36 Yazı Ömer Sevinçgül

Yazar Profili »

Eğitimde De En Güzel Örnek Efendimiz II

Kasım 2016, 479 27 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Ocak 2020 19:26 Ömer Sevinçgül

 

Her konu aynı oranda ilgi uyandırmaz. Bir maneviyat mimarı olan Efendimiz en hayati konuları anlatır.

Her devirde herkesi ilgilendiren şu soruların cevabını verir: Nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, kim bizi bu dünyaya gönderdi, niçin yaratıldık?

Konuları arasında iman ilk sırayı alır. Hemen ardından takva ve salih ameller gelir.

Salih ameller arasında namazın apayrı bir yeri vardır, çünkü namaz imandan sonra en büyük hakikattir.

Konularının önemli bir özelliği de uygulanabilir oluşudur. Müminlerin sürekli karşılaştıkları meselelere öncelik tanır, çözüm yollarını gösterir.

Her ferde gereken temel bilgileri tam bir netlikle ve ayrıntılı biçimde açıklar. Nazari konuları ise edebî sanatlarla dile getirir, tevilini, yorumunu ehline bırakır. 

Hakikat kandili Efendimiz ihtisasa önem verir. Sahabilerin özel yeteneklerini tespit etmiş, geliştirip uygulamaları için imkânlar vermiştir.

Meşveretlerde sahabilerinin fikrini sorması da ihtisasa önem verişinin bir başka göstergesidir.

Öğrencisini dinlemeyen, tanımayan, onun yeteneklerini bilmeyen öğretmen, görünmez hedeflere kurşun atan avcıya benzer. Böyle bir eğitimin faydasından söz edilebilir mi?

 Peygamber Efendimiz, talebelerini dinlemekte gayet sabırlı ve anlayışlıdır.

İnsanlar ona en mahrem meselelerini bile sormaktan çekinmemiş, yanından müşküllerini halletmiş olmanın huzuruyla ayrılmışlardır.

‘Muhataba göre eğitim’ meselesinde öğrencilerin anlayış dereceleri de göz önüne alınmalıdır.

Efendimiz, bir hadisinde “İnsanlara akıllarının alacağı derecede söz söyleme emri aldık” buyurur.

Muhataplarını tanımakta benzersiz bir mürebbidir. Sahabilerinin kabiliyetlerini keşfetmiş, seviyelerini belirlemiş, ihtiyaçlarını görmüş, dersini ona göre vermiştir.  

Verdiği ilim ışık, hava, su ve ekmek gibi olup herkese yararlıdır. Muhatabın sindiremeyeceği bilgileri anlatmaz. İlminin derecesini gösterme gayreti yoktur.

Peygamberimiz ‘ferdî eğitime’ de çok önem verirdi. ‘Bir kişidir, uğraşmaya değmez’ diye düşünmezdi.

Hazreti Enes radıyallahu anh anlatıyor… Resulullah bana dedi ki:

“Yavrum, kalbinde kimseye karşı kötülük düşüncesi olmadan gününü ve geceni geçirmeye çalış. Bu, benim sünnetimdendir. Benim sünnetimi yaşatan beni sevmiş demektir. Beni seven ise cennette benimle beraber olacaktır.”

 

Sürekli dört duvar arasında geçen eğitim öğrenciyi usandırır, bunaltır. Bunu gayet iyi bilen Efendimiz, eğitimi hayata yaymıştır.

Nebevi modelde hayat içi eğitim ve öğretimin önemli yeri vardır. Hazreti Peygamber, dersini bitirince evine kapanan bir hoca olmamıştır.

Bazı özel vakitleri dışında sürekli sahabileriyle beraber olmuştur. Birlikte yemek yemiş, hendek kazmış, mescit inşaatında çalışmış, sefere çıkmış, arkadaşlarının kederlerini, sevinçlerini paylaşmıştır.

Bu faaliyetler esnasında, yeri geldikçe, gerek tavırları, gerekse sözleriyle eğitime devam etmiştir.

Resulullah’ın özel hayatı bile dışarıya aksetmiştir. Aynı zamanda birer sahabi olan hanımları, onun evdeki mahrem hayatını edebe uygun biçimde müminlere anlatmışlardır.

En çok hadis rivayet eden sahabilerden biri de Hazreti Ayşe annemizdir.

Hanımları bu mühim vazifeyi yapmamış olsalardı dinin neredeyse yarısı saklı kalacaktı.

Evet, Efendimiz hayatın her anında eğitir, öğretir, fakat bunu yaparken sistemli eğitimi ihmal etmez.

Mescidi aynı zamanda medresesi, okulu, sınıfıdır. Minberi, ilim kürsüsüdür.

Mescidin yanı başındaki sofada bekâr sahabiler kalmaktaydı. Bunlara ‘Suffe Sahabileri’ denir.

Bu sahabilerin işi, Kuran ve hadis öğrenmek, iman hakikatlerini tebliğ etmek, gerektiği zaman da cihada gitmekti.

Mescid-i Nebevi, bir bakıma, İslam toplumunun ilk yatılı üniversitesiydi.

‘Suffe Sahabileri’nin önemi büyük olmakla birlikte, Efendimizi dinleyenler sadece onlardan ibaret değildi. Bütün sahabiler fırsat buldukça ziyaretine gelir, derslerini alırlardı.

Efendimizin her günü namaz vakitleriyle dilimlenmişti. Namaz aralarında yapacakları belliydi. Mühim bir hadise olmadığı sürece programı değişmezdi.

