35 Yazı Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Rektörü-Psikiyatrist

Yazar Profili »

Kültürel Kimliğin Önemi

Haziran 2012, 426 110 Görüntülenme Eklenme Tarih: 26 Mayıs 2020 23:54 Prof. Dr. Nevzat Tarhan

 

İnsan beyninde lider bölgeler vardır. Bunlardan biri de yürütücü işlevlerin yapıldığı ön bölgedir. Bu bölgede kimlik ve kişilik tanımlaması oluşur. Ergen kimliğini oluştururken “Ben kimim? Niçin yaşıyorum? Nereye yönelmeliyim?” sorularını sorar. Bu soruların cevabını da anneden, babadan, toplumdan, medyadan alarak kimliğini tanımlar. Genç, kimliğini tanımlamış ve kişilik tanımlaması belli ise sağlıklıdır ama kimlik krizi varsa, “Ben kimim? Nereye yönelmeliyim?” sorularına cevap bulamamışsa o kişi ergenlikten çıkamaz, huzurlu olamaz, okulunu bitirse bile çevresiyle sağlıklı ilişki kuramaz.

Bir toplumun da aynı şekilde kültürel kimliği tanımlanmamışsa, kültürel kimlikle ilgili tanımlamalar değiştirilmişse ya da kültür şoku yaşıyorsa, bireyin kültür şoku yaşaması gibi toplumun da gelişmesi durur. Kültürel şokun en önemli örneğini Almanya’ya giden Türk vatandaşları yaşadı. Dilini ve kültürünü bilmedikleri bir topluma giden vatandaşlar, ya tamamen o kültüre kendilerini bıraktılar ya da gettolarını oluşturdular ve kültürel savunmalar ortaya çıktı. Kültürel içe çekilme ile kendilerini korumaya alan bu insanlar, içinde bulundukları topluma uyum sağlayamadıkları zaman dozunu kaçırarak asosyalleştiler. Hâlbuki kendi kültürünün bilincinde olarak, diğer kültürü de öğrenerek onunla irtibat kurmayı başarılabilselerdi kültürel özgüven oluşurdu.

Kültürel kimliğin iki temel ayağı olan dil ve din ayağını koruyabilen kimseler, her kültürün içinde kendi kimliğini muhafaza edebilirler. Zenciler Afrika’dan Amerika’ya göç ederken dillerini ve dinlerini muhafaza edebilselerdi kimliklerini koruyabilirlerdi fakat muhafaza edemedikleri için sadece renkleri ve genleriyle kaldılar ve kültür olarak Amerikalılardan hiçbir farkları kalmadı. Renkleri nedeniyle dışlandıkları için ırkçılığa bağlı tepki oluşturdular ama Afrika kültürleriyle ilgileri sona erdi.

Kültürlerin korunmasında dil ve din ayağının öneminin farkına varan ülkelerden Fransa 1994 yılında, dünyada ve ülkesinde yayılan İngilizceye karşı bazı önlemler aldı. Fransız kültürünü korumak amacıyla alınan tedbirler arasında Fransızcayı korumak ön planda yer aldı ve İngilizceye karşı kanun çıkardı. Bütün sözleşme ve yazışmaların Fransızca yapılma zorunluluğunu getirdi. Fransızcanın kullanılmasını bütün sözleşme ve yazışmaların yanı sıra hizmet, ürün ve malların adlandırılması, sunumu, kullanma kılavuzu, garanti koşullarının kapsamı, tarifinin yanı sıra fatura ve makbuzlar için de zorunlu hale getirdi. Benzer bir uygulamayı Almanya’da da görebiliriz. İlaç prospektüslerinde sadece Almanca açıklamalar yer alıyor. İngilizceleri kaldırdılar.

Dilin, kültürlerin korunmasındaki önemi İngilizlerle İrlandalılar arasında yaşanan örnekte daha net ortaya çıkar. 300 sene İngiltere’nin işgali altında bulunan İrlanda kendi dili olan Keltçe’yi bu süre zarfında korudu. Böylece kültürlerini de muhafaza ettiler. Fakat daha sonra bir İngiliz Valisi ustaca yapılmış bir planla okullarda İngilizceyi zorunlu dil haline getirdi. %90 Keltçe konuşan halk bir nesil sonra %30’a indi. Bunun üzerine faaliyete geçen İrlandalılar kendi dillerini koruyarak kimliklerini de korumaya çalıştılar. İngiltere bununla da kalmadı Kuzey İrlanda’yı Protestan yaptı ve kendine bağladı. Böylece Protestanlaştığı için sadece İrlanda’nın kuzeyi İngiltere’ye bağlı kaldı. İngiltere’nin asimile etme çabasına IRA terör örgütü karşı çıktı. Sonunda İngiltere kültürel hakları verince barış gerçekleşti. Ülkemizdeki güneydoğu sorunu da benzerlik gösteriyor. Açlık ve yoksulluk sorunu olduğu iddia ediliyor. Fakat Kütahya, Yozgat, Domaniç Yaylası gibi Türkiye’nin birçok yerinde aynı sorun olmasına rağmen ayrılıkçı hareket görülmüyor. Bu ayrılıkçı hareket kültürel kimliğini koruma refleksidir.

Kimlik duygusu insanoğlunda var olan önemli bir duygudur. Kimlik insanın zihinsel sığınma alanıdır. Bir toplum için evler ne anlam ifade ediyorsa kültürler içinde kimlik odur. Kişinin psikolojik olarak kendini güvende hissetme alanıdır. Kimlik kargaşası yaşayan kimse kendini güvende hissetmezken, yaşamayan ise güvende hisseder. Bu psikolojinin fazla bilinmeyen bir yasasıdır. Kimliği olmayan, yiyeceği, içeceği olup da evi olmayan insan gibidir. Bir kimsenin kimliği alınıp müdahale edildiği zaman, ona yiyecek verip evini elinden almak kadar kötü etki yapar. Yiyeceği ve işi olan fakat evi olmayan dışarıda kalan kimse kendini güvende hissetmez. Bu sebepten dolayı “Ben şu kimliğe aitim” diyerek alt kimliğini, “Ama şu üst kimliğe aitim” diyerek de üst kimliğini koruması gerekir. Osmanlı bunu yapabilmiş bir toplumdu. Osmanlı adı altında bütün dinler, ırklar, kimlikler kendini güvende hissedebilmişti. Amerikalılar da Kızılderililerle yaşanan tecrübeden sonra ulusal barış için İspaniklerin ve Afrikalı Amerikalıların kültürel kimliğini tanıdı ve kabul ettiler. Ülkemizde de Türkiye üst kimliği altında bütün alt kimlikleri kabul etmemiz gerekir. “Herkes Türk olacak” demek kimlik dayatmasıdır ve savunma duygusu uyandırır. Böyle bir dayatma karşısında İrlanda’da IRA’nın yaptığı gibi kendi kimliğini ve dilini korumak için koruma refleksi oluşturarak kimlik çatışması ortaya çıktı.

İnsanın kişiliğini oluşturan amacı, kişiliği ve özgeçmişine paralel olarak toplumlarda da ortak idealler, kültürel kimlik ve tarih karşılık gelir. İnsan hayatında özgeçmişi çok önemli yer tutar. Saddam gibi ünlü kişilerin kopyaları yapıldı. Bunların fiziksel görünümleri aynı fakat Saddam’ı yakından tanıyan biri 24 saat kopyasıyla vakit geçirse onun orijinal olmadığını anlar. Çünkü özgeçmiş insanın kişiliğini oluşturan en önemli unsurdur. Oturması, gülmesi, zevkleri, eğlenceleri, geçmişte yaşadığı bir olaya vereceği tepkilerin hepsi kişiliğinin parçasıdır. Bütün bunların olmadığı bir insan ya da kişisel tarihi farklı yazılmış bir insan sıfırdan doğmuş gibi olur. Bunun değişik bir örneği seneler önce ameliyathanede tüplerin karışmasıyla ortaya çıktı. Ameliyat olan bir askere oksijen tüpü yerine azot protoksin tüpü takılmıştı. Ameliyatta oksijensiz kalan beyinde küçük küçük kanamalar oldu. Bunun sonucunda beyindeki bilgilerin kaydedildiği hipokampus kısmında çürüme nekrozu oluşmuş ve hastanın hafıza bilgileri silindiği için kimliğini unutmuştu. Hastanede özel bölmeye alındı. Yiyiyor, içiyor, konuşuyor, gülüyor, “burası neresi, ben nerdeyim?” diyor ama geçmişine ait bir şey hatırlamıyordu. 20 yaşından sonra tekrar annesini, babasını, köyünü, memleketini sıfırdan öğrenmeye başladı. Bir bakıma Alzheimer hastası gibi oldu. Bu hastalıkta da kişi kendi kimliğini bilmez, aynada başkasıyla konuşur gibi kendiyle konuşur. Çünkü Alzheimer hastalarında da beyinde kimliklerinin yazıldığı özgeçmiş bozulmuştur. Şizofrenik hastalarda da distorsiyon denilen çarpık algılama oluşur. Kimliklerin yeri değişir, hasta geçmişteki bir olayı alır bugünle bağlantısını yanlış kurar. O yüzden şizofrenlerde narsistik çarpıtmalar görülür. Geçmişte birisinin ona verdiği hediyeyi kendisini zehirlemek için verdiğini düşünür. Bunun gibi çeşitli hastalıklar sebebiyle düşünce çarpıklıkları ortaya çıkabilir. Yine şizofrenlerde görülen baba kompleksi hastalığı vardır. Hasta babasını düşman olarak görür, onun bir hatasını büyütür, babasının kendisine zarar vereceğini düşünür. Algılaması bozulduğu için babasını öldürebilir. Bu durum adli psikiyatrik vakalarda çok görülür.

 

 


Haziran 2012, 426 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ruh Sağlığını Belirleyen İki Duygu: Sevgi ve Güven / Duygulara Renk Verseydik Hangi Rengi Alırlardı?

Duyguları genel manada tasnif edersek, iki türlüdür. Bunlardan birincisi, hem insanlarda hem de diğer canlılarda bulunan yemek, içmek, barınmak, cinsellik, saldırganlık, korku gibi genetik eğilimimiz olan temel somut fizyolojik duygulardır. Diğeri ise sevgi, nefret, umut, güven gibi sadece âdemoğluna ait olanlardır. Esas duygulara yaklaşımla diğerlerine yaklaşım birbirinden farklıdır.

Devamı »

Kime Dürüst Diyoruz?

“Hiç kimsenin doğru yolu izlemekle, yolunu şaşırıp kaybolduğunu görmedim.” Bu söz eğitimcilerin çocuğa dürüstlüğü anlatırken söyledikleri bir sözdür. Doğru yolu izlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirleyen rehberler vardır. Bu rehberler; biyolojik eğilimler, kişinin vicdanı ve toplumun çizdiği sınırlardır.

Devamı »

Sevgimizi doğru yönetiyor muyuz?

Sevgi, insandaki en temel duygulardan biridir. Şüphesiz sevgi daha çok insanın manevi tarafıyla ilgilidir, insanı manen oldurur. Ancak tesiri itibarıyla onu ekonomik bir değer olarak da görebiliriz. Daha çok sevginin manevi tarafıyla ilgilenilir ve maddi bir değer olarak incelenmez.

Devamı »

Çatışmalı İletişim Ayırıyor / Evlilik Terapisi

Çatışmalı iletişim veya iletişimsizliğin olduğu evliliklere bakıldığında genellikle şu görülür: Karı ve koca, birbirlerine temas etmeyen iki paralel çizgi halindedirler. Biri duygusal olarak kıpır kıpırdır, duygularını ifade eder, gösterir ve aynı şekilde karşılık görmek ister. Ancak diğeri bunun aksi bir yapıdadır.

Devamı »