38 Yazı Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Rektörü-Psikiyatrist

Yazar Profili »

Çocuk Zekâsı ve Gelişimi

Ağustos 2013, 440 116 Görüntülenme Eklenme Tarih: 09 Mayıs 2020 16:22 Prof. Dr. Nevzat Tarhan

 

Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zekâ olarak adlandırılır. Zekânın iki bölümü vardır. Biri davranış bölümü, diğeri de zihinsel bölümdür.

Zekâ yavaşlığına motor mental retardasyon denilir. Çocuğun yürümesi, dik durması, sinir sistemi gelişimi normal ise bu zekânın motor bölümünün geliştiğini gösterir. Zihinsel bölümün gelişmesini anlamak için de çocuğun konuşması ve göz teması kurması, anlaması, eşyayı, nesneleri tanıması, bazı oyunları öğrenmesi, konuşulanları anlayıp mimik ve jestlerle tepki verebilmesi gerekir. Çocuklarda zekânın normal olup olmadığı okula başladığı zaman daha kolay anlaşılır.

 

Öğrenme güçlüğü nedir?

 

Bir çocuk zeki olduğu halde öğrenme ile ilgili sorunlar yaşayabilir. Mesela dikkat eksikliği hiperaktivitesi olan çocuklar öğrenme güçlüğü çekebilirler. Disleksik çocuklar da okulda güçlük çekerler. Bu çocukların zekâları normal olduğu halde, beyin işlevlerinde bir sorun olduğu için okuyamazlar. Okurken atlama, anlamı bozma, hecelerin yerini değiştirme, hızlı okuyamama gibi bozukluklar görülür. Bu çocuklar “çin” demezler “niç” derler, tersinden okurlar. Duyduklarını anlarlar ama yazıya dökemezler, okuyamazlar. Örneğin Amerika’nın eski başkanı George BUSH’un disleksik olduğu belirtiliyor. Başından sonuna kadar okuyamayıp, sıkılıp bıraktığı; fakat bu eksikliğini zekâsı ve sözel hafızası ile kapattığı söyleniyor. Bu doğuştan gelen bir beyinsel yapıdır. Eğer buna uygun bir eğitim verilirse kişi bunu telafi edilebilir.

Çocukta öğrenme güçlüğü ve okul başarısızlığının sebeplerinden biri de depresyon olabilir. Bu depresyon çoğunlukla atipik yaşanır. Çocuk öğrenemez. Kitabın başında oturamaz, sıkılır. Dikkatini uzun süre veremez. Çeşitli korkuları olur. Gece anne-babasının yanına gelmek ister. Kitapta paragrafın sonunu okurken başını unutur. Devamlı bir şeyler ile oynar ve dersine yoğunlaşamaz. Oyun esnasında çok mutludur, ama akademik başarısı düşüktür.

 

Anne baba beklentisinin öğrenmeye etkisi

 

Çocuğun zekâsı yeterli olduğu halde öğrenme konusunda kendisini yetersiz hissedince beyindeki stres hormonu fazla salgılanır ve öğrenme etkilenir. Fareler üzerinde yapılmış bir deney var. Farelere zil sesi ile yemek veriliyor. Az miktarda stres ile fare çabuk öğreniyor. Çok miktarda stres verildiği zaman fare bir şey öğreniyor, öğrendikten sonra yeni bir şey öğrenemiyor. Aynı şeyi tekrar etmeye başlıyor.

Yüksek miktarda stres yeni bilgi öğrenmeyi engelliyor. Ama az miktarda stres de faydalı. Sıfır stres öğrenmeyi yok ediyor. Kontrol edilebilecek stres faydalıdır.

Anne-babanın görevi yalnızca çocuğunu mutlu etmek değil. Çocuğunu hayata hazırlamaktır. Çocuğun akademik başarısı için tatlı bir disiplin gerekir. Çocuk eğlenmek, oynamak, gezip tozmak ister. Çocuktur tabii isteyecek. “Aman çocuğum mutlu olsun” deyip çocuğunun her dediğini yapan aile çocuğu bir müddet sonra tembelleştirir. Bu yüzden çocuğa kuralları sınırları koymak gerekir ki, bir süre sonra çocuk evde kontrolsüz hale gelmesin.

 

Okulun öğrenmeye etkisi

 

Çocuğu anaokuluna vermek okula hazırlayıcı bir etken olarak kabul edilir. Çocuğun ağabeyleri, ablaları ders çalışıyorlar ise, evde zihinsel bir uyarı var ise, çocuk erken yaşta okul olgunluğuna erişir. Yani anne-babanın çocuğu okula hazırlaması gerekir.

Çocuğun okulda çok başarılı giderken başarısının birdenbire düşmesinde öğretmenin de etkisi olabilir. Pedagojik formasyonu olmayan öğretmenler var, mesela. Evde çok özgür, liberal büyümüş bir öğrenci, okulda otoriter bir öğretmene düştüğü zaman kendini yetersiz hissedebilir. İçine kapanır ve öğrenme güçlüğü çeker.

 

Tedavisi nedir?

 

Çocuk yazıyor-okuyamıyor, okuyor ama yazamıyor ise öncelikle zekâ düzeyine bakılır. Anlama, kavrama, algılama, bölünmüş dikkatine bakılır. Görsel, şekilsel hafızasının tespiti için bir takım testler yapılır. Norm çalışması yapılmış testler var. Çocuk hangi alanda öğrenme güçlüğü çekiyor ise ona göre özel eğitim programı verilir. Hangi öğrenme alanı bozuk ise okuma, yazma, hesaplama gibi bozuk alanlara psikolog ile özel bir eğitim verilerek takip etmek gerekir.

 

Öğrenme güçlüğü ve epilepsi

 

Epilepsi beyinin ön bölgeleri ile ilişkili ise çocukta öğrenme güçlüğü gelişebilir. Epileptik odak frontal lobda yani beyinin ön alanlarında ise ve subklinik epilepsisi var ise sürekli deşarj yapan odaklar olduğu için çocuğun öğrenme, anlama, algılama ve karar verme mekanizmalarını bozar.

 

Çoklu zekâ

 

Zekâ daha önce tek olarak kabul edilirdi. Şimdi zekânın değişebilir olduğu kabul ediliyor. Zekâ alanları var. Mantıksal zekâ yani klasik zekânın dışında sözel zekâ var, ifade yeteneği olan zekâ var, müziksel zekâ var; mesela kapı gıcırtısına oynayan tipler müziksel zekâsı üstün kişilerdir. Sosyal zekâ vardır. Mesela içsel zekâsı olanlar kendilerini iyi tanırlar, sosyal zekâsı olanlar karşı tarafı iyi tanırlar.

Çocukta 8 tane zekâ alanı var. Bunlar belirlenir. Çocuk müzikten hoşlanıyor diye müzisyen olması gerekmez. Çocuğa müziksel unsurları kullanarak ona eğitim vermek gerekir. Eğitim modeline uygun davranmak gerekir. Çocuğun okul başarısını istiyorsak anne-babanın çocuğa doğru ders çalışmayı öğretmesi lazım.

Anne-babadan öğretmen olmaz. Onlar yol gösteren bir rehber olmalıdır. Ders çalışmanın, eğitimin disiplinli olmasının yanı sıra eğlenceli de olması gerekir.

 

 


Ağustos 2013, 440 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ne Anlama Geliyor?

Eğer toplumsal cinsiyet eşitliğini “kadın ve erkek biyolojik olarak eşittir” olarak anlıyorsanız yanlıştır. Çünkü kadın ve erkek, yasalar ve fırsatlar yönünden eşittir ve eşit olmalıdır. Biyolojik olarak eşit değildir; çünkü genleri farklıdır. Psikolojik olarak eşit değildir; çünkü duygu ifadeleri farklıdır.

Devamı »

Ruh Sağlığını Belirleyen İki Duygu: Sevgi ve Güven / Duygulara Renk Verseydik Hangi Rengi Alırlardı?

Duyguları genel manada tasnif edersek, iki türlüdür. Bunlardan birincisi, hem insanlarda hem de diğer canlılarda bulunan yemek, içmek, barınmak, cinsellik, saldırganlık, korku gibi genetik eğilimimiz olan temel somut fizyolojik duygulardır. Diğeri ise sevgi, nefret, umut, güven gibi sadece âdemoğluna ait olanlardır. Esas duygulara yaklaşımla diğerlerine yaklaşım birbirinden farklıdır.

Devamı »

Kime Dürüst Diyoruz?

“Hiç kimsenin doğru yolu izlemekle, yolunu şaşırıp kaybolduğunu görmedim.” Bu söz eğitimcilerin çocuğa dürüstlüğü anlatırken söyledikleri bir sözdür. Doğru yolu izlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirleyen rehberler vardır. Bu rehberler; biyolojik eğilimler, kişinin vicdanı ve toplumun çizdiği sınırlardır.

Devamı »

Sevgimizi doğru yönetiyor muyuz?

Sevgi, insandaki en temel duygulardan biridir. Şüphesiz sevgi daha çok insanın manevi tarafıyla ilgilidir, insanı manen oldurur. Ancak tesiri itibarıyla onu ekonomik bir değer olarak da görebiliriz. Daha çok sevginin manevi tarafıyla ilgilenilir ve maddi bir değer olarak incelenmez.

Devamı »