetişmek için memleketinizdeki üniversiteyi değil de daha köklü bir üniversite tercih etmenize benziyor. Sonuçta ikisi de aynı bölüm ama dışarıdaki üniversite size mesleki beceriler anlamında daha fazla fayda sağlayacağı için orayı yazdınız. Bu gayet doğru bir yaklaşımdır. Eğer bölümünüzü memleketinizde okursanız yine istediğiniz bölümü bitirmiş olursunuz ama bu mesleki becerilerinizi eksik bırakır. Sonuç olarak meslek hayatına atıldığınızda eksik başlamış olursunuz.
Madem durum budur o halde hem hayat hem de mesleki becerilerinizi eksik bırakmayacak o şehre gidin. Henüz yaşanmamış şeyleri zihninizde kurmak yerine gidin ve yaşayın. Tüm bunların yaşanması için kendinize izin verin. Alışmak için gün saymak yerine ana odaklanıp gerekenleri yapmaya aynı zamanda sosyalleşmeye gayret edin. Zira içinize kapanırsanız zihniniz o ruhsuz senaryoları kurmaya devam eder. Ama hayat yaşanırken yazılan bir senaryodur; önceden kestirilemez.
Alışmak, bilinçsizce yaşanılan bir deneyimdir. Yani alışmak için bilinçli bir çabadansa zamana ve gerekene odaklanırsanız bir de bakmışsınız ki alışmışsınız. Hayata ve mesleğe dair altın bir fırsatınız varken zihninizin size hazırladığı o ruhsuz ve büyük oranda eksik senaryoya kanmayın derim. Zira o senaryolara ehemmiyet verdikçe onların gerçek olacağına dair inancınızı güçlendirip henüz olmamış bu duruma göre kendinizi ayarlarsınız. Sağa dönüş tabelasını gördüğünüz an sağa dönerseniz kaza yaparsınız. İşareti görün, yola devam edin ve yolun sağa döndüğünü gördükten sonra direksiyonu sağa çevirin. Selam ve dua ile…
