TR EN

Dil Seçin

Ara

Harika Özelliklerle Donatılmış Bir Canlı: Meyve Sineği

Harika Özelliklerle Donatılmış Bir Canlı: Meyve Sineği

Böcekler sınıfının iki kanatlılar takımından 2-3 mm uzunlukta, sirke veya çürük meyvelerin bulunduğu yerde yaşayan meyve sineği kalıtım araştırmalarında deney hayvanı olarak sık kullanılan ve basit görülen bir yaratıktı. Ancak son çalışmalar meyve sineğinin (drosophila) olağanüstü harikalarla dolu, şaşırtıcı yönleri olduğunu gösterdi.

Meyve sineği saniyede 250 defa kanatlarının açısını değiştirebildiği ve otomatik denge sistem yardımıyla güçlü rüzgârlarda bile uçuş yönünü değiştirmeden uçabildiği anlaşıldı. Bu minicik yaratık ani sapmalarda tepki veren bir dengeleme sistemiyle donatılmıştı. Saniyede 250 kez açısını değiştirebilen kanatlarının yardımıyla eski konumlarına dönebiliyorlardı. Sirke sineğinin kanatlarında bulunan küçük titreşimli organların sineğin uçuş açısı ve hızını belirleyen doğal jiroskop (yön ölçümü veya ayarlamasında kullanılan, açısal dengenin korunması prensibiyle çalışan bir alet) olduğu tespit edildi.

Meyve (sirke) sineğine verilen harika özellikler bunlarla bitmiyor: Havada asılı kalabiliyorlar. 7 gün içinde yetişkin bir sinek oluyorlar. Dişileri 500’e kadar yumurta bırakabiliyor.

Meyve sineği larvaları çürüyen meyve ve sebzedeki bakteri ve mayalarla beslenirler. Yani doğal bir temizleyicidirler.

Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde beyindeki davranışların temeli üzerinde çalışmalar yapan Michael Dickinson’a göre ise bir meyve sineği kadar harika bir şey yok. Bunun tek sebebi, insan genetiği ve sinirbilimi için basit bir model olarak bu sineğin biyoloji tarihindeki en önemli laboratuvar hayvanlarından biri olması değil.  “Onların, herhangi bir şeyin basit bir modeli olduğunu düşünmüyorum. Bu hayvanlar bizim gibi değil. Biz uçmuyoruz. Bizim gözlerimiz çok parçalı değil. Duyusal bilgileri aynı yolda işlediğimizi düşünmüyorum. Onların kullandığı kaslar, bizim kullandıklarımıza kıyasla çok daha karmaşık ve ilginç.” diyor.

Heyecanla konuşmaya devam eden Dickinson, “Onlar kanatları ile tat alabiliyorlar. Kanatlarında niçin tat alma hücreleri bulunduğunu bilmiyoruz. Vücutları tamamen alıcılarla kaplı. Bilim tarihinde en fazla incelenen organizmalardan biri olduğu halde, temel biyolojilerine ait birçok özellikleri hakkında aslında halen cahiliz.” diyor ve ekliyor: “Sinek uçuşu, üzerinde çalışılabilecek çok ilginç bir konu. İçinde en sofistike haliyle duyusal biyolojiden tutun da çok ilginç fizik konularına, yine çok ilginç kas fizyolojisine, çok ilginç sinirsel hesaplamalara kadar her şey var. Bir sineği havada asılı tutan veya uçmasını sağlayan tüm süreç aslında enerji ve ekolojiyle de bağlantılı.”

Araştırmalara göre; bir düşman belirdiğinde sineklerin havalanmasının sadece bir refleks olmadığı anlaşıldı. Sinekler düşmandan uzağa doğru kaçmak üzere havalanmak için öncül bacak hareketleri yapıyordu, dolayısıyla sineğin beyninde bir yerde bir tehdide karşı en iyi cevap hesaplanıyor ve karar veriliyordu. Dickinson, nöron nöron bakıldığında sinek beyninin, memelilere ait daha karmaşık beyinlerden çok fazla davranış çeşitliliğine sahip olduğunu ifade ediyor.

Drosophila’nın gökyüzünde yönleri okuyabildiğine dair yeni bir gözlemimiz var.” diyor ve ekliyor: “Kral kelebeğinin gökyüzüne baktığında elde ettiğine benzer bir becerileri var ve böylece ışığın polarizasyonundan hareketle yönlerini tayin edebiliyorlar.”

Bu becerileri sayesinde gökyüzünün tamamını veya yıldız dizilimlerini görmeleri de gerekmiyor. “Gökyüzünün çok küçük bir kısmını gördüğünde bile işe yarıyor.” diyor Dickinson. Ve buraya kadar bu sineklerin harika donanımlarından hayret, şaşkınlık ve övgüyle bahsediyor. Ancak bütün bu özellikleri bu küçük mahluklarına veren ve onlardaki bu sistemleri çalıştıranın Allah (cc) olduğunu bilmiyor ki, bu olağanüstü özellikleri sineğin düşünüp, bulup, çalıştırdığını ifade ediyor: “Bu, omurgalıların değil, insanların da değil ama sineklerin bulabildiği bir çözüm.” diyor.

Burada da görüldüğü gibi, bilimsel araştırmalar varlıkların özelliklerini bulabilse de bütün bunları ‘yaratıcısız’ düşündüğü için kuru bir bilgi ve sonuçsuz bir hayretten başka bir şey vermiyor. İmansız düşünce, hakikati bulamıyor.

Oysa bütün bu harika eserlerini, düşünen insanlara nice mesajlarla yüklü birer mektup olarak gösteren Âlemler Rabbi, bizden insana yakışır cevaplar beklemiyor mu?