TR EN

Dil Seçin

Ara

Satır Arkası

Satır Arkası

ÇANAKKALE SAVAŞI: CENTİLMENLİK Mİ, VAHŞET Mİ?

Çanakkale için 'centilmenler savaşı' da deniliyor. Her iki tarafın dürüst savaştığı, onurlu davrandığı. Bakalım öyle mi?

İngiliz Ellis Bartlett, Çanakkale önlerine gelen savaş muhabirlerinden biri.

Çanakkale Gerçeği isimli kitap, onun notlarından, şahitliklerinden oluşuyor. Daha ilk sayfalarda, Ayasofya'ya haç dikmekten ve İstanbul'u Türklerin elinden almaktan bahsediliyor. Çanakkale harekatı için, ''en büyük haçlı seferi'' deniliyor. (78) 

Çanakkale Gerçeği kitabını önemli kılan, İngiliz gazetecinin bilmeyerek yaptığı itiraflardır. İşte onlardan biri: ''Muhtelif yerlerde büyük ateşler yakılmıştı. Etrafta bulunan Türk cesetlerinden kurtulmak mühim bir mesele teşkil ettiğinden dolayı ateşte yakılıyordu; bunlardan etrafa yayılan çürümüş ceset kokusu hakikaten dayanılmayacak kadar iğrençti.'' (192)

E. Bartlett, Türklerden alınan siperleri gezer. Gördüklerini yazar. ''Bir köşede tüfeklerini dizleri üzerine aykırı koymuş ve birlikte oturmuş yedi Türk vardı. Bunlardan biri, arkadaşının boynuna kolunu dolamış ve yüzüne mütebessimane bakıyordu. İşte bu anda ölüm, bu yedi arkadaşı avlamıştı. Bunların tamamı sanki uyuyor gibi görünüyorlardı, çünkü bu yedi Türk askerinden ancak birisinde yara izi gördüm.'' (193) Böylece, farkında olmadan, boğucu gaz kullanıldığını itiraf eder.

Okuyalım: ''Maori yerlileri, gecenin karanlığı içinde kendi dillerinde harp şarkıları söyleyerek düşmana hücum ettiler ve onları dehşet içinde bırakarak hepsini süngüden geçirdiler ve kalanları da tüfek dipçiğiyle yok ettiler.'' (225) Yani: Esir almıyorlar, yaralıları bile katlediyorlar. Hiçbir insanî kural tanımıyorlar.

Bunlar, İngiliz barbarlığını bütün çirkinliğiyle gözler önüne seriyor. Yeni Zelanda'dan getirilen vahşi yerlilerin nasıl kullanıldığını okudukça, ürperiyoruz.

Çanakkale'de işgal kuvvetlerinin işlediği insanlık suçları, başka kaynaklarda da yer alıyor. Paylaştıklarımızdan daha fena olanları var. Yani ortada centilmenlik falan yok.

Çanakkale'de, milletimizin aziz evlatları, inanılmaz bir acımasızlıkla karşılaşmış ve kıyıma uğramıştır. Bütün bunları unutup karşı siperden atılan bir paket sigarayı öne çıkarmak, bana kalırsa, hakkaniyetli bir tavır değil. Batılı zalimleri aklama, yaptıklarını unutturma çabasına benziyor bu.

           — İbrahim Tenekeci

 

***

 

İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. 

O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat etsin!

     (Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Edeb 16)

 

***

 

Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu görürsün. 

           — Channing

 

***

 

53 DAKİKAM OLSA...

''Günaydın'' dedi küçük prens.

''Günaydın'' dedi tüccar. 

Susuzluk giderici haplar satan bir tüccardı bu.

Haftada yalnızca bir hap yutuyordunuz ve hiç susamıyordunuz.

''Bunları neden satıyorsunuz?'' diye sordu küçük prens.

''Çünkü çok zaman kazandırıyor.'' dedi tüccar. ''Uzmanlar hesaplamışlar. Bu haplarla haftada elli üç dakika kazanılıyor.''

''Peki ne yapacağım o elli üç dakikada?'' 

''Ne istersen...''

''Bana sorarsanız,'' dedi küçük prens, ''dilediğimi yapacağım bir elli üç dakikam varsa, bir su kaynağına doğru gönlümce yürümeyi seçerim.''

 

***

 

Sanatçı ve eseri

Bir sanatçının konusunu 'aradığını' söylemek yanlış olur. Konu, onun içinde bir tohum gibi olgunlaşır ve şekillendirilmeyi bekler. Tıpkı bir doğuma benzer. Şu farkla ki şairin elinde gurur duyacağı hiçbir şeyi yoktur. Sanatçı, durumun hâkimi değil, hizmetkârıdır.

           — Tarkovski

 

***

 

İMAN BİRLEŞTİRİR

Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan, inanç birliğidir. İnananlar kardeştir, diyor İslamiyet.

Kan, biyolojik bir mefhum: Karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak, biyolojinin esaretinden kurtulmaktır.

Tek insanî değer var: iman. İman ayırmaz, birleştirir. İman, yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.

           — Cemil Meriç

 

***

 

HACI LENİN ÖNCÜLÜĞÜNDE, KARL MARKS KUR'AN KURSU

20 Mart 2015 tarihinde Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te, İpek Yolu Medeniyetleri Sempozyumu'nun bu yıl ikincisi düzenlendi. Katılan misafirler çeşitli hatıralarını da paylaştılar. Bunlardan birisi ise gerçekten unutulmaz bir hatıra.

Bu hatıra aslında küçük bir proje. Ancak bu projeyi farklı ve özel yapan yönleri var.

Bundan birkaç yıl önce Hacı Lenin isimli bir Kırgız, İHH'ya geliyor ve Bişkek'e 80 km. uzaklıkta olan ve adı ''Karl Marks Köyü'' olan bir köyden geldiğini söylüyor. Ardından da köylerine Kur'an Kursu yapılması için bir talepte bulunuyor. İHH'da çalışanlar, önce ''birileri bizimle dalga geçiyor galiba'' diyerek ciddiye almamak istiyorlar ama konuyu araştırınca bunun gerçekten ciddi bir talep olduğunu öğreniyorlar.

Sonunda Bişkek'te Hacı Lenin'in öncülüğünde Karl Marks Kur'an Kursu'nu inşa ediyorlar. Şimdi burada Kırgız çocuklar Kur'an öğreniyor ve ezberliyorlar. 

Ne demişler, su akar ve yatağını bulur. İnsan da kaderin böyle cilvelerine bakıp hayrete düşer ve ''Söndü onların cılız ışığı; güneş, yine güneş olarak kaldı.'' der.