Gorgia O’Keeffe, 20. yüzyılın başlarında yaşamış bir ressam. Resimlerinin çoğunu, tabiattan kesitler teşkil ediyor. Eserlerini ve hayatını değerlendirenler, hep onun tabiata yakınlığını, onunla iç içe oluşunu nazara veriyorlar. Zaten, O’Keeffe de “Tabiatta açıklayamadığım bir şey var.” diyormuş. “Bu, kâinatın benim algıladığımdan çok daha büyük ve muazzam olduğunu hissetmeme vesile oluyor.”
O’Keeffe, yıldızlarla süslü semaya baktığında ise, “içini tarif edilmez bir sonsuzluk duygusunun kapladığını” söylüyor. “Başka hiçbir şeyde bulamadığım bir iç huzur buluyorum böylece.” Bu sanatçının güzellik anlayışı, çöldeki kemikleri de içine alacak genişlikte. “Rastladığım çiçekleri, deniz kabuklarını ve ağaç parçalarını toplarım.” diyor ve devam ediyor O’Keeffe, “Çöldeki beyaz kemikleri de güzel bulup onları eve götürdüğüm olmuştur. Saydığım bunlar ve daha niceleri, içinde yaşadığım dünyanın harikûlâdeliğini ve genişliğini anlattılar bana hep.” Bu arada, tabiata, meselâ güzel çiçeklere, lâyık oldukları dikkati göstermeyenlere, onlara zaman bile ayırmayanlara da sitem ediyor O’Keeffe. “Hiç kimse bir çiçeği olduğu gibi, gerçek hâliyle görmüyor. Çünkü görmek zaman alıyor, tıpkı bir arkadaşla görüşmek gibi. Ama nedense çiçeklerle ilgilenip onlara zaman harcamıyoruz.”
