27 Yazı Mustafa Ulusoy
Psikiyatrist

Yazar Profili »

Sessiz Özgüven

Mayıs 2016, 473 536 Görüntülenme Eklenme Tarih: 13 Aralık 2019 18:21 Mustafa Ulusoy

 

Veli toplantılarının benim için önemli yanlarından biri de öğretmenlerin ve velilerin okula, eğitime, hayata bakış açılarıyla ilgili önemli veriler elde etme imkânı sunmasıdır.

Hemen hemen her veli toplantısında bazı öğrenciler hakkında şöyle bir şikâyete şahit olmuşumdur: “İyi bir öğrenci, çalışkan ve başarılı. Ama derse katılmıyor. Derste çok sessiz.” Hele bir keresinde bu şikâyetin bir adım daha ileri gidip, “Derste çok sessiz kendine güveni az.” dendiğini de duymuş; bir öğrencinin derslerde sessiz sakin oturması ile kendine güvenmemesi arasında ne gibi bir bağlantı kurulduğunu pek de anlayamamıştım.

Bir öğrencinin gerekli gereksiz parmak kaldırıp derse katılması, her konuda kendini ortaya atması, çok konuşması ile kendine güveni olması arasında da bir bağ kurmak olası değildi. Ancak konuşulanlara bakılırsa, insanlar arasında böyle genel bir kanı yerleşmişti. İçe kapanık insanların kendilerine güveni olmadığına, girişken insanların ise kendine güveninin tam olduğuna dair bir yargı yer etmişti insanların algılarında.

Peki, bu yanlış kanı, kendi genelgeçer değerini sağlamlaştırmak için nasıl bir referans gösteriyor? Elbette ki, narsisizm çağının da parmağı var bu işin içinde. İçe kapanıklığın kendine güvensizlikle bir tutulması biraz da narsist kültürün arızalı bakış açısının tezahürü olarak çıkıyor karşımıza. Aşırı rekabetçi, hırsın teşvik edildiği bir dünyada işini sessiz sedasız, gösterişe meydan vermeden yapan insanlara yer yok adeta bu kültürde. Agresif, tuttuğunu koparan insan tiplemesi yükselen değer olarak çıkıyor karşımıza.

Mutlu ve huzurlu olmak aksinde daha mümkün halbuki. Hırs insanı kanaatsiz yapar. Sanıldığının aksine, hırs insanın çalışma şevkini kırar. Sürekli şikâyet eden, hiçbir şeyden memnun olmayan bir kişilik inşasına neden olur. Öyle ki, “Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.” darbımesel olmuştur. Kanaatkâr insanlarınsa kesinlikle çok daha huzurlu bir içsel dünyaları vardır. Şikâyet etme üzerine kurulu bir kişilik, tüm mutluluk sebeplerinin üzerini kalın bir perdeyle örterek saklar.

Dünyada en büyük özen kime gösterilir? Bebeklere. İnsan en aciz, en iradesiz, en zayıf döneminde, en iyi bakımı görür. Doğar doğmaz gıdası hazırdır. En saf, en temiz, en lâtif gıdayla, sütle beslenir. Her şey ayağına gelir bebeklerin. Çocuk büyüdükçe artık etrafında halelenen ilgi de giderek azalır. Bebek aşırı hırsıyla, tuttuğunu koparmasıyla mı yoğun ilgi ve bakıma mazhardır yoksa acziyle, güçsüzlüğüyle mi?

Ya da ağaçları düşünelim. Çok mu hırslı, tuttuğunu koparan varlıklardır ki? Oturdukları yerde ihtiyaç duydukları gıdalar ayaklarına gelir.

Ya tilki gibi zekilikleriyle namdar hayvanlara ne buyurmalı? Hırsla, meşakkat içinde rızıkları için oradan oraya koşturup durmalarına ne demeli? Hırsları onları daha iyi beslenir mi yapıyor? Cılız, çelimsiz bedenlerine bakılırsa bu soruya evet dememiz pek mümkün görünmüyor.

Zekâdan nasibini almamış balıkların haline ne demeli peki? Semiz hallerine bakılırsa helal rızka mazhar olmakla hırs arasında ters bir orantı göze çarpıyor.

Bir marketin reyonundaki bir kavanoz bala dikkatlice bakalım. O bal dünyanın en akıllı, en zeki, en hırslı, en rekabetçi insanları tarafından üretilmedi. Bedeninde bir zehir de taşıyan, akılları olmayan ama kanaatkâr gayreti haiz arılara yaptırdı Mutlak Varlık o balı.

Arılar aşırı girişken oldukları için değil, gayretli oldukları için bu lâtif gıdanın yapımı için yollara düştüler.

Demem o ki, içe dönük olması, az konuşması bir çocuğun ya da bir yetişkinin gayretinin de az olduğunu göstermez. Hayatta bir işe yaramayacağı, başarısız olacağı anlamına hiç gelmez. Zaten hayatta insan için asıl olan, asıl huzur ve mutluluğu sağlayan say ve gayrettir. Say ve gayretin de illa ki hırsa bürünmüş olması gerekmez. İç âlemine dönük, az konuşan, çok dinleyen ve çok anlayan, gayretli, sabırlı, işini düzgün ve elinden geldiğince iyi yapmaya çalışan o kadar çok insan var ki. Kendini ortaya atmadan, kendini pazarlama ihtiyacı duymadan. Bir ağaç gibi onurlu.

Siz siz olun, içe dönük insanları sakın hafife almayın.

Dünya onların sessizliğiyle büyüyor.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Vazgeçme / Bir Umuttur Hayat

Düşe kalka yürümeyi uygun görmüş kader. Pürüzsüz bir yol değil yolumuz. Engebesi de bol, virajı da. Bir dağ yolu misali bizimkisi. Bazen kıvrıla kıvrıla, bazen yalpalaya yalpalaya. Bir yanımız uçurum, bir yanımız heyelan.

Devamı »

“Bana Bak, Aradığını Sana Bildireceğim”

Memleketin dünyaydı. Dünya, seni ağırlayan bir misafirhaneydi.

Devamı »

Güzel Gör, Güzel Düşün

Devamı »

Aşk, Mutlu Evliliği Neden Garanti Edemiyor?

"Âşık olduğum adamla/kadınla evleneyim, bir ömür mutlu olayım," dünyanın en tatlı hayalidir. Boş bir tuvale sınırsız bir özgürlükle gönlünce resim çizmektir. Çizilen resmin hakikatin yağmurunda eriyip gidişidir. Tatlı bir hayal, acı bir hüsrandır aşk.

Devamı »