32 Yazı Prof. Dr. Sefa Saygılı

Yazar Profili »

Su Dünya'ya Nasıl Geldi?

Haziran 2018, 498 1878 Görüntülenme Eklenme Tarih: 31 Mayıs 2018 18:07 Prof. Dr. Sefa Saygılı

Suya her yerde rastlarız ve onun büyüleyici özellikleri kendini bize sonsuz şekillerde gösterir. Başka elementlerle birleşen, onlardan ayrışan, maddenin üç haline (katı, sıvı ve gaz) dönüşebilen Dünya’mızın suyu hayati özelliktedir.

Uzaydan dünyaya bakıldığında yeryüzünün yüzde 70’inin okyanuslarla kaplı olduğu görülür. Peki, su Dünya’da nasıl var oldu ya da nereden geldi? Neden diğer gezegenlerde su yokken, Dünya’mızın dörtte üçü sularla kaplı?

...

“Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.” (Hac Suresi, 63)

Bu ayet-i kerimede de açıkça buyurulduğu gibi okyanuslar başlangıçta yeryüzünde yoktu. Peki bu nasıl oldu; içtiğimiz o bir yudum su yeryüzüne nereden, nasıl taşındı?

Her patlama yok edici, parçalayıcı bir özellikteyken, Allah (cc) bir patlamayla kâinatı var etti. Kâinattaki hidrojen de 13,7 milyar yıl önce Büyük Patlamadan (Big Bang) hemen sonra yaratıldı. Böylece suyu oluşturan elementlerden birisi evrenin başlangıcında yaratılmış oldu.

Fakat oksijenin yaratılması için daha çok uzun zaman geçecekti.

Big Bang’in ardından evren genişletildi; hidrojen bulutları bir araya getirilip yoğunlaştırıldı ve birleştirilip helyum yapıldı, yani böylece ilk yıldızlar da yaratıldı. Kâinat, Allah’ın ilmi ve kudretiyle bir hamur gibi şekilleniyor, yeniden yeniye yaratılıyordu.

Yıldızlar, bildiğiniz gibi içinde barındırdıkları muazzam yükseklikte sıcaklıkla adeta nükleer bir fırın gibi iş görürler. Yıldızın içinde de büyüklüğü ve sıcaklığına göre elementler yaratılır. İşte bir yıldız, enerjisi olan hidrojenini tüketip yaşamını yitirdiğinde patlar ve bünyesindeki elementler uzaya saçılır. Süpernova patlaması denilen bu ölüm, etrafa türlü türlü renkler saçan bir patlama şeklinde gerçekleşir. İşte uzaya saçılan bu elementlerin içinde, ölen yıldızda yaratılan oksijen de vardır. 

Bir yıldızın patlamasıyla ortalığı kaplayan bulutlar (nebula), aynı zamanda yeni yıldızların yaratılıp doğduğu yerlerdir. Bu uzay bulutlarının, oksijen ve hidrojen atomlarının birleştirilip suyun da yaratıldığı yerler olduğu tahmin ediliyor.

 

Bir zamanlar Dünya

 

Uzaydaki toz bulutundan Güneş yaratıldıktan sonra, birkaç milyon yıl boyunca kayalardan ve buz parçalarından oluşan dev bir disk Güneş’in etrafında yörüngede dönmekteydi. Bütün bunların bir araya getirilip Dünya ve diğer gezegenlerin yaratılmasının 20 milyon yıl sürdüğü düşünülüyor.

O sırada gezegenimiz, yanardağların sürekli patladığı, mağmanın aktığı, uzaydan sürekli göktaşlarının çarptığı kupkuru bir yerdi. Henüz atmosfer de olmadığı için, gezegen bünyesindeki su buharlaşıp uzaya uçuyordu.

Bu günden 4,5 milyar yıl geriye doğru gitseydik, işte böyle bir Dünya görecektik.

İşte uzaydaki malzemeler birleştirilip Dünya şekillendikten yüz milyonlarca yıl sonra, her türlü yaşamın kaynağı olan su, yabancı bir madde olarak uzaydan donmuş parçalar halinde dünyaya taşındı.

 

Dünyanın güzel kaderi

 

Her şey kader ile takdir edilmiştir. Dünya da ona takdir edilen plan üzere halden hale geçiyor ve misafirlerinin yaşayabileceği duruma doğru taşınıyordu.

Yaşanan jeolojik olaylarla bir yandan bünyesindeki su gezegenin içinden yüzeye doğru çıkmaya devam ediyor, bir yandan da demir gibi ağır elementler gezegenin merkezine doğru akıyor ve bugünkü haliyle yani dış kabuğu, manto ve çekirdek olarak Dünya’ya şekil veriliyordu. Manto soğudukça da su ve diğer uçucu maddeler yüzeye doğru taşınıyordu.

