72 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Peter Pan Sendromu Ve Uzamış Ergenlik

Ekim 2015, 466 143 Görüntülenme Eklenme Tarih: 25 Mart 2020 21:11 Banu Yaşar

 

Peter Pan, James Matthew Barie tarafından yazıldığında sadece eğlenceli bir çocuk kitabıydı. Hep çocuk kalmak ve hiç büyümek istemeyen bir kahramanın başından geçen heyecanlı ve neşeli maceraları konu ediyordu.

Sonraları Peter Pan, psikolojik bir sendroma isim oldu. Psikoterapist Dan Kiley “Peter Pan sendromu ve hiç büyümeyen erkekler” adlı kitabında, ilk defa bu sendromdan bahsetti.

 

     Peter Pan sendromu nedir?

Yetişkin olmanın negatif yönlerine odaklanan, büyümenin getirdiği sorumlulukları almaktan kaçınan ve yaşı ilerlese de çocukluğa dair alışkanlıklarına devam eden kişilerin yaşadığı sorun ‘Peter Pan sendromu’ olarak adlandırıldı. Bu isim, tıp literatüründe açıkça bahsedilmese de, yaygın olarak bilinir ve kullanılır oldu.

Günümüzde Peter Pan bir masal kahramanı olmaktan öte bizzat hayatımızın içinde yaşayan kişilere dönüştü. Bir çoğumuzun hayatında ya da çevresinde bir Peter Pan mutlaka var. Arkadaş, komşu, eş veya çocuklar...

Modern çağın ve bu çağa özgü yaygın anne baba tutumlarının sonuçlarından sadece biri Peter Panlar... Büyümek istemeyen, büyümenin getirdiği sorumluluklardan kaçınan ve birey olarak özgürleşmektense, ailesinin yanındaki görünürdeki konforuna devam eden bu kişiler hızla çoğalıyor.

 

     Modern zaman Peter Panlarının özellikleri

‘Çocuk yetişkinler’ olarak tanımlayabileceğimiz bu kişiler büyümeyi adeta erteliyor. Okul yılları uzatılıyor. Akademik çalışmalarla askerlik ve iş hayatı erteleniyor. İş konusunda aşırı seçici davranılıyor. En tepeden başlama, cv’ye güzel maddeler yerleştirme kaygısı, zor beğenen ve çok seçici bir tutuma sebep oluyor.

Hedefleri yüksek, kariyer planları ayrıntılı olan bu nesil, görünürde ne istediklerini biliyorlar, bilinçliler. Fakat sorumluluk almak konusunda oldukça isteksizler. İşin ilk basamakları ve çıraklık gibi deneyimleri yaşamadan en tepeden başlamak istiyorlar. En azından hayallerini bunlar süslüyor. Önlerine çıkan fırsat ve alternatifleri bunlardan yüzlercesi varmışçasına eliyorlar.

İlk bakışta özgüven gibi algılan durum, bazen sahte ve şişmiş bir benlik algısına dönüşebiliyor. Bu kişiler kendi gerçekliğini algılamakta ve doğru değerlendirmekte zorlanıyor. Adeta kendine yabancılaşıyor. Bu tip insanları dinlerken yaşadığımız şaşkınlık da çoğu zaman buradan kaynaklanıyor. Dinlediklerimiz karşısında özgüvenli bir insanla mı, yoksa uçan biriyle mi muhatap olduğumuz konusunda çelişkiye düşüyoruz.

Kendine yabancılaşma bazen o boyutlara varıyor ki, kişi anlattıklarını gerçeğin ta kendisi olarak algılıyor. Bu durumda büyümenin getirebileceği değişim imkânları da kısıtlanıyor. İnsanın kendi gerçeğini bilmesi hakikaten çok değerli... Neredeyim, ne kadarını biliyorum ve nereden başlamalıyım gibi sorulara daha gerçekçi ve insaflı cevaplarla işe başlamak gerekiyor.

Anne babaları en çok endişelendiren hedefsiz, ne istediğini bilmeyen, umarsız davranan çocuklar ve gençler... Planı ve hedefleri olmayan, bunlar üzerinde düşünmeyen kesim kadar, gerçek dışı hedefleri olan, kapasitesinin üstünde başlangıçlar hayal eden kesim de hayatın ritmine uymuyor. Hayal kırıklığı ve hüsran her iki gruptaki gençler içinde çoğu zaman kaçınılmaz son oluyor.

 

     Peki çocuklarımız gerçeklikten neden bu kadar uzak büyüyor? Büyümekten kaçınan, yetişkin olmaktan korkan ve erteleyen modern zaman Peter Panları nasıl yetişiyor?

Günümüzde anne babalık sınırları fazlasıyla genişletilmiş bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Çocuğun kendi yapabileceği sorumlulukları bile üzerine alan, bir kurstan diğer aktiviteye yetişmesi için koşuşturan, küçük yaşta hiçbir sorumluluk vermeyen ama bir o kadar da kaygılı ve endişeli bir anne babalık profili oluşmaya başladı. Bu durum bir türlü büyüyemeyen ve hayata dair kendi sorumluluklarını alamayan ya da hep erteleyen bir neslin ortaya çıkmasını sağladı. Küçüklükten itibaren tüm sorumlulukları onun yerine yapılmış olan bir çocuk doğal olarak büyüdüğünde de var olan konforun ve hayat standardının devam etmesini istiyor.

 

     Kaş yapayım derken göz mü çıkarılıyor?

Aslında onları hayatın her türlü zorluğundan aşırı bir çabayla korumaya çalışırken bencilleştirdiğimizi fark edemiyoruz. Kendine odaklı büyümüş bir çocuk ileride diğerlerini ve diğerinin acısını görmekte zorlanıyor. Empati kurmakta güçlük çekiyor. Kendine ve kendi ihtiyaçlarına odaklı, en ufak bir zorlanmada vazgeçip anne babasına sığınan, hayata en tepeden başlama hayalleri kuran bir nesil yetişiyor.

 

     Eskinin vaktinden önce yetişkin olmuş çocukları, şimdinin çocuk kalmış büyükleri

Eskiden çocuklar daha çok hayatın içinde olduğu için yetişkin olmakta zorlanmıyordu. Hatta diyebiliriz ki, belki de vaktinden önce yetişkin olmak zorunda kalıyordu. Bir ifrat ve tefrit noktası olsa da, yaşadığımız döneme oranla çocuklar yetişkin olmakta ve yetişkin sorumluluklarını almakta hiç bu kadar isteksiz olmamışlardı.

Günümüzde çocuklar genellikle babadan uzak büyüyor. Daha az görüyor, daha az vakit geçiriyor. Çocuk için babanın kendisi kadar emeği de yabancılaşıyor. Birçok çocuk babasının tam olarak ne iş yaptığını, ne ürettiğini bilmiyor. Sadece para ve alım gücü üzerinden bir bağ kuruluyor. Eskiden emeğe ve üretkenliğe çocuklar daha çok şahit olabilirken, yaşadığımız çağda bu durum gittikçe zorlaşıyor. Çocuklar her şeyin hazır olarak geldiği algısıyla büyüyor. Hiçbir eksiği olmadan, düşmeden, üşümeden, hasta olmadan ve ağlamadan büyüsün kaygısıyla yetiştirilen çocuklar malesef sürekli bir çocukluğa da mahkum ediliyor.

 

     Acemi anne baba, patron çocuk

Yine günümüzde ‘Patron çocuklar’ın olduğu çocuk odaklı aileler, sınırları olmayan bir özgürlükle çocuklarını yetiştiriyor. Oysa çocukların özgürlük kadar sağlıklı sınırlara da ihtiyacı var. Aynı zamanda yaşına uygun verilen sorumluluk duygusu kendine güven ve yeterlilik duygusu için de gereklidir.

Fıtri denge bozulduğunda hayatın içinde de aksamalar ortaya çıkıyor. Çocuğun büyüme ritmine, iyi niyetli dahi olsa yapılan aşırı müdahaleler faydadan çok zarar veriyor.

Aşırı koruyucu ve kaygılı aile modelinin, yaşına uygun sorumluluklar veren, çocuğun emeğini ve çabasını destekleyen bir yapıya dönüşmesi gerekiyor. Sorunları konusunda sorumluluk almasına izin verilen çocuklar çözüm bulmak için de o oranda çaba gösteriyor. Ama tüm sıkıntıları o daha fark etmeden ailesi tarafından çözülen çocuklar ise ileride yetişkin olmak ve yetişkin sorumluluklarını almak konusunda zorlanıyor.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, anne baba çocuğa büyüme yolculuğunda eşlik eden tecrübeli birer refakatçidir. Onun yerine hayatı yüklenen kişiler değildir.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »