TR EN

Dil Seçin

Ara

Büyük Zaferin Mana Kodları / Çanakkale 1915

Büyük Zaferin Mana Kodları / Çanakkale 1915

Bir milleti köklü bir medeniyeti topyekûn imhaya dönük haçlı saldırısıdır Çanakkale… Beri tarafta ümmetin yüz akıdır. Harîm-i İslam’ı hedef alan arsız bir saldırıya karşı durmanın, birlik olunca neler başarılabileceğinin de sembol mücadelesidir. “…Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın / Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın” dizelerindeki ordunun beklediği kaledir Çanakkale. Son kaledir. Sağladığı moral güçle kurtuluş savaşına da bir mukaddime teşkil eden zafer, bu yönüyle Cumhuriyet Türkiyesinin de önsözü kabul edilir. Tarafları, güç dengeleri, gelişimi, sonuçları ve mucize yönleri ile Çanakkale muharebeleri ilgi uyandırmaya, dünya harp tarihindeki müstesna yerini korumaya bugün de devam etmektedir.

 

Asâkir-i Mansûre (Yardım Edilmiş Askerler)

Bu büyük zaferin temelindeki en güçlü dinamik maneviyattır, ilahi yardımlardır. Bunu hazırlayan ise askerimizin yiğitliği, inancı, serdengeçti kahramanlığı olmuştur. Resmi savaş tarihçisi, Erkan-ı Harbiye muallimi Bursalı Mehmet Nihat Bey’in “Çanakkale muharebeleri de gösterdi ki, harpte asıl olan insan ve maneviyattır. Aksini iddia etmek Çanakkale müdafaasının bir cinnet hali olduğuna hükmetmekle müsavidir” sözü bunu anlatır. 

On yedi sene boyunca her savaşta insan, silah kaybetmiş, memuruna maaş ödeyemeyecek, askerine miğfer alamayacak kadar düşkün bir Osmanlının sınırsız silah, teknoloji ve lojistik destekli bir orduya karşı ortaya koyduğu başarı, bilek işi değil yürek işidir. Eşzamanlı ve beş koldan (karadan, denizden, havadan, denizaltılarla denizin altından, lağım adı verilen tünellerle toprak altından) saldıran bir savaş canavarına karşı, üstelik arazi koşulları yeterince zorlu olmayan daracık bir yarımada üzerinde sekiz ay on dört gün (bir hesaba göre on dört ay) verilen savunma, imkan değil iman işidir.

Çanakkale destanı “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” imzalıdır. Bugünkü “Mehmetçik” adının uzun versiyonu da diyebileceğimiz bu isim “Hz. Muhammed’in Yardım Olunmuş Askerleri” manasına gelir ki Çanakkale zaferi “İn yensurkumullâhu fe lâ ğâlibe leküm” “Eğer Allah size yardım ederse size galip gelecek güç yoktur”1 ayetinin de apaçık bir tefsiridir. 

Bu savaşın öyle kader anları vardır ki, Aliya’nın “Biz ölüyoruz ama onlar da kazanamıyorlar” sözündeki gizemi akla getirir. Yardımlar bazen o kadar zâhirdir ki, bizzat düşman subaylarınca da teyit edilir, “Bu savaşın akıbeti sanki biz daha buraya gelmeden kararlaştırılmıştı” türü değerlendirmeler yapılır.       

 

Sabır ve Namaz

Allah’ın yardımına herkes ihtiyaç duyar lakin o yardımlar herkese gelmez. Peki nasıl gelir yardım? Allah kime yardım eder? Cevap nettir aslında, Bakara Suresi 153. ayet bunu “sabır” ve “namaz” olarak açıklar. “Ey iman edenler sabır ve namaz ile Allah’tan yardım dileyin” ayetinin anlamlı, en sırlarla dolu tezahürleri, diyebiliriz ki Gelibolu sırtlarında yaşanmıştır.

Kâinatın en büyük iki hakikatinden biridir namaz. Çanakkale neferi cephede kimi zaman bulamadığı kuru ekmeğine, peksimetine namazını katık yapar. Düşman tayyaresine şarapneline aldırış etmeden süngüsünden kurduğu mihrapçığın karşısında huzura durur. Onu ayakta ve diri tutan da bu duruştur zaten. Düşmana toplu hedef olmanın ölümcül riskine rağmen namazlar cemaatle eda edilir. 18 Mart kahramanı tabyaların en büyüğüne askerimizin açık arazide topluca namaz kıldıkları yer olmasından ötürü Namazgâh Tabyası adı verilmesi anlamlıdır.        

Bir de kemalâtın madeni, maddi manevi her türlü hayrın anahtarı sabır... Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti Allah’ın (cc) sabredenlerle beraber olduğu müjdesini verir. Hadiste de sabredenlerin zafere erişeceği muştusu vardır.2 Çanakkale sabır demektir. Gelibolu kahramanlarının sabrına da bir parantezi açmamız icap eder.  

Koca bir sömürge imparatorluğunun maddi imkanlarını, barutla çeliğin teknik gücünü arkasına alıp dört kıta yedi iklimden sökün gelmiş düşmanı karşılamak, kara propagandayla vahşet güdüleri daha da bilenmiş bir savaş canavarına göğsünü siper etmek, sadece bu bile Çanakkale yiğidinin yürek gücü ve metanetini ortaya koymaya yeter. Kaldı ki 1915’in yazı baharı Çanakkale derelerinin kan aktığı bir dönemdir. Kanlıdere, Kanlısırt, Kanlıtepe, Kırmızısırt, Bombasırtı, Bombatepe, Korkuderesi, Morto Koyu3… Ağır çatışmaların yaşandığı alanlarda yer isimleri kan ve ölüm üstünedir. Patlayan toplar, infilak eden bombalar, parçalanmış bedenler, kalıcı hasara, derin travmalara yol açar. İşitme duyusunu kaybeden, aklını yitirenlerin haddi hesabı yoktur. İnsan boyunda mermilerden yüzlercesi yağar her gün Çanakkale yiğidinin üstüne. O mermilerinin her biri on bin, bazısı yirmi bin miskete (küçük mermiye) dönüşür. Bazen de şarapnel (parça) etkisi yapar, kafa gövde kol götürür. Yarım tonluk, 750 kiloluk mermilerin göğe kaldırdığı toprak askerimizin üstüne gelir. Tonlarca ağırlıkta hafriyatın altında hareketsiz nefessiz kalan Mehmetler diri diri toprağa düşer. Çanakkale türküsünde geçen “…Ölmeden mezara koydular beni” ifadesi bu acı ölümleri anlatır.

Gelibolu sırtlarında büyüttüğü zafer kadar büyüktür Çanakkale yiğidinin sabrı. Üç tarafı sularla çevrili yarımada üzerinde, temmuz sıcağında, cehennemler salan düşman ateşi altında, bir bardak suya hasret, vatan nöbeti bekler Çanakkale yