ARAMA SAYFASI

Sevenin Çok, Sevmeyenin De Var

Kur’an’ın insan eğitimde “kendinizi temize çıkarmayın” hükmü vardır.

 

Cemaatimizden davranışlarıyla ve kalbiyle, kibar ve nazik bir duruş sergileyen Nihat Efendi yolda beni görünce bisikletinden indi ve bana doğru yöneldi; sevgi ve saygısını ifade ederek, söz arasında “Hocam; sevenin çok, sevmeyenin de var” dedi.

Kendimi temize çıkarmak için değil, bir hatıra olarak şunu nakledeyim: Yıllar önceydi Adapazarı Yeni Cami İmam Hatibi merhum baba dostu Hasan Yıldırım’dan dinlemiştim. Düzce merkez camiinde vaaz eden bir hoca efendi “bir kimseden herkes memnunsa o münafıktır, herkes memnun değilse o da münafıktır” der. Vaazı dinleyen babamın hafızlık hocası Hasan Şen hocaefendi kendisinin Düzce’de çok sevildiğini zannederek bu sözden çok etkilenir ve üzülür. Bir gün dostunun dükkânına ziyarete gider söz arasında, bazı insanların kendisinden memnun olmadığını ve şikâyetlerinin olduğunu duyunca Allah’a hamd eder. Dükkân sahibi hamdin sebebini sorunca, hocamız dinlediği vaazı anlatır. Buna benzer bir ifadeyi ben de Fahreddin Razı’nın tefsirinde okumuştum.

Şimdi konuya dönecek olursak, Kur’an’ın insan eğitimde “kendinizi temize çıkarmayın” hükmü vardır. İnsan ne kendini ne de başkasını tam anlamıyla temize çıkarmamalıdır. Zarif bir dostumun vefatındaki sohbetimde anlattığım şu hadis dinleyenlerimin aklını karıştırmış olacak ki bana anlattım diye biraz kırıldılar.

Ensâr kadınlarından olan Ümmü’l-Ala (r. anha), Muhacirler Medine’ye hicret ettiklerinde; Muhacirleri kur’a ile aralarında taksim ettiklerini söyledi ve şöyle devam etti: Bizim ailemizin payına Osman b. Mazun düşmüştü. Biz, Osman’ı evlerimizde misafir ettik. Fakat Osman’ı bir müddet sonra ölümcül bir hastalık yakaladı. Vefat edince yıkandı ve kendi elbisesi içinde kefenlendi. Sonra Resulûllah (as), cenazenin yanına geldi. O sıra ben (cenazeyi tezkiye ederek), “Ey Ebâ’s-Saîb! Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun. Benim şahadetim şudur ki, Allah Teâlâ muhakkak sana ikram etmiştir,” dedim. Bunun üzerine Resulûllah:

“Allah Teâlâ’nın bu ölüye ikram ve inayet buyurduğunu sana bildiren nedir?” buyurdu. Ben de O’na:

“Ey Allah’ın Resulü! Babam sana feda olsun. Allah (bu imanlı kuluna ikram etmez de) kime ikram eder?” dedim.

Bu defa da Resulûllah (as): “Osman b. Mazun’a gelince, yemin ederim ki O’na ölüm gelmiştir ve yine yemin ederim ki ben, Allah’ın Resulü olduğum halde bana nasıl muamele edileceğini bilemem!” buyurdu. Bunun üzerine Ümmü’l-Ala dedi ki:

“Vallahi, bundan sonra ben, kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemiyorum,” demiştir.

Buhârî, hadisin devamında şu rivayeti getirmiştir: Resulûllah (as):

“Ben Osman b. Mazun’a da ne yapılacağını bilemem!” buyurdu. Ümmü’l-Ala (r. anha),

“Resulûllah’ın bu sözü beni kederlendirdi ve akabinde uyudum. Rüyamda Osman’a ait, akmakta olan bir pınar gördüm. Uyanınca bu rüyayı Resulûllah’a haber verdim. Resulûllah:

“Senin Osman için gördüğün akar pınar onun (sevap getiren) amelidir” buyurdu.

Bir insanın sevilmemesinden dolayı başkasını suçlaması asla doğru değildir. Bize düşen “Rabbimiz biz kendimize zulmettik” itirafında bulunup bağışlanma dilemektir. Sevilmememiz günah ve kusurlarımızdan dolayı ise, insanın kendi kendisini sevmesi de doğru değildir. Günah işlense dahi, günah ne sevilir ve ne de savunabilir. Onların sevmediği ben değil, işlediğim günahımdır. Bu durum da sevilmemeyi hak ettirir.

Şarap içen bir Müslüman’a, başka birisinin “Allah sana lânet etsin” demesi üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) lânet okuyan şahsı ikaz etmiş ve “Bırakın onu. O Allah ve Resulünü seviyor ya!” demiştir. Şu bilinmeli ki, günah işlesek de Allah ve Resulü sevgimizdedir ve sevdamızdır.

Bir insanın günah ve sevaplarını, Allah’tan sonra en iyi kendisi bilir. Bu sebepledir ki Kur’an’ın şu hükmü unutulmamalıdır. A’raf suresi 8: “O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Bu ve benzeri ayetler sevabı ağır gelenlerin kurtuluşunu müjdeler. Her Salih amel on ve katlarıyla ikram edildiğine göre ümidimiz odur ki, kurtuluşa erenlerden oluruz. Fakat bu bir dua ve temennidir; yoksa son hüküm Allah’a aittir, bize değil.

Sevilmemekten sorumlu olan, sevemeyenler değil, sevilmeyecek iş yapan ‘ben’dir. Yusuf peygamberi yok edip, baba sevgisini almak isteyenler, gün geldi Yusuf’un merhametine muhtaç oldular. Biz de Yusuf’un kardeşleri gibi sevilmeyecek iş yapmışsak, Yusuf ahlâklı dostlardan af ve kınanmamayı bekleriz.

Velâkin bazen de “Siz nasihat edenleri sevmezsiniz” ayeti gelir gözümün önüne. Neyse son dileğim şudur ve sizden de âmin sözünü beklerim:

“Rabbimiz bizi ahiret gününde rezil ve rusvay etme.” Âmin.