Son yıllarda biyoloji ve tıp sahalarında genetik ile ilgili çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Genetik artık ayrı bir bilim dalı olarak kabul edilmekte ve uygulama sahası da hızla genişlemektedir. Canlıların şifresi olan genler DNA olarak adlandırılan ve uzun zincirler halinde bir araya gelmiş moleküllerden oluşur. Binlerce genin bir araya gelmesiyle de bir canlının fizikî yapısı ile ilgili bilgilerin tümünü içeren bir ansiklopedi meydana gelir. Canlıların tamamının genlerinin temel yapısı olan DNA molekülleri bazı virüsler hariç sadece 4 çeşit nükleotidden oluşmuştur. Bu dört nükleotidin farklı sıralarla bir araya gelmesiyle de birbirinden çok farklı özelliklere sahip biyolojik yapılar ortaya çıkar. Dolayısıyla her canlının kendine has farklı bir şifresi mevcuttur. İnsandan bitkilere kadar tüm canlıların ortak bir Yaratıcıya sahip olduklarının başka bir delili olan genlerle ilgili bilgilerimiz, son yıllarda genetikçilerin buluşları ile hızla ilerlemesine rağmen, insanoğlu bu konuda henüz yolun çok başındadır. İnsanın genetik haritasının ortaya çıkarılması ile ilgili olan proje, dünyanın çeşitli yerlerindeki bilim adamlarının katkıları ile 2005 yılında bitirilmeye çalışılmaktadır. Tabii bu aşamadan sonra, bu genlerin fonksiyonlarının tek tek ortaya çıkarılması gerekecektir. Bu ise âdeta dipsiz bir kuyuya girmek gibi bir durum demektir. Çünkü tüm gelişmelere karşın halen genetikçiler ve embriyologlar canlıların anne karnında oluşma şeklini anlayabilmiş değildirler. İki hücrenin birleşmesi sonucu oluşan ilk fetal hücreler belirli bir sayıya ulaşıncaya kadar birbirinden hiçbir farklılık göstermezler. İlk fetal hücrelerdeki DNA şifreleri ile, canlı doğduktan sonraki hücrelerin DNA şifreleri aynıdır. Aynı durum canlıların değişik organlarına ait hücreler için de geçerlidir. Beyin, karaciğer, deri, göz gibi organların hücreleri çok farklı yapı ve fonksiyonel özelliklere sahip olmasına rağmen nukleuslarındaki DNA şifreleri birbirinden farklı değildir. Tabii bu noktada çok temel bir soru hemen insanın aklına gelmektedir. Madem birbirinden bu derece farklı özelliklere sahip olan bu organların hücrelerinin genetik şifresi birbirinin aynısıdır ve biz de canlıların biyolojik yapılarının bütün özelliklerini genlerin belirlediğini biliyoruz, o zaman embriyolojik hayattaki bu farklılaşma nasıl oluşmaktadır ? İşte insanoğlu basit fakat çok temel olan bu sorunun cevabını bilmemektedir. Fetal hücreler belirli sayıya ulaştıktan sonra gittikçe farklılaşmaya başlar. İç organ, kemik, deri hücreleri gibi hücreler halini alıp bu doku ve organların görevini yapmaya başlarlar. Bu değişim sırasında ise temel genetik şifre, yani DNA şifresi hiçbir değişime uğramaz. Organ ve dokuların tek farklılık gösteren özelliği, onların farklı fonksiyonları da değildir. Aynı zamanda 3 boyutlu şekil ve büyüklükleri de kendilerine özgündür. Karaciğer belirli bir büyüklüğe sahiptir. Karaciğer hücreleri çoğalırken organ belirli büyüklüğe ulaştığında hücreler çoğalmayı durdururlar. Deri hücreleri de keza aynı şekilde vücudun kendine özgün şeklini verirken belirli sınırda çoğalmayı durdurur. Peki bu sınırlar genetik şifrede nasıl belirlenmektedir? Hücreler önlerinde bir engel olmadığı halde vücudun ve organların şeklini verebilmek için belirli bir sınırda nasıl durabilmektedir? Tek yumurta ikizlerinin birbirinin aynı olan yüz yapısını oluşturan deri hücrelerinin, ne kadar sayıda hangi bölgede olmaları gerektiğini belirleyen faktörler nelerdir?
Son yıllarda popüler olan genetik klonlama yani kopyalama ile ilgili medyada çıkan haberlere rağmen, genetik biliminde yolun çok başında sayılırız. Henüz genetik yukarıda özetlenen bazı temel kavramları bile açıklamaktan çok uzaktır. Tabii bu bunların birgün açığa çıkmayacağını da göstermez. Burada vurgulanması gereken husus “bir koyunun kopyasını yarattık” diye ortaya çıkan bazı bilim adamlarının aslında ne kadar büyük bir gaf yaptıklarıdır. Rabbimizin bize verdiği akıl, göz gibi daha nice nimetlerin hikmetini anlamaktan âciz olan bazı insanların âdeta isyankâr bir tavırla bu ifadeleri kullanması gerçekten üzücüdür. Bize düşen görev Rabbimizin emrettiği gibi ilimde ilerlerken, bunu tefekkür, takdir, hayranlık ve şükür duygusu içinde yapmaktır.