Artık Dünya’nın yüzeyinde bir miktar su vardı. Fakat gezegenin hâlâ sıcak olduğu o dönemde henüz bugünkü okyanusları oluşturacak kadar su birikmemişti. Peki ne oldu? Tam bu noktada Dünyada bu günkü miktarda suyun olabilmesi için tek seçenek devreye girdi ve su uzaydan taşındı. 

 

Uzayda yaratılan su dünyaya nasıl getirildi? Dünyada nasıl kaldı?

 

Jeolojik gerçekler açısından baktığımızda, yeryüzünde yaşamın olması ve devam edebilmesi için bu günkü miktarda su lazımdı. Ayet-i kerimede de açıkça buyurulduğu gibi tam o miktar su yeryüzüne indirildi: “Gökten bir ölçüye göre su indiren de Odur..” (Zuhruf Suresi, 11)

Bu yaratılış sürecinde Dünya’ya tam ihtiyaç olduğu kadar su taşındı ve atmosferle de korunarak günümüze kadar bu miktar korundu. 

Bu su bombardımanı dönemi Dünya’nın şekillendiği 4,5 milyar yıl öncesinden 3,8 milyar yıl öncesine kadar sürdü. Bu dönem sona erdiğinde Dünya canlılığa bir adım daha yaklaşmıştı ve artık uzayda üzerindeki okyanuslarla birlikte dönüyordu.

Böylece uzun bir yaratılış sürecinin ardından hayata bir basamak daha yaklaşmış ve bundan 500 milyon yıl önce Dünya’nın atmosferi ve ısısı istikrarlı bir hal almıştı. Dışarı sızan su buharı soğuyup yoğunlaştı. Bir gezegeni Dünya yapan rahmet yağdı yağdı ve binlerce yıl boyunca da devam etti.

Eğer dünya o ilk sıcak haliyle bırakılsaydı, ne kadar su taşınsa da buharlaşıp uzaya uçacaktı. Yani, Dünya’ya taşınan bu suyun varlığını sürdürmesi için başka tedbirler de gerekliydi. Bunlar da en ince hesaplarla takdir edildi. Bunun için Dünya, Güneş’e ideal uzaklıktaydı. Çünkü mesela Venüs’ün yerinde olsa üzerindeki su buharlaşıp uçacak, Mars’ın yerinde olsa donup katılaşacaktı.

İşte Dünya, uzaydaki dağınık parçalardan toplanıp gezegen şeklini almaya başladıktan yaklaşık bir milyar yıl sonra Dünya olmuştu. Böylece, düzene sokulmuş atmosferi, Güneş Sistemi’ndeki mükemmel konumu ve hayata elverişli çevre şartlarıyla bir misafirhane haline getirildi.

Şimdi bunları gördüğümüzde anlıyoruz ki, bütün kâinatı yaratamayan bir yudum suyu yaratamaz.

Şu an bir yudum su içebiliyorsak, bunu koca kâinatı yaratan Âlemler Rabbinin (cc) rahmetinin hediyesi olarak içiyoruz.

Âlemlerin Rabbine yarattığı suyun zerreleri sayısınca hamd olsun.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Beynimizin Şaşırtan ve Yeni Anlaşılan Esnekliği: Nöroplastisite

Nöroplastisite kavramı; gelişim, öğrenme, büyüme, yaşlanma, bozulma, hasarlanma, iyileşme, tedavi, terapi ve rehabilitasyon gibi farklılaşmanın yaşandığı tüm süreçlerde ortaya çıkan değişim ve düzenleme mekanizmalarının yönlendirdiği tüm ‘yeni’ veya ‘yeniden’ yapılanmaları ifade eder.

Devamı »

İnsan Beynine Özgü Heyecan Verici Keşif: Kuşburnu Nöronları

Beyinde keşfedilmemiş farklı hücre tiplerinin olması da muhtemel. Örneğin, araştırmacılar yakın bir zaman önce şeklinin adeta kuşburnu ağacını andıracak şekilde çok sayıda dallanmalar içermesi sebebiyle kuşburnu nöronu olarak adlandırdıkları yeni bir tür beyin hücresi keşfettiler ve bu hücrenin sadece insanlarda olduğunu tespit ettiler.

Devamı »

Tedavi İçin Yaratılan Canlı: SÜLÜK

Sülük insanlık tarihi kadar eski geleneksel bir tedavi şeklidir ve asırlardır pek çok hastalığa şifa vermeye devam ettiği gibi günümüzde de öneminden bir şey kaybetmiş değildir.

Devamı »

Bu Ne Şiddet Bu Öfke!

Medyaya göz attığınızda hep öfke haberleri ile dolu. İnanın televizyonda haberleri izleyemez olduk. Yaralamalar, cinayetler, taciz ve kavgalar…

Devamı »