34 Yazı Muhiddin Yenigün

Yazar Profili »

'Bir' Aşk Hikayesi

Şubat 2016, 470 62 Görüntülenme Eklenme Tarih: 09 Aralık 2019 22:31 Muhiddin Yenigün

 

İçine aşk bulaşmamış bir film yoktur desek herhalde abartmış olmayız.

Ya edebiyat?

Leylâ ile Mecnûn, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı…

Müzik, resim ve tüm sanat dallarının ana malzemesidir aşk.

Bu kadar esere konu olan aşk nedir peki?

Bin kişiye sorsanız bin farklı tarif alabileceğininiz bu kelime için Türk Dil Kurumu diyor ki:

Aşk: Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda, amor.

Bu tariften anlaşılıyor ki, karşı cinsiyetler arasındaki aşk tek aşk türü değil, daha başka aşklar da var.

Kimi arabasına âşıktır, her gün yıkar, varını yoğunu ona yatırır, utanmasa akşamları içinde yatacaktır.

Kimi tuttuğu takıma âşıktır. Kar kış demeden binlerce kilometre takımının peşinde gezer. Topa vurduğu için para alan, kim daha çok para verirse onun için topa vuran kişileri desteklemek için parasını ve zamanını verir.

Kimi sigaraya âşıktır, kimi içkiye.

Başka?

Para, şöhret, makam, bilim, sanat...

En büyük aşk, devlerin aşkı, ölümsüz aşk ifadeleri ile sık sık karşılaşmaktayız.

Peki, hangisidir en büyük aşk?

Mecnûn’un Leylâ’ya olan aşkı mı?

Ferhat’ın Şirine olan aşkı mı?

Bülbülün güle olan aşkı mı?

Pervanenin ateşe olan aşkı mı?

Bence bunların hiç biri değil.

Tariften de anlaşılacağı üzere aşkın temeli sevgidir. Aşk sevgiyi bir noktada toplamakla başlar.

Yani aşk bir nevi sevgi yoğunlaşmasıdır. Hatta İngilizce’de Aşk ve sevgi aynı kelime ile ifade edilir.

En büyük sevgi de tüm sevgiler onun sevgisinin bir yansıması olan, bütün sevgilerin kaynağı Rabbimizin yarattıklarına olan sevgisidir.

Sevmiş ki yaratmış.

Yaratmakla bırakmamış her an üzerimizde tasarrufunu devam ettirmekte.

Bu da gösteriyor ki sevmeye devam ediyor.

Acaba bizde bu sevginin karşılığı var mı?

Biz Rabbimizi ne kadar seviyoruz?

Bunu anlamanın en kolay yolu, isteklerini ne kadar ciddiye alıp ne ölçüde yerine getirdiğimize bakmaktır.

Kesin bir ifadeyle davet ettiği, günde beş defa randevuya hiç aksatmadan gidiyor muyuz meselâ?

Herkes kendi ölçümünü kendisi yapsın diyoruz ama şunu da ilâve ediyoruz.

Allah’ın katındaki değerimizi merak ediyorsak, kalbimizde Allah’a verdiğimiz değere bakmalıyız.

Biz Allah’ı (cc.) ne kadar seviyoruz?

Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir ve belki haklıdır da:

Allah’ı seviyoruz, ancak o bize seveceğimiz başka şeyler de vermiş. Evlâdımızı severiz, eşimizi severiz, memleketimizi severiz, rızkımızı severiz, ahbaplarımızı severiz, güzel bir çiçeği severiz, bir kedi yavrusunu severiz, severiz de severiz.

Bir kalbe bu kadar sevgi yerleştirilirse Allah’ı sevmeye yer kalır mı?

Kalır.

Nasıl olacakmış o?

Her şeyi ona istinaden severek.

Meselâ:

Evlâdımızı severken, Allah’ın (cc.) bir lütfu, Allah’tan gelen bir nimet olduklarını idrak ederek seversek kalbimizdeki o bölgeyi sadece evlâdımıza ayırmamış oluruz.

Eşimizi, hem bu dünyada hem ahirette bize yarenlik etmesi için Allah’ın gönderdiği hayat arkadaşımız olarak seversek, o bölgeyi de sadece eşimize tahsis etmemiş oluruz.

Güzel bir çiçek gördüğümüzde hem o çiçeği yarattığı hem de bize, yarattığı o çiçeği görebilme kabiliyeti verdiği için, yani Allah (cc.) namına sevmeliyiz.

Bunun gibi, Rabbimiz için yaratılmışların en kıymetlisi olan Rasûlullah (sav.) de dâhil olmak üzere tüm yaratılmışları, O (cc.) yarattı diye sevmeliyiz.

Yarattıklarını O (cc.) yarattı diye seversek, sevgimizi israf etmemiş oluruz.

Yunus Emre’nin “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” sözü de tam bu manayı ifade etmektedir.

Ancak bu şekilde sevdiğimiz şeylerin, Allah’ın sevme dediklerinden olmaması önemli. Onun sevme dediği şeyi Onun namına sevmek büyük bir çelişki olur. İşte, “bir kalpte iki sevgi olmaz” sözü bu tür sevgiler için geçerlidir.

Bütün bunlara ilave olarak şunu da göz önünde bulundurmak gerekir:

Yaratılan her şeyi sevdiğimizde, bu sevginin Rabbimiz dolayısıyla olduğunu bilmek güzeldir, lâkin Rabbimize olan sevgimizde başkalarına pay vermek çok tehlikelidir. Çünkü o kalp, onu sevmek için yaratılmıştır ve o kalp bir hadisi kutside şöyle tarif ediliyor:

“Ben semavata ve yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.”

Burada “mümin kulun kalbi” tarifi önemli! O kalbe, onun sevmemizi istemediği şeyleri de sığıştırmaya çalışırsak, o kalp artık mümin kulun kalbi olmayabilir. Allah muhafaza!..

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Hayal

Devamı »

Mezhepler Hakkında Sorular ve Cevapları

Mezhepler Meselesi II

Devamı »

Neden Farklı Mezhepler Var?

Devamı »

Okuma Parçası

Aslında birkaç türlü okumadan bahsedebiliriz. Bunların sadece bir tanesi için harfleri bilmek gerekir.

Devamı »