139 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Unutma Seni Seveni

Şubat 2016, 470 212 Görüntülenme Eklenme Tarih: 09 Aralık 2019 22:20 Selim Gündüzalp

 

Akıl verdin Seni bileyim diye.

Kalp verdin Seni seveyim diye.

Hiçbir canlıya vermediğin harika bir göz verdin. Senin eserlerini göreyim ve görmeyenlere de göstereyim diye.

Kulak verdin Senin yarattıkların, Seni nasıl zikrediyor, duyayım diye.

Aklımın yolunu, yönünü aydınlattın. Kur'an ile nurlandırdın. Seni tanıyayım, Seni bulayım diye.

Dil verdin, her bir nimetini onunla tadayım ve Seni bileyim. Seni tanıyayım, Seni anayım diye.

Dünya yoktu bir zamanlar. Kainat da yoktu. Hiç bir şey, hiç bir canlı da yoktu. Hatta ondan önce diye bir şey de yoktu; çünkü zaman da yaratılmamıştı henüz.

Zamansız ve mekansız bir tek O vardı. Bir ''Ol!'' emri erişti Ondan. Kainat ortaya çıktı, var edildi yoktan. Bir müthiş patlamayla var oldu zaman ve mekan.

Kimse bilmiyor nasıl oldu? Çünkü o yaratılış anını, Ondan başka hiç kimse görmedi. Yaratandan başka hiç kimse şahit olmadı.

Bir ''Ol!'' emriyle her şey oluverdi. ''Ol'' emrine bütün kainatın verdiği cevap, hala göklerde yankılanıyor.

O gün bugündür, uzayın her tarafında dehşetli patlamaların kalıntıları dolaşıyor. Gökler, biz bir emirle var olduk diye haykırıyor. İnansın inanmasın, herkes bu sesi beraber işitiyor.

Hayat yoktu; var edildi. Hayat, Ondan, Yaratan'dan. Hayy olan Allah'tan geldi.

Zaman yoktu bir zamanlar. Yaratan var etti. Başlangıcı varsa zamanın, elbette onu bir başlatan var. Başlangıcı varsa kainatın, elbette onu bir yaratan var.

Ondan öncesi yoktur; yalnız O vardır.

Olacak her şey, olmuşla beraberdir, birdir Onun için. Onun için zaman yoktur, mekan yoktur, geçmişin ve geleceğin farkı yoktur.

Dünya ve ahiretin öncelik ve sonralığı yoktur Onun için. Çünkü O zaman mahkum değildir, zaman Ona mahkumdur. Her şey gibi zaman da Onun emriyle var oldu. Onun emriyle var olanlar, hep hikmetli ve düzenli varlıklardır.

Hikmetin olduğu yerde güzellik vardır.

Güzelliği görecek gözler de daha sonra gelecektir. Her ayrıntı hesap edilmiştir. Çünkü kader vardır ve o kaderin sahibi vardır. Kader, Onun ilminin sadece bir nev'idir.

Kader ne geçmişte ne de gelecektedir. Her şeye ezelden bakmaktadır?

Kainattan dünyaya, dünyadan içindekilere kadar, bir ağacın başındaki yaprağa kadar, bir insanın başındaki saça kadar her şey tek tek sayılıdır bu kainatta, tek tek yerli yerine konur.

Önce atom çekirdeklerindeki parçacıklar sayılır, sonra moleküllerde atomlar. Bir molekül zincirinde hangi atomun yer alacağı, kesin bir takdirle belirlenmiştir. En küçük bir tesadüfün izi dahi görülmez. Canlıların vücutlarındaki hücreler de öyledir. Hepsi tek tek sayılıdır ve sayıları bilinir.

Bir yaprak ancak yaprak kadar büyür. Alması gereken şekil ne ise onu alır. Mandalina portakal olmaz, kavun kabak olmaz. İki ayak yeter insana, kırkayak olmaz. İki el kafidir insana, ahtapotun kolları gibi dallanıp budaklanmaz ellerimiz.

Her şeye ne gerekliyse o verilmiştir. Her şeydeki her şey, tek tek sayılmıştır, hesap edilmiştir. Çorbamıza ektiğimiz tuzun, hangi tanelerinin, tabağın neresine düşeceği de bellidir. Sabah işe giderken atacağımız adımlar, gün boyunca gözümüzü kaç kez kırpacağımız da sayılıdır. Yüzümüzde, ellerimizde, ağacın gövdesinde, yedi kat göklerde, toprağın derinliklerinde, bütün gezegenlerde, ne varsa her şey.

Dağlarda, denizlerde, ağaçlarda girintiler çıkıntılar da rastgele değildir. Her şeyde bir orantı, bir simetri hakimdir.

Her şeyin her şeyinde ince bir hesap hakimdir.

Bir çiçeğin yüzüne bakın, nasıl yüzünüze baktığını ve gülümsediğini göreceksiniz. O güzel yüzlerde, yüzünüze gülümseyen bir neşeyi sezeceksiniz.

Bir çiçek, çiçek kadar büyür. Elimiz, burnumuz, kulağımız ona keza. Her şey ama her şey bizi hayrete düşürmeye adaydır bu dünyada.

...

Sadece bir kar tanesi bile neler anlatır bize neler.

Aman Allah'ım o ne güzellik, o inişindeki hesap, o zarafet, o incelik. Kalbimiz müthiş bir sevince, heyecana tutulur.

Nerede kör tesadüf, nerede sağır tabiat? Nerede sonsuz ilim ve kudret isteyen bu ince işler?

Bilmek, tanımak isteyene Seni.Her bir kar tanesi anlatır Seni. Semadan gönderdiğin misafirleri hayretle seyrediyoruz.'Subhanallah', 'maşallah' diyoruz.

Her bir çocuğun dilindeki sevinç nağmesi de bundan başka bir şey değil zaten. Balya balya değil, tane tane indirilir.

Bu hediyeyi bize; Senden başka Rabbim, kim gönderebilir? Birbirine değmeden, üst üste bindirmeden. Ağır ağır indirilir.

İndirilişindeki o muhteşem sanatı, gönderilişindeki o harika hikmeti dikketle izleyelim ve ağır çekimde seyredelim diye.

Her yer beyaz mektuplarınla dolu. Okumasını bilmeyen çocuklar bile, kar ve çiçek mektuplarını okuyorlar.

Sana yüzlerindeki tebessümle, sevinçle ve neşeli seslerle teşekkürlerini arzediyorlar Rabbim. Bizleri ne kadar çok sevdiğini gösteriyorsun her an, her yerde, her mevsim. Kalblerden muhabbetler yükseliyor.

Kalbimiz de diyor ki:

Ey insan! Sen de unutma, seni seveni.

...

Allah'ım, rahmetin her yeri kuşatıığı gibi, karlar için seçtiğin bu beyaz renk, gönlümüze huzur veriyor. Sana olan sevgimizi ve hayranlığımızı daha da artırıyor. Dünyamız, bir gecede beyaza boyandı. Her yerde aynı renk hakim olduğuna göre demek ki, mülkün sahibi bir, yaratanı bir.

Her şeyde görünen birlik, Bir olanı yani Seni gösteriyor.

Hayretten bağırası geliyor insanın Dağıstanlı o adam gibi:

''Boyacııı, boyacııı sen nerdesin?''

...

Allah'ım isimlerinle ve sıfatlarınla Sen her yerdesin. Ama her şeyden münezzeh olan Zatınla, mekandan ve zamandan münezzehsin.

Her sanat eseri sanatkarını bildirdiği gibi bu ince ve sanatlı işler de Seni bildiriyor, Seni tanıtıyor, Seni gösteriyor. Senin rahmetinin ve sevginin işaretidir bunlar. Kalbimiz, Senden gelen mesajları almakta gecikmiyor:

Kalbimiz diyor ki:

Ey insan! Sen de unutma, seni seveni.

Eğer tesadüfen olsaydı bütün bunlar, bu kadar güzellik, bu yüzlerde bizi kendine davet eden bunca güzellik olmazdı, bizi kendine hayran bırakamazdı.

Tesadüf olsaydı eğer, hücreler her yöne aynı şekilde gider, çoğalırdı. Yusyuvarlak, tostoparlak, tuhaf bir şekil alırdı. Oysa görüyoruz, gözümüzün önündeki her şey bir kalıptan çıkmış gibi düzenlidir.

Soralım ve bilelim ki, verdiğin nimetlerin şükrünü eda etmiş olalım. Bir kar tanesinin, bir yaprağın modeli, bir çiçeğin kalıbı nerede?

Her şeyin bir model üzerine inşa edilip yaratıldığı besbelli. Belli bir sayıya ve miktara ulaşınca dur emri geliyor birden. Büyüme duruyor. Dön emri gelen dönüyor, uç emri gelen uçuyor, açıl emri gelen açılıyor. İn emri gelen yağmur oluyor ve rahmetin damla damla iniyor. Beyaz mektup oluyor, kar oluyor tane tane iniyor. Bize olan rahmetinin ve sevginin işaretini taşıyor her bir çiçek ve her bir kar tanesi.

Rabbim, kalbimiz Senin tarafından sevildiğini bilmekle bahtiyar oluyor, sevinçten uçuyor. Bir inanın diğerini sevmesine benzemiyor bu sevgi. Senin sevgin sürekli, kesintisiz ve ebedi. Senin rahmetin gibi, sevgin de eşsiz.

Kalbimiz, dünyaya işittirecek bir sada ile seslenmek istiyor...

...

Ya Rab! Sana şükredecek bir dil verdin. Seni sevecek bir kalp verdin. Kalblerimizdeki sevgiyi de yaratan Sensin. Sevildiğimizi bilmek, şükre götürüyor bizi. Kalbimiz, Senin adını anmakla huzur buluyor, tatmin oluyor.

Kalbimiz her an diyor:

Ey insan! O halde unutma sen de, seni seveni...

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »