117 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Ruh Nasıl İş Görür?

Kasım 2016, 479 437 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Ocak 2020 19:03 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

Varlık âlemi hakkında yapılan ikili tasnifler vardır: “âlem-i şehadet, âlem-i gayb,” “âlem-i mülk, âlem-i melekût,” “dünya ve ahiret” gibi; bunlardan birisi de “âlem-i halk ve âlem-i emir” şeklindedir. Halk âlemi, emir âleminden idare edilir. Emir âleminin merkezi “Arş”tır, ve “İlâhî emirlerin meleklere ilk tebliğ edildiği makam” olarak tarif edilir.

Halk âlemi gibi, emir âlemi de mahlûktur, ancak bu âlem madde âlemine göre çok lâtif olduğundan bir derece perdelidir. Onun için ayrı bir isim almıştır. 

İnsanın ruhu da, bedeni de mahlûktur; ancak aralarında mahiyet farklılığı vardır. Ruh emir âleminden, beden ise halk âlemindendir. Beden ruhun hanesidir ve onun emrindedir. 

Bu âlemdeki bütün kanunlar da, ruh gibi, emir âlemindendir, onların tatbik edildiği sahalar ise halk âleminden. Meselâ, yer çekimi emir âlemindendir, yeryüzü ise halk âleminden. Bir ağaç halk âlemindendir, onun içinde işleyen büyüme kanunu ise emir âleminden.  

“Bir de sana ruhtan soruyorlar, de ki: Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.” (İsrâ Sûresi, 85)

Ayette geçen “Rabbimin emrindendir” ifadesine:

“Rabbimin bileceği bir şeydir.”

“Rabbimin bildiği bir iştir.”

“Rabbimin emrindedir.”

“Kün emriyle doğrudan (ibda yoluyla) yaratılan.” gibi manalar verilmiş. 

Üstat Bediüzzaman Hazretleri ise “emrindendir” kelimesinin “emir âlemindendir” manası üzerinde durmuş ve ruhun “âlem-i emirden gelen ve haricî vücud giymiş bir kanun” olduğunu beyan etmiştir.

Hz. Mevlânâ da halk ve emir âlemleri şeklindeki sınıflandırmaya iştirak eder ve şöyle buyurur:

“Taraf ve cihet halk âlemindendir, emir âlemini cihetsiz bil.” 

Büyük-küçük, ön-arka, alt-üst gibi ifadeler ancak beden hakkında kullanılabilir. Emir âleminden olan ruh, maddî olmadığı için madde âlemiyle ilgili bu gibi ifadeler onun için kullanılmaz.

Mesela, masamızım üstünde bir kâğıt bulunsun. Ve biz yazı yazmaya niyetlenelim. Kâğıt da, bedenimiz de maddî birer varlık olduklarından her ikisi için de “taraf ve cihet” söz konusudur ve kağıdımız bizim ön cihetimizde bulunur. 

Zihnimizde kurduğumuz bir cümleyi o kağıda döktüğümüzde, bu bilgi, “aklın neresinden gelmektedir?” gibi bir soru sorulamaz. Zira, beynin üstü altı, önü arkası olmakla birlikte, aklın ne önü, ne de arkası vardır; ne üstü ne de altı vardır.

Akıldan kâğıda intikal eden bilgiler, kanımızın kalbimizden bir başka organa intikal etmesine hiç benzemez.

Ruhun diğer bütün işleri de bedenin icraatlarından çok farklıdırlar, onlara hiç mi hiç benzemezler.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »

Benlik Duygumuzu Kullanarak Allah'ın Mutlak Sıfatlarını Nasıl Biliriz?

“…Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz.” (Bediüzzaman, Sözler) Bu ifade, “Niçin Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?” sorusunun cevabında yer alır.

Devamı »