“Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik....
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir.
Her biri bir yörüngede yüzerler.”
(36:39-40)
Ayın yeni ay olduğu bir zamandı. Ay yenilenmişti ve yeni bir ay başlıyordu. Yenilenen ay, zamanın akrep ve yelkovanı gibi insanlara zamanın akışını duyuruyordu. Ay zamanın bir ölçüşüydü. Ay hareket ettikçe zaman da hareket ediyordu. Ay menzilden menzile koşuyordu. Ay menzilden menzile koşarken zaman da menzilden menzile koşuyordu. Ay, semanın içinde kendine çizilen yolda ilerliyordu.
Yağmur hastaydı. Hastalanmasının üzerinden 24 kere ay yenilenmişti. Yağmur göğüs kanserine yakalanmıştı. Kanser hücreleri alabildiğine çoğalıyor, yayılıyor, dur durak bilmiyordu. Bir yerden emir almışlardı sanki. Aldıkları emirle hareket ediyorlar, çoğalıyorlar ve bir asker gibi görev yapıyorlardı.
Ayın son yeni ay olmasından altı ay önceydi. Kanser hücreleri yeni bir yöne doğru yayılıyorlardı. Yeni hedef akciğerlerdi.
Yağmur’un anne babası hiç bu kadar hüzünlü olmamışlardı. Her ikisi de çok dertliydiler. Birbirlerine sarılarak ağlıyorlar, birbirlerini teselli etmeye çalışıyorlardı. İkisinin de gözüne uyku girmiyordu. Uyusalar da uykuları çok düzensiz olmuştu. Sık sık uyanıyorlar, kalkıyorlar ve ağlıyorlardı. Kendilerini çok aciz hissediyorlardı. Kendilerini, hayatta ilk kez, bu kadar ellerinden bir şey gelmez halde bulmuşlardı.
Yağmur’un tedavisini üstlenmiş olan doktorun bakışlarında bir değişiklik olmuştu. Doktor artık Yağmur’un anne ve babasının yüzlerine bakamıyor, bakışlarını kaçırıyor ve Yağmur’la ilgili daha az bilgi veriyordu.
Doktor ne ümitli ne karamsar konuşuyordu. Doktorlar zaten genelde böyle konuşurlar. Kesin cevaplar vermekten kaçınırlar. Belki de bu kendilerini korumak içindir. Hasta iyileşir deseler hasta kötüleştiğinde; hasta iyileşmez dediklerinde hasta iyileştiğinde kendilerine güvenin sarsılmasından endişelenirler. Doktorlar kendilerine güven duyulduğunu hissetmek isterler. Ya da doktorlar, hayatta kesinliğin olmadığını en çok hisseden insanlardandır. Yağmur’un tedavisini yürüten doktor kim bilir kaç kanserli hastasının ölümüne tanık olmuştur. Hem de en beklenmedik zamanlarda. Yağmur’un babasının kalbi hüzünle doluydu. Tek istediği kızının iyileşmesiydi. Doktorun bakışlarını kaçırdığını hissedince o da bakışlarını doktordan kaçırmaya ve daha az sorular sormaya başlamıştı. Kalbindeki kırıklık ve acı yalnızca dua ettiği zamanlarda diniyordu. Yağmur için tek yapmak istediği şey dua etmekti. Gecenin bir vakti kalkıyor, pencereden dışarı bakıyor, ayı görüyor ve sonra ağlamaya başlıyordu. Kızını kendisine geri vermesi için Yaratıcısına yalvarıyor, yalvarıyor, yine yalvarıyordu. O merhametliydi. O şefkatliydi. İsterse kızını yanına almaz ve ona yeni bir hayat bahşedebilirdi.
Yağmur’un babası kendi yaptığı duaları az buluyordu. Binlerce kişinin kızı için dua etmesini istiyordu. Tüm arkadaşlarına, Yağmur’un arkadaşlarına rica etmişti. Ne olur diyordu kızım için dua edin.
Yağmur’un babası bununla da yetinmedi. İyi bir bilgisayar programcısıydı. Bir gece uyandığında karar verdi. Kızı için hemen bir internet sitesi kurdu. Siteye www.yagmurvedua.com adını verdi. İki gün içinde web sayfasını hazırladı. Elektronik posta ile binlerce yere haber ulaştırdı. Bu sitede Yağmur için dualar yer alacaktı. Yalnızca ve yalnızca Yağmur için edilen duaları siteye yerleştirecek ve Yağmur’a edilen dualar yüz binlere ulaşacaktı.
Yağmur’un babasının istediği olmuştu. Altı ay içinde 258.799 tane dua mesajı gelmişti. Yağmur’un babası bu durumdan memnundu. İstediği olmuştu. Rabbine 258.799 tane dilin dua etmesi içini rahatlatıyor, kendini güvende hissediyordu.
Dr. Mavi’ye bu siteden bir arkadaşı bahsetmişti. O da siteye girmiş ve babasının dua isteme yazısını okumuştu. Dr. Mavi de bir mesaj yolladı:
“Rabbim, Sen beni nasılsam öyle görüyorsun zaten; ve eminim ki bende Seni memnun edecek bir şey olmadığını görüyorsundur. Yâ Rabbi, ben kendimde acılardan başka bir şey göremiyorum. Rabbim, bana bak, çektiğim acıları gör, beni dertten derde koyan hastalıklarımı gör. Bak bana, ey Mukaddes kurtarıcım. Senin kudret elinin bende açtığı yaraları gör. Merhametle bak şu bedenime, acılarımı şefkatinle gör. Lütfet de bu acılarım Senin beni hasta yatağımda ziyaret etmene vesile olsun.”
Dr. Mavi’nin Yağmur için yolladığı mesaj Pascal’ın bir duasıydı. Bu duayı Dr. Mavi’nin arkadaşı Senai, İngilizce’den Türkçe’ye çevirmişti.
Dr. Mavi, Yağmur’un babasının içindeki hüznü görüyor ve onun acılarını paylaşmak istiyordu. Ona bir mail yollamaya karar verdi. Yolladığı mailde Yağmur’un babasına aya bakmasını öneriyordu. “Aya bakmalısınız ve ayın kaderini anlamalısınız. Ayın kaderi sizin için bir yol gösterici olacaktır. Unutmayın: Her şeyin bir kaderi vardır. Yalnızca insanların kaderi var değildir.”
“Her şeyin bir kaderi vardır.” Bu cümle Yağmur’un babasının içine işlemişti. Zihni dönüp dolaşıyor, konudan konuya atlıyor ama en sonunda yine bu cümleye takılıp kalıyordu. Her şeyin bir kaderi vardır ve ayın da bir kaderi vardır. Hayatını bu cümleye yaslamıştı.
Ayın kaderi ne olabilirdi? Ayın yeni ay olduğu bir gece yatağından kalktı ve bir ay süreyle ayın hareketlerini izlemeye başladı. İncecik çizgi giderek daha kalın bir hâl alıyor, ay genişliyor ve bir yerden bir yere doğru yol alıyordu. Bir ay sonra yine incecik bir çizgi halini almıştı ay. Ama bütün bunlar ayın kaderi nasıl olabilirdi? Zihni artık kızının iyileşmesinden ayın kaderine doğru kaymıştı. Kızının iyileşmesini daha az düşünüyor, daha az merak ediyor, daha az endişeleniyordu. Bir ara bundan suçluluk bile duymaya başlamıştı. Ay kızının yerini mi alacaktı? Kızına olan duygularını yokladığında ona olan sevgisinin hâlâ yerinde durduğunu görünce ancak rahatlıyordu.
Ayın kaderi neydi? Dr. Mavi’ye bunu sormalıydı? Madem o bu konuyu gündemine sokmuştu. Gündeminden de o çıkarmalıydı. Ona bir mail yolladı. İlgisi için teşekkür etti ama ayın kaderinin ne olduğunu hâlâ anlayamadığını belirtti.
Dr. Mavi’den tekrar bir mail gelmişti. Mail oldukça kısaydı. İçinde Yasin suresinin 39 ve 40. ayetlerinin meali vardı yalnızca. Yağmur’un babası içinden Dr. Mavi’ye biraz kızmakla birlikte bu ayetler üzerinde düşünmenin iyi olacağına karar verdi.
Tekrar ayı izlemeye koyuldu. Öncelikle Rabbi ona ay için bir menzil takdir ettiğini söylüyordu. Ay o menzilde yol alıyor, Rabbinin emrinin dışına hiç çıkmıyordu. Ay için takdir edilen ona çizilen bir yol vardı. Ay’ın kendisine takdir edilene hiçbir itirazı yoktu. Yağmur’un babası bir gece ayın kaderinin kendisine çizilen yolda ilerlemek olduğunu anladı.
Kendisine biçilen yörüngede yol almak ayın kaderidir. Kendisine bir yol çizilmiştir. Bu yolu ay kabul eder, boyun eğer. Yağmur tanelerinin kaderi vardır. Bitkilerin kaderi vardır. Mevsimler kaderin kelimeleridir. Kuşlar kendilerine biçilen kaderle yol alır semada. Her varlık kendi kaderinde yol alır. Bu yol alış düzenlidir, ahenklidir. Her varlığın yol alışı, her varlığın bir halden bir hale geçişi düzenlidir, ölçülüdür. Ölçülü olmaları kendilerine biçilen kadere mutlak uyum göstermelerinden kaynaklanır.
Her varlığın bir kaderi vardır. Her varlığın kaderi, kendilerine biçilen zamanda, gitmeleri uygun görülen yolda gitmek ve Rabbinin bir işaretçisi olmaktır.
Bir gün Yağmur’un babası evin bahçesinde gezinirken bir rüzgar esmiş ve dallardan yapraklar aşağı inmişti. Yaprakların hüzünlü yere inişlerini görünce ağlamaya başlamıştı. Yapraklar yeni bir yola koyuluyordu. Kaderlerinde ne varsa onu yaşıyordular. Sonbahar olunca dallardan aşağı ineceklerse inecektiler. O kadar. Başka bir seçenek yoktu. Bu bir an bile şaşmıyordu. Zamanı gelince dökülmesi gereken tüm yapraklar dökülüyordu. Zamanı gelince güneşin doğması ve batması gibi.
Yaprakların dallardan döne döne inişlerine şaşmıştı Yağmur’un babası. Bu inişte bir karmaşa yoktu. Düzenli, ölçülü bir inişti sonra. Yasin suresinin 40. ayetini daha iyi anlamıştı. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilirdi. Her biri kendi feleğinde yüzüyordu işte.
O gün bir yaprağı eline almış ve yaprakların sarı tenine dokunmuştu. Tekrar tekrar dokunuyordu.
Yaprağı elinden bırakmak istemiyordu sanki. Bir an irkilmişti. Zihninde kızının sararmış ve cansız cesedine dokunuyor olarak hayal ederken kendini bulmuştu. İlk kez kızının ölümünden irkilmiyordu. Kızının ölümünün önüne geçilemezdi. Güneş ayın önüne geçerse ya da gece gündüze yetişebilirse kızının ölüm anı da geciktirilebilirdi. Güneşin doğması ve batması gereksizse, kızının doğması ve ölmesi de gereksizdi. Zamanlama kimsenin elinde değildi. Dalından inen yaprak nasıl kendi kaderine karşı çıkmıyor ve bundandır ki sararmış haliyle güzel kalabiliyorsa; kızının bedeni de bir yaprak gibi toprağa düşerken bu sararmış yaprak gibi yine güzel ve anlamlı olacaktı.
Yeni ayın başladığı bir gün Yağmur öldü. Yağmur’un kaderi hayatının baharında kendine ölüm verilmesi olmuştu. Ayın kaderi de kıyamet vaktine dek gökyüzünde olmak ve yol almaktı. Ayın kaderine mutlak itaatinin getirdiği huzuru farkeden Yağmur’un babası kendi kaderine razı olmuştu. Ay bir insanın daha dünyasına ışıltılar taşımıştı. Ayın bir kaderi de belki budur. Allah’ın bir ayeti olmak ayın kaderidir. İnsan her ne yaşarsa yaşasın bize biçilen kader, Yaratıcının emrine mutlak uymaktır.
Yağmur’un sitesine gelen mesajlar da susmuştu. Sayısı 300 bini bulan şifa isteyen dualara ne olmuştu? Üç yüz bin dua kabul edilmemişti. Yaratıcı Yağmur’un hayatta kalmasını uygun görmemiş, ona ölümü vermişti. Yağmurun babasının yaptığı dualar boşa mı gitmişti? Üç yüz bin dua eden insan, zamanını boşa mı harcamıştı? Yaratıcı, bu üç yüz bin insanı görmezlikten mi gelmişti?
Bu sorular, duaları istedikleri şekilde kabul edilmeyen bir çok insanın zihnini meşgul eden sorulardır. Bu soruların kaynağında dua etmekteki amacı bir şey, bir sonuç elde etmeye yönelik bir çaba olarak görme vardır. Dua Yaratıcı ile bir çıkar ilişkisi midir?
Yağmur’un babası ve üç yüz bin kişi dua etmekten şikayetçi değildir. Bu kadar kişi günlerce, haftalarca, aylarca dua etmiş, yalvarmış, Yağmur’un iyileşmesi için yakarmıştır. Yağmur’un babası kızının iyileşmesini çok istemiştir. Bütün dikkatini yalnızca Yaratıcısına yöneltmiştir. Kızının beklenmedik şekildeki hastalığı, hayatı ciddi şekilde sorgulatmış ve tek dayanak noktasının Yaratıcısı olduğunu anlamıştır. Her dua ettiğinde derin bir huzur hissetmiştir. Her dua ettiğinde anlamıştı ki; birisi var ki; onun sesini işitir, dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Her dua edişinde Onun kudret elinin her şey’e yetiştiğini anlamıştır. Her dua edişinde gezegende yalnız olmadığını anlamıştır ki; bir Kerim zât var, ona bakar, yakınlık gösterir.
Çünkü Yağmur’un babası dua sırasında kendini anlatmış, kendini tanımlamıştır. Kendi gerçekliğinin sınırlarını çizmiştir. Aslında bunu yaparken Rabbini de tanımlamış, sürekli bizim elimizden bir şey gelmez, her şeyin Yaratıcısı sensin, hastalık da Senden, şifa da Senden demiştir.
Yağmur’un babası insanın şifa verilecek bir varlık, Yaratıcının ise şifa veren olduğunu dile getirmiştir. Yağmur’un babasının duadan kazancı bunlardır; kendini ve Yaratıcısını tanımlamak, Yaratıcısını anmak, övmek onun için en büyük kazanç olmuştur. Dua sırasında kendi ile Rabbi arasında bir bağ kurmuştur. Kendisi ile Yaratıcı arasında özel bir zaman olmuştur dua. Yalnızca Ona ayırdığı, dünyadan sıyrıldığı, yalnızca Onu düşündüğü, Ona yoğunlaştığı bir zaman olmuştur dua zamanı.
Dua ederken de kızının iyileşmesini Yaratıcıya bir dayatma tutumu içinde istememiştir. O yalnızca istemiştir. Yaratıcının yalnızca Şifa Veren olmadığını aynı zamanda Hakîm yani hikmetle şifa veren olduğunu bilmektedir. Bu yüzden de kızının iyileşmemesine, ona ölüm verilmesine itiraz etmemiş, durumu kabullenmiş ve bu yüzden de sabır göstermiştir. Çünkü ay da öyle yapmaktadır. Ay kendine çizilen yolunu kabullenmiştir. Ay’ın kendi kaderine hiçbir itirazı yoktur. Bu yüzden ay mutludur ve huzur içindedir.
Yağmur’un babası dua etmeyi Yaratıcısı ile bir ilişki biçimi, bir yaşama biçimi, kendi halini anlatma fırsatı bildiği için duasının bu şekildeki kabulünü duam kabul edilmedi, boşa gitti diye hissetmemiştir.
Dua insanın kendini Yaratıcısına anlatmasıdır. İnsan kendini anlatırken bir yandan da Yaratıcısını anlatır. Bu yüzden duadan kazancımız dua etme halinin bizzat kendisidir. Kendimizi anlatarak Yaratıcımızı tanımlamak hiçbir zaman boşa gitmez. İnsanın varoluş gerekçesi de budur zaten. Dua insanın varoluş gerekçesidir.
Yağmur’un babası varoluş gerekçesinin kızının ölümü ile sonlanmadığını anlar. Kızının internet sitesini devam ettirme kararı alır. İnsanların buraya yine dua mesajları yollayabileceğini söyler. Dua mesajları göndermeye insanlar devam eder. Bu sefer edilen duaları melekler Yağmur’un ruhuna iletirler. Yağmur’un ruhu hâlâ kendini düşünen insanların olduğunu hisseder. Bundan memnun olur. İnsanlar var oluş gerekçelerini ölene dek yine dua etmeyi sürdürerek yerine getirirler. Çünkü her şeyin bir kaderi vardır.
