TR EN

Dil Seçin

Ara

…ve Taş ve Ateş

Taşın katılığı kendinden olsaydı, vazgeçer miydi katılıktan?

Ateş kendi adına yaksaydı, unutur muydu yakıcılığını?

Gerçek şu ki, taş ne katıdır, ne de yumuşak. Katı olması emredildiği için katı ve serttir. Bir emirle katı olduğu için, aynı emirle yumuşamaya da hazırdır.

Taş, emr-i İlâhîye karşı yumuşak olduğu için katıdır. Dolayısıyla, şimdi ne kadar katıysa, o kadar yumuşaktır.

Asâ-yı Mûsa (a.s.) karşısında yumuşadığı gibi, incecik ve nazenin köklerin dokunuşuyla da, erir ve yollarında toprak olur.

Sonra ateş... Yakıp kavurması emredildiği için yakar. Ama aynı emirle serin ve selâmetli olmaya da hazırdır; gül bahçesi olmaya teşnedir. Emr-i İlâhiye teslimiyeti, selâmetli eyler ateşi. Öyleyse yakıp yıkarken de, başına buyruk değil, teslim olmuş bir kuldur ateş.

Azâ-yı İbrahim (a.s.) karşısında serin ve selâmetli olduğu gibi, taze ve yeşil yapraklara da serin bir gül bahçesi olmaya hazırdır.

Oruç, ötelerden uzanmış bir Asâ-yı Musa (a.s.) misillû katılaşmış yüreklerimize dokunur. Asâ-yı Mûsa aklımızdan taşın sertliğini söküp attığı gibi, kalbimizi de taş katılığından öte katılıklardan azade eyliyor. Oruç, açlığın ateşine fırlatıyor azalarımızı. Ne garip, derin bir serinlik ve geniş bir selâmet buluyoruz açlık ateşinin orta yerinde. Yokluğun ve mahrumiyetin yakıcılığı ortasında bir gül bahçesini soluklanıyoruz.

Var edilmişliğimiz ve mazhariyetlerimiz her ânın başında derin çizikler atıyor benliğimize. Bir ekmeği dişlemenin tadı, bir damla suyu yudumlamanın eşsiz imtiyazı, gün yüzüne çıkıyor. Kalbimiz ve tenimiz, alışkanlıkların sağır sertliğini üzerinden atıyor. Her şeyin yine, yeni ve yeniden yaşandığı âsûde bir bahar bahçesine çağrılıyoruz, göğsümüzde bir var edilmişliğin keskin, sert ve yakıcı yükü ayağa kalkıyor. Ramazan içimizin odalarını tazeliyor; elimize Mûsa’dan (a.s.) asâlar tutuşturuyor; tenimize İbrahim’in (a.s.) tenini giydiriyor. Ve kalb ebediyen eriyor. Ve ateş bir serin gülzârın muştusu oluyor.

Ramazan, mekânı ve sıradanlığı ayağımızın altından çekiyor. Ruhumuzu yerinden ediyor ve öylece yollara düşüyoruz. Kalmak değil, göçmek zamanı şimdi. Durmak değil, gitmek zamanı şimdi. Ateşin ve taşın yolculuğunu yapmak zamanı. Emr-i İlâhiyi unutmamacasına hatırlamak ve orada kalmak zamanı şimdi.

Şimdi oruç zamanı...