33 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Değerler Eğitimi Deyince

Mart 2018, 495 1472 Görüntülenme Eklenme Tarih: 04 Mart 2018 21:18 Ayten Yadigâr

Ustaca verilmiş cevaplar kabilinden anlatılır:

Amerikalı iş adamı, bir Çinli’ye alay ederek sormuş:

- Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?

Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:

- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.”

Hayatın içinde sorgulama gereği duymadan, neden niçin diye düşünmeden yapageldiğimiz davranışlarımız var. Bu tür yapıp etmelerin sadece inanç dünyası ile ilgili ritüeller çerçevesinde olduğu zannedilmemeli. Aileden öyle gördüğümüz veya toplum tarafından onaylanması hasebiyle kabullenip benimsediğimiz düşünce ve davranış kalıpları ile zaman içerisinde bir anlam dünyası inşa ediyoruz ve hayata öylece tutunmaya çalışıyoruz. 

Burada sormak gerek: “Hayatımızı anlamlı kılan doğru değerlerle donanıp öylece mi yol almaktayız; yoksa kendi varoluşsal değerimizin önüne geçmeyi hak etmeyen genelgeçer değer kırıntılarının peşinden bir ömür koşturup durmakta mıyız?”

Aileden başlayarak toplumu ayakta tutan kurumlarda ve genel olarak insan ilişkilerinde yaşanan erozyon ve çözülme, değerler eğitiminin bugün kadar geleceğimiz açısından da ne kadar “değerli” olduğunu gösterdi bize.

Eğitim camiasının öncelikli gündem maddelerinden biri de “değerler eğitimi” bu yüzden. Okullarda değerler eğitimi dersleri verilmekte, bu konuda farkındalık oluşturmaya ve davranış değişikliği gerçekleştirmeye yönelik etkinlikler yapılmakta.

Peki değerlerin derslerden bir ders olarak okutulması veya resmi eğitim kurumlarında çeşitli etkinliklerle gündemde tutulması tek başına yeterli midir? Çocukların içine doğdukları hayat, hani onların değerler eğitimi almalarının gerekliliğine inanan büyükler eliyle inşa edilmiş olan hayat, hangi değerler üzerinden işliyor mesela? 

Çocuklarımız sevgi, saygı, hürmet, merhamet, vefa, yardımseverlik, diğerkâmlık gibi değerlerle donansın, vicdanlı, ahlaklı insanlar olsunlar, insanlık haysiyetine yaraşır bir duruşları olsun hayatta istiyoruz. Ancak yaşanan hayatta bunların ne kadar değerli ve önemli olduğunu gösteren veya öğreten örnekliği sunabiliyor muyuz onlara? Yoksa dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zannettirecek kadar ben merkezli, sürekli başarıya, yükselmeye, mevki ve makam edinmeye, daha çok kazanmaya odaklı, rekabet ve güç mücadelesi anlamında bir hayat tasavvuru mu kodlanıyor zihinlerine büyüklerini gözlemlediklerinde? 

Herkesin birbirini rakip olarak algıladığı bir dünyada toplumsal hayatın ayakta kalması, bu kadar ‘ben’ vurgusu ile yoğrulan bireylerin ‘biz’ bilincine ermeleri ve barış içinde yaşamaları mümkün müdür? 

Öyleyse çocukların örgün eğitim kurumlarında yetiştirilme çabalarının yanı sıra bizi biz yapan, insan kılan değerlerin yaşatılması noktasında toplumsal bir seferberlik halinde olmamız gerektiği aşikârdır. Çünkü toplumun çok farklı kesimlerinde insani değerlerin yokluğundan mustarip olunduğu dile getirilmekte. İnsanların iç huzuru yanında toplumun huzur ve selameti için ne kadar esenlik açısından özlem duyduğumuz bu değerlerin kitabi bilgiler olmadığını, yaşatıldığı ve örnekliği sunulduğu müddetçe hayatlarımıza anlam ve değer katacağını bilmeliyiz.

Yazının başında zikrettiğimiz soru ve ustaca verilmiş cevap örneğini şöyle ifade etmek mümkün: “Neden yemeyeceklerini bile bile ölülerinizin mezarlarına pirinç koyuyorsunuz?” sorusuna yine bir soruyla cevap verilebilir mesela. “Neden koklamayacaklarını bile bile ölülerinizin mezarlarına çiçek koyuyorsunuz?” 

Bunlar ritüelleşmiş davranışlardır, sorgulanmadan yapılageldiği şekilde nesilden nesile aktarılıp durmaktadır belki de. Ancak hayatta yapıp etmelerinin sorumluluğunu taşıyan insanların tümünün ortak yazgısı ölüm gerçeğidir ve insan, bir gün öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır. 

Öyleyse şunu sormak gerekmez mi, “Neden insan öleceğini bile bile yaşar/hayata tutunur? Bu hayatı yaşanılır/yaşanmaya değer kılan nedir?” Bu sorunun cevabı anlam dünyamızı üzerine inşa ettiğimiz ‘değer’ tanımımız ve önceliğimiz ile şekillenecektir.

Asıl olanın dünyanın geçici değer kırıntıları hükmündeki başarı, makam mevki, zenginlik veya güç değil; baki kubbede hoş bir sada bırakacak ameller ve eserler olduğunu anladığımızda, yaşantımızı insanı insan yapan değerlerle anlamlı hale getirdiğimizde hem kendi adımıza sorumluluğumuzu yerine getirmiş, hem de gelecekte emanetlerimizi devralacak nesillere en güzel ve etkili değerler eğitimi dersini vermiş olacağız demektir vesselam.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Aile: Rakamlardan Fazlası... Bu Dünyadan Ötesi...

Bir zamanlar beyaz gelinliğinin kefeni olduğu hatırlatılarak baba ocağından yeni yuvasına uğurlanırdı gelinlerimiz. Bir hayatı paylaşmak üzere yola çıkılırken ölüm ve ötesine uzanan bir ufuk sahibi olmanın geleneğimize yansıyan yüzüydü belki de bu seremoni. Şimdilerde ise her şeyin gündelik hesap sığlığına çekildiği ve aile kurmak gibi uzun soluklu bir koşunun bile kısa sürede sonlandırılmasının tercih edildiği zamanlardayız.

Devamı »

Aile: Huzur ve Sükûn Mahalli

Güzel örneklere ne çok ihtiyacımız var. “İşte insan bu!”, “İnsana yakışan bu!” diyeceğimiz…

Devamı »

Küresel Çağda Değişen Dünya ve Aile

Mevcut hayat tarzı içinde gelişen şiddet sorununa ithal reçetelerle, insanımızın anlam dünyasında ne ifade ettiğini bilemediğimiz ithal kavramları merkeze alarak veya öne çıkararak çare aramaktayız. Oysa Batı’nın kendine özgü düşünsel ve kültürel birikimi ile tarihi tecrübesinin kadın ve aile ile ilgili sorunlara yaklaşımlarını belirlemede ve üretilen çözümlere yön vermede etkili olduğunu unutmamalıyız.

Devamı »

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Devamı »