ARAMA SAYFASI

Kalanların Ardından

Her şey geçip gidiyor önümden, akıp gidiyor ve ben tutamıyorum. Ellerim yok sanki, uzanamıyorum. Sadece seyrediyorum işte... Tüm yorgunluklarım, tüm pişmanlıklarım zamana dair... Yürek yaralarımın izi hala duruyor ama inan bana eskisi kadar acıtmıyor. Eskisi kadar ağlamıyorum, sızlanmıyorum. Söylenmiyorum kendime ve yaşadıklarıma...

 

Her şey geçip gidiyor önümden, akıp gidiyor ve ben tutamıyorum. Ellerim yok sanki, uzanamıyorum. Sadece seyrediyorum işte... Tüm yorgunluklarım, tüm pişmanlıklarım zamana dair... Yürek yaralarımın izi hala duruyor ama inan bana eskisi kadar acıtmıyor. Eskisi kadar ağlamıyorum, sızlanmıyorum. Söylenmiyorum kendime ve yaşadıklarıma...

Bazen özlemiyor da değilim ağlamayı... İçimin tüm lekelerini temizlemeye yetecek bir damla yaş, birçok iddialı sözden daha etkili olurdu. Sızlanmadan ağlamayı seviyorum, şikayetsiz ağlamaların yüreği nasıl temizlediğini de bilirim...

Yürek yorgun, beden yorgun, ruhum kırgın avare dolaşıyorum bazen... Bir sabah oluyor, bir akşam... En gelmez dediğim, en bitmez diye sıkıntılar yaşadığım dönemler geçip, bitip gidiyor. En güzel anlar, yıllarca gelmesini beklediğin zamanlar hızla bitip tükeniyor. Zaman mı değişti, dünya mı hızlandı bilmiyorum...

Hayatlar geçiyor önümden, insan hikâyelerinin en mahremlerini, en acılarını dinliyorum... Sadece kendi sayfalarımı okumuyorum, nice yaralı yürek kitaplarını okuyor kulağıma... İnce bir sesle, kırık bir yürekle, incinmiş bir ruhla... Yaralarına yavaşça dokunmamı, sarıp sarmalamamı istiyorlar. İncitmeden, sarsmadan, sorgulamadan ve yargılamadan merhem olmamı istiyorlar. Tüm dinlediklerimi de biriktiriyorum zihnimin en diplerinde... Onlar gitmediğim yerlerin, bilmediğim zamanların tanıkları... Ne çok şey öğrendim onlardan...

Günler, haftalar, aylar geçiyor önümden, nereye gidiyor bu zaman... Tutamıyorum, koşamıyorum, uzanamıyorum, sanki ayaklarım tutmuyor, sanki yerinde yoklar... Sadece ardından bakıyorum, vuslatsız sevdalara bakar gibi... Elimde miydi, hiç uğramadı mı, yoksa ben mi kaçırdım, tutamadım anlayamadım...

Zaman tadımlık lezzetler gibi, ucundan kıyısından sunup gidiyor. Tam olarak hissedemeden, içine çekemeden, yüreğine işleyemeden üstünden yaşanıp gidiyor. Güneş doğuyor, ne zaman öğlen olup, ne zaman batıyor, durup bakamadan, en dipte hissedemeden, ruhun yaşadıklarına yetişemeden uçup gidiyor...

İnsanlar geliyor, insanlar gidiyor hayatımdan... Asla onsuz yapamam dediklerim, kendi istemediklerime dönüşüyor, en uzak bulduklarım yarenim oluyor. Uzaklar ve yakınlar karışıyor birbirine, beni bilmeyen en bildiğim, en sevdiğim oluveriyor. Şifacı arayan yüreğim ummadığı taşların altında buluyor şifayı... Bilmediğim, yabancısı olduğum hikâyelerin kahramanlarından öğreniyorum hayatın şifrelerini... Onları çok önceden tanıyormuşum gibi hissediyorum. Yüreğinin dibini biliyormuşum gibi geliyor. Yıllardır aradığım cevapları verip gidiyorlar hayatımdan...

Gelen gidiyor, giden gelse de olmuyor bazen... Gelen sana söyleyeceği sırdan kendisi de habersiz... Zamanı geldiğinde sana emanetini bırakıp gidiyor. O sıralar neye ihtiyacın varsa onu fısıldayıp uzaklaşıyor pencerenden... Her gidenden arta kalanlarla tekrar tekrar büyümeye çalışıyorum.

Nice sözler biriktirdim, nice yaşanmış anlar topladım yüreğimde... Kalan kalıyor tortu gibi, elekten süzülmüş gibi... Geriye kalan her şey akıp gitmiş, hiç yaşanmamış gibi... Bir ikindi vakti kadar kısa, sadece uzaktan bakılmış gibi... Bir camın ardından kendi filmini seyretmiş gibi... Tutamıyorum anı ve zamanı... Sadece kalanlarla yeniden öğrenmeye, anlamaya ve büyümeye çalışıyorum...