139 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Anneler Sabreder

Eylül 2015, 465 149 Görüntülenme Eklenme Tarih: 24 Mart 2020 18:36 Selim Gündüzalp

 

- Şehit annelerimize...

 

Hatırında mı o gün? 

Hani anne olduğun gün. Hatırında mı?

O güne kadar hiç görmediğin, bilmediğin bir yavruydu kollarında tuttuğun.

Dünyada kimseye benzemeyen. Özel bir misafirdi.

Sadece yüzünün resmini bile çiz deseler, asla çizemeyeceğin. Bir mucize ile karşı karşıya kaldığın o gün. Hiç tanımadığın melek misal bir bebeğin ellerine verildiği o gün...

Bağrına bastığın, sevinçten doyasıya ağladığın o gün..

Hatırında mı? O yavrunun doğduğu o gün..

Kim bu, nerden geldi, kim gönderdi?.. Dediğin. Ve hayretinden sessiz çığlıklar attığın o gün.

Yağmur gibi düşüyordu sorular kalbine. Ne değişik bir imtihandı o...

İnanamamıştın bir türlü.

Şimdi bu benim yavrum mu?..

Bana gün gelip anne mi diyecek, şimdi bu minicik yavrucak… Demiştin defaatle.

Uzak bir ihtimaldi bu. Nasıl olacaktı? Bir gün gelip nasıl konuşacaktı acaba bu dil, bu dudaklar…

Hayret içinde hayretlere düştüğün o gün.

Hatırında mı?

Unutma o anı, bir gün lazım olacak...

Öyle masum, öyle güzel bir yüz ki…

Unutamayacaksın o yüzü, o kokuyu ve karşılıklı o bakışı bir ömrü boyu. Asla ama asla unutamayacaksın.

Kendi içimde dokuz ay on gün taşıdığım bu yavru. Şimdi bu çocuk benim bebeğim mi?

Hangi âlemden geldi bu yavru? Kim bu derinden bakan gözlerin sahibi?

Ben cahil, o cahil.. Nasıl oldu bu iş, söyleyin hadi?

Kimden bu hediye sahi? Söyleyin hadi…

O güne kadar. Birbirini bilmeyen ve tanımayan iki cahil…

Nasıl oldu da, şimdi bir aradalar. Bu kadar candan ve yakınlar. Kim ayarlıyor bu randevuyu.

Kim uyandırıyor kollarında tuttuğun bu yavruya karşı daha önce olmayan bu duyguyu, bu şefkati, bu coşkuyu…

Bu günü, bu saati, bu güzel anı kim ayarlıyor.

Belli ki bir yaratan var.

Ben bilmez, ben tanımazken onu.

Bir bilen vardı.

Bana onu kaderde yazan ve günü geldiğinde de nasip kılan vardı.

Bu anı ve her anı bir bilen vardı.

Allah’ın sonsuz kudreti, rahmeti ve şefkati olmasaydı…

Nasıl açıklanabilirdi bunlar.

Nasıl?

Anne, büyük soru... Çocuk, ondan aşağı değil. O da zor soru. Sorular yumağının ucu.

İstesen de istemesen de Yaradana çıkar.

Bu kadar tevafuk, tesadüf olamaz…

Rabbim verdiğin her nimetine şükrederim. Hamd ederim. Kimsenin bilmesine gerek yok. Sen biliyorsun ya o yeter.

Her şeyi bilene şükretmek. Tevekkül etmek. Ondan gayrısına bel bağlamamak ne güzel.

Anne, haddini bilendir. Anne, Rabbini bilendir..

Çünkü Rabbi ona hiç yoktan bir evlat verendir.

Dünyanın en güzel ve en değerli armağanını verendir.

Anneler kadar Allah’a yakın duran kim vardır?

Öyle bir mucize yaşamıştır ki onlar.

Onu bir ömür boyu unutamazlar.

Çünkü o mucize sıradan değildir. Özeldir her bir anne için.

Her anne yaşar, her anne bunu bilir…

Bebekler de bunu bilir.

Bildirilir onlara çünkü.

Onun içindir ki, dünyanın her yerinde çocuklar hep anne diye seslenir.

Çünkü rahmet pınarının kaynağı annelerdir.

Ne hikmetse dillerinden bu iki hece çıkar hep çocukların.

Anne…

Kızsa da da anne, sevse de anne…

Bağırıp, çağırsa da anneler, yine anne diye ağlar çocuklar.

Anne ile çocuk arasında.

Anne ile Yaradan arasında özel bir sırdır bu.

Edep yâ Hu, deriz. Burada dururuz.

Durmak da gerek zaten. Kalbin sırlarına girilmez. Mahremdir. Öyle kalmalıdır. Öylece kabul ederiz. Sükût ederiz. Susarız. Çünkü burası hayret makamıdır.

Kalbin konuştuğu yerde, dil susar.

Zavallı kelimeler, kanatsız kuşlar gibi kalır o dakikada.

Dilin, dudağın, kalbe devir teslim ettiği nöbet vaktidir.

Annenin tek sorusu vardır.

Bir tek o soru. Daha önce görmediğim ve bilmediğim bu yavruya.

Ve daha önce ben de olmayan, ona karşı bu sevgi, bu ilgi, bu şefkati kim verdi ve nereden geldi?

Kim bu duyguyu bana veren?

Evet. Soru bu...

Bunca varlık, yokluktan gelmez.

Bir var, var… Her bir varlığı Yaradan bir var, var…

Var işte var… O var. Allah var.

Her şeyin sahibi olan bir Allah var.

Allah her kuluna kendini bildirir.

Ama annelere bunu özel olarak bildirir. Bir bebek doğduğu gün bunun şahididir.

O anı unutma sevgili anne. Unutmazsın zaten ya…

Bir gün lazım olacak.

...

Ve bir gün o yavru...

Anneciğine veda eder, bu fani dünyadan terhis olup gider.

Emaneti vermek kolay mı? Annenin imtihanı kolay mı?..

Anne deyince akla kolaylık gelmez. O zorluklarla annedir. Onlarla güzeldir.

Amma ve lakin doğduğu gün yaşadığı mucizeyi, şimdi bir kere daha yaşar.

Yaslandığı rahmet dağı, sarar sımsıkı ve onu kucaklar.

Yalnız değildir anne...

Sonsuz rahmetinden bir damlacığın kalbine düşürdüğü o anı, o yavrunun dünyaya geldiği o günü ve o duyguyu, onu veren Rabbini unutmaz anne.

Metindir. Sağlamdır. Teslimiyeti tamdır...

Ağlar ama sessiz sedasız. Gözyaşlarını içine akıtır.

Yavrusu doğduğu gün sevinçten ağladığı gibi şimdi yine ağlamaktadır.

Bu defa farklıdır. Artık o şehit anasıdır..

Annelik tacı başında parlamaktadır.

Doğduğu gün nasıl özel ise, bu gün de özeldir.

Anne bunu bilir ve yüreğinde kaynayan o ateşi,

Allah serinletir, şefkat pınarını zemzeme çevirir.

Kevsere döndürür...

Nice dertli annelere deva olsun, şifa olsun diye,

Bakın şu küçük pınara...

Demek su verecekmiş, nice dertlilere, nice bağrı yanık yolculara.

Anlar ki anne, bir zorluk varsa, bin kolaylık vardır. Anlar ki anne, yalnız değildir.

Dert varsa, derdi verenin devası da vardır...

Hayat güzelse, ölüm de güzeldir. Hayatı veren, ölümü verendir...

Geçici bir evden, ebedi evine taşınmaktır ölüm.

Bu dünyadan daha güzeline, ebedi evine göç etmektir ölüm.

Ölüm bir defadır...

Anlar ki anne; ölen sadece bedendir, ruh değildir...

Anlar ki anne; ruhumuz ebedidir.

Ve asla ebedi bir ölüm yoktur.

Ebedi bir ayrılık yoktur.

Sevenler ve sevilenler en Sevgiliyle (asm) beraber olacaktır.

Cennet salonlarında ve sofralarında buluşulacaktır.

Müjdeyi duymuştur anne, yüreğinin ta en sağlam ve en derin yerinden hem de...

Şimdi gözyaşları içine akmaktadır.

Ve dudağının ucundan bir tebessüm dalga dalga çehresine ve çevresine yayılmaktadır.

Rabbi ondan razıdır ve memnundur. O da Rabbinden.

Bu sahnenin şahidi olan melekler dahi hayrettedir.

İnsan, Allah katında bunun için değerlidir.

İnancıyla, teslimiyetiyle, sabrıyla değerlidir.

İşte bunun için insan, yaratılmışların içinde en özel ve en farklı bir yerdedir.

Anlar ki anne; ölümün yüzüne gülenlere, ölümde gülümseyecektir.

Anlar ki anne; Allah sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir.

Ne yapıyorsa; her işinde bir değil, bin hikmet vardır.

Bazan şer gibi gözüken şeylerde, insan için nice hayırlar ve güzellikler saklıdır...

Ve anlar ki anne; Rahman ve Rahim olan Allah, benim yavruma benden daha şefkatlidir.

Bana düşen ise, şimdi güzel bir sabır içinde şükretmek ve Ona teslim olmaktır...

Unutma bu anı, bir gün buluştuğunuzda senin bağrına bastığın gibi,

O da bağrına basacak, kucaklayacak anneciğim diyerek seni...

O da bekliyor seni...

Unutma o gün uzaklarda değil, bir gün gelecek.

O günün ümidi ile sevinciyle dolu bir kalbe, hangi keder dokunabilir ki...

Ve anlar ki anne;

“Ölüm güzel şey! Budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber!..”

   (Necip Fazıl Kısakürek )

Ve anlar ki anne; insanın hayatı sevdiği kadar ölümü de sevmesi gerektir.

Bir sohbet dinler, içi açılır, yaşanan her şey güzeldir.

Okunan yer ise; 10. Söz Haşir Risalesidir.

Daha ilk sayfasında kalbi ferahlar.

Rabbine hamdeder.

Ölümün güzel yüzünü görüp, zerreler adedince Rabbine şükreder..

 

******************

 

Hz. Peygamber (asm) buyurdu ki:

“Kıyamet günü namaz, sadaka ve hac sahipleri için tartılar kurulur ve bunlara ecirleri tamı tamına verilir. Belalara uğramış olanlar içinse tartı kurulmaz. Onların ecirleri sağanak hâlinde üstlerine boşaltılır. O kadar ki, dünyada belâlardan uzak olanlar, belalara uğrayanların mazhar olduğu bu lütuf ve ihsana imrenerek, dünyada iken bedenlerinin makaslarla doğranmış olmasını temenni ederler.” (Tirmizî, Kıyamet, 58 (2402); Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, V, 323)

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »