TR EN

Dil Seçin

Ara

Çocuklar Sokağa Kaçamıyor

Çocuklar benzer özellik ve kapasitelerle dosalar da, yetişkinlerin onlara muameleleri devrine göre farklı oluyor. Bunda birçok etkenin yanında veya öncesinde, içinde yaşanılan ‘sosyal çevre’ etkili. Ve doğrusu, günümüzde çocukları anlayabilmek ve onların sorunlarını çözebilmek için öncelikle onları çevreleyen bu sosyal çevreyi anlamalıyız.

Bu bağlamda, evvelâ, çocuklar gittikçe daha örgütlü ve karmaşık bir toplumda hayata gözlerini açıyorlar. Her bir sosyal işleve bir sosyal birimin karşılık gelmesi anlamında bu örgütlülük, çocukların, en iyimser bir bakışla, eskiye göre daha zor ve geç intibak edebilecekleri ‘karmaşık bir sosyal çevre’ anlamına geliyor.

Biraz dikkatli bakınca, bu karmaşıklığın aslında yaşadığımız sosyal çevrenin önemli ölçüde ‘yetişkin birey’lere göre düzenlenmiş olması gibi bir gerçekten kaynaklandığı da anlaşılıyor. Bu tespiti doğrulayacak birçok delil ortaya konabilir belki, ama salt ‘sokak’ bile yeterli bir delil bana kalırsa. Pek çoğumuz hatırlayacaktır, eskiden çocukların sosyalleşmesini sağlayan bir işlevi vardı sokakların. Adeta onların ‘oyun alanları’ydı sokaklar. Ama şimdi asfalt yol ve otoparktan başka bir işe yaramıyorlar. Eskiden canlı bir sosyal ilişki ortamı olan sokak, artık asfalt bir ‘yol’dan ibaret.

Keza, en çok çocukların olması gereken yerlerden biri olan ‘okul’ da, katı bir yetişkin zihniyetinin uygulama alanı bugün. Ortalama 60 kişilik sınıflarda ikişerli hatta üçerli oturarak günlerinin önemli bir bölümünde ‘büyük davranışlar’ sergilemeye zorlanmanın sıkıntısını yaşıyor çocuklar. Talep edilen şey sadece ‘ezber başarısı’ olunca ve her şey buna endekslenince, okulda oyuna veya çocuğu geliştirici başka faaliyetlere yer kalmıyor. Bu şartlar altında, hayatın farklı ve bilinmesi gereken yönlerine dair çocukların deneyim sahibi olması da güçleşiyor. Böylece çocuğun kendisini tanıması da engellenmiş oluyor. Bu haliyle okul, çocuklara göre ‘aşırı ciddi’ ve ‘kısıtlayıcı’ bir görüntü çizmektedir.

Çocukların ‘çocuk olarak’ önemsenmediği bu tip bir sosyal çevrenin çocukları psikolojik sorunlara iteceğini öngörmek ise pek zor değil doğrusu. Özellikle büyükşehirlerde çocukların git gide ana-baba iletişiminden koptuğu, okula gitme isteklerinin azaldığı, içe kapanma eğilimi gösterdikleri ve daha öfkeli hale geldikleri bariz bir şekilde gözleniyor. Yine, sigaraya başlama yaşının 13-14’e kadar düşmesi de, bu sosyal koşulların çocukları hangi yönde arayışlara ittiğine dair önemli bir işaret.

Artık fark edilmesi ve düzeltilmesi gereken çelişki, sanki çocukları durağanlaştırmak için yapılmış mevcut sosyal çevre ile çocukların deneyime dönüşmeyi bekleyen enerjileri arasındaki müthiş uçurumdur. Bugün çocuklarda görülen sorunların kökeninde, işte bu uçurumda ifadesini bulan genel bir ‘engellenme’ yatıyor. Halbuki, çocukların sağlıklı gelişimi, sahip oldukları enerjiyi önlerine konulan fırsatlar sayesinde deneyime ve sonrasında kalıcı bir ‘beceri’ye dönüştürmeleriyle doğru orantılıdır.

Sosyal çevremize baktığımızda, sokakları arabalara kaptırdıktan sonra, bu işlevi üstlenebilecek bir birim olarak geriye büyük ölçüde okul kalıyor. Bu sebepten dolayı, okulların süratle kuru bilgi ve başarı takıntısından kurtarılıp, sportif ve sosyal faaliyetlerle çocukların zengin deneyim imkanlarına kavuşacakları özgür bir ortama dönüştürülmesi gerekmektedir.