ARAMA SAYFASI

Bambu Ağacından Dersler

Çinliler’in bambu ağacını nasıl yetiştirdiklerini daha önce duymuş muydunuz? Oldukça ilginç ve hayata dair bize ders veren bir öyküsü var bambu ağacının.

 

Çinliler’in bambu ağacını nasıl yetiştirdiklerini daha önce duymuş muydunuz? Oldukça ilginç ve hayata dair bize ders veren bir öyküsü var bambu ağacının.

Şöyle ki, Çinliler öncelikle ağacın tohumunu ekiyorlar, suluyorlar ve gübreliyorlar. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmuyor. Tohum yeniden sulanıp gübreleniyor. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermiyor. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar ediliyor. Bambu tohumu defalarca sulanıyor ve gübreleniyor. Fakat tohum bu yılda da filiz vermiyor. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ediyorlar. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlıyor ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boya ulaşıyor!

Biz insanoğlu ne kadar aceleciyizdir. Bir iş hemen olsun veya yaptıklarımızın sonucunu hemen alalım diye içimiz içimize sığmaz çoğu kez. Bilgisayar ve internet imkânlarıyla son derece hızlanan bir hayatın içinde yetişen çocuklar kadar yetişkinlerde de bu acelecilik ve hemen olsun anlayışı daha bir pekişmiş durumda.

Bir tıkla mesafeleri sıfırlamak, istediği bilgiye veya herhangi bir şeye hemen ulaşmak, zamanla sabır eşiklerimizi nasıl da aşağıya çekiyor? İnternetteki kesinti veya biraz yavaşlama karşısında bir iki dakikalık beklemeler dahi sabrımızı zorluyor. Teknoloji bir yandan hayatımıza çok büyük kolaylıklar sağlarken, diğer yandan bizi bir şekilde törpüleyerek duygu ve düşünce dünyamızı şekillendiriyor.

Bambu ağacının öyküsü sene içinde hatıra kervanına kattığım bir günü hatırlattı bana. Yazılı sonuçlarını okuduğum bir sınıfta beklentilerinden düşük not alan öğrencilerimizin yüz ifadeleri hemen düşüvermişti. Bence öyle üzülecek karamsarlığa kapılacak bir durum yoktu hâlbuki. Biraz hız çağının çocukları olmaları biraz da mükemmeliyetçi yaklaşımları nedeniyle verdikleri masum bir tepkiydi bu. Her seferinde çalışmanın karşılığını almak, hep başarılı olmak istiyorlardı.

Öğrencilerime, onları “başarıya programlanmış robotlar” olarak görmediğimi, aldıkları notların değil, yıl boyunca gösterdikleri samimi gayretin benim için önemli olduğunu söylemiş ve “Eğitim, okulda öğrendiklerinizi unuttuğunuzda geriye kalan şeydir.” sözünü paylaşmıştım.

Şaşırmışlardı haliyle… “Evet kâh ezberlediğiniz, kâh sınavdan hemen sonra ‘hepsi aklımdan uçup gitti’ dediğiniz onca matematik veya fen formüllerini, savaş tarihlerini, anlaşma maddelerini, dil bilgisi kurallarını vs. bir gün gelecek unutacaksınız. Ancak bugün için üzerinize düşeni yapıp yapmadığınız konusunda kendinize karşı dürüst olmalısınız. Öğrendiğiniz bilgileri gün gelip unutsanız da ‘Elde var Yusuf, Mustafa, Zeynep veya Zehra’ diyebileceksek, yani biz ‘sizi’ kazanmışsak amaç zaten hâsıl olmuş demektir.”

Bu ifadelerden sonra yüzlerinde tebessüm çiçekleri açmıştı.

İşte bambu ağacı yetiştirilmesi örneği bize yılmadan, bezginliğe düşmeden, kararlı bir şekilde, inanç ve sabırla emek verdiğimiz takdirde, yıllar sonra olsa da bir gün sonuç alabileceğimiz dersini veriyor.

Öğretmenlik de bir anlamda bilgi, ilgi ve sevgiyle çocukların ruhuna ekilmiş tohumların bir gün en sağlıklı şekilde filizlenmesi için emek harcamak değil mi? Bugün emek verdim yarın sonuç alayım aceleciliğine kapılmadan ama “bir gün mutlaka” inancıyla.