Haftanın cuma gününü ve her günün sabah namazı sonrasını derse ayırmıştı. Bazen yatsı namazından sonra da sohbet ederdi.

Cabir bin Semure radıyallahu anh der ki: “Peygamberimiz, sabah namazını kıldıktan sonra güneş açık ve parlak olarak görününceye kadar yerinde bağdaş kurarak oturur, sahabileriyle sohbet ederdi.”

Sahabilerden Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh perşembe günleri halka ilmi konuşmalar yapardı. “Bize her gün konuşma yapmanı istiyoruz” dediler.

Bunun üzerine İbni Mesud “Sizi usandırmak istemem. Allah Resulü bizi usandırmamak için ara sıra konuşurdu. Ben de ona uyarak belli zamanlarda konuşuyorum” diye cevap verdi.

Peygamber Efendimizin, konuların öncelik derecesine göre de bir sistemi vardı. En başta imani bilgileri, arkasından ibadete ilişkin konuları, daha sonra da öbür dinî hükümleri öğretirdi. 

 

Peygamberimizin terbiyesinde yaş sınırlaması yoktu. Çocuklarla ihtiyarlar ders halkasında diz dizeydiler.

Mesela Abdullah İbni Ömer henüz küçük bir çocukken babasıyla birlikte Efendimizin sohbetinde bulunurdu.

Fakat onun eğitiminde çocukluk ve ilkgençlik çağlarının ayrı bir önemi vardı. ‘Temel eğitim’ anlayışı hâkimdi. Müslüman çocukların ergenlik evresine ermeden önce temel bilgileri edinmelerini isterdi.  

Bir hadisinde “İlmi çocukken öğrenen taşa kazımış, büyüdüğü zaman öğrenense suya yazmış gibidir” buyurur.   

Disiplin terimi kimilerini korkutur. Bazen baskı aracı olarak kullanılmasının bu korkuda önemli payı vardır. Fakat şu da bir gerçek ki yapıcı bir disiplin eğitim için gereklidir.

Efendimiz olumlu yönde bir disiplin uygulardı. Dershanesi mesabesindeki mescidinde huzur, sükûn ve düzene önem verirdi.

Gördüğü hatalar karşısında susmaz, gereken uyarı görevini uygun bir dille yapardı. Dersi ihlal edecek davranışlara göz yummazdı.

Sahabilerin düzenli ve bir arada oturmalarını isterdi. Bir gün mescide geldiğinde dağınık hâlde oturduklarını görünce bundan hoşlanmamış, “Ne diye sizi öyle dağınık görüyorum!” diyerek onları uyarmıştı.

Uyarılarından birini daha nakledeyim:

Bir sahabi, derisinin rengini yüzüne vurarak Hazreti Bilal radıyallahu anhı incitir.

Bu tatsız olayı işiten Peygamberimiz, arkadaşını ırkı sebebiyle incitene “Sen kendisinde cahiliye ahlakı bulunan bir adamsın!” der.

Bu hitap ve ikaz üzerine nadim olan sahabi, adeta yalvararak arkadaşından özür diler.

 

Efendimizin eğitiminde ödüllendirme büyük yer tutar. Hoşuna giden bir hareket yapıldığında yapanı takdir etmiş, başkalarına da örnek diye göstermiştir. 

 

Her mürebbinin, her eğitimcinin hafızasına nakşetmesi ve hayatı boyunca uygulaması gereken bir hadisi şerif vardır:

“Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, tiksindirmeyiniz.”

Bu temel ilkeyi kendisi her zaman uygulamış, konuları sade bir dille, hoş bir üslupla, tane tane anlatmış, kelebekleri cezbeden güller misali insanları kendine çekmiş, tebliğe memur olduğu dini sevdirmiştir.

 

Efendimiz, esas konuları, özellikle iman hakikatlerini tekrar tekrar işler, iyice anlaşılsın diye misaller verir, benzetmeler yapar, kıssalar anlatırdı. Lüzumsuz ayrıntılara dalarak asıl meseleyi unutturmazdı. 

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Rastlantı Öyle mi?

Bütün bu olaylar kendi kendine mi oluyor? Görünen varlıklar birer yapı taşı olan zerrelerin, atomların eserleri mi? Her akıl sahibi kabul eder ki, atomlar bir bilince sahip değiller. Ne ilimleri var ne de iradeleri...

Devamı »

Uzayda Hayat

“Dünyadan başka yerde yaşam var mı, yok mu diye tartışılıyor. Kimi var diyor, kimi yok diyor, kimi bilemeyiz diyor. Peki, sen ne diyorsun?”

Devamı »

Deprem Kader Değil mi?

Bediüzzaman Hazretleri, bir risalesinde, “insanların ağzından çıkan ve küfrü işmam eden kelimeler var,” der ve inananların bu kelimeleri “bilmeyerek” kullandıklarını söyler. Küfrü işmam eden, yani “koklatan, kendilerinden küfür kokusu gelen” kelimeler... Bu tesbiti okuduktan sonra ben de kelimeleri koklamaya çalışıyorum. Gün geçmiyor ki böyle bir sözle karşılaşmayayım. İşte onlardan biri: “Deprem kader değildir!”

Devamı »

Ruh Nereye Gider?

“Merak ediyorum, ölüm nasıl gelir, bedenden ayrılan ruh nereye gider, sonra neler olur? Bunları aşama aşama anlatır mısın bana!”

Devamı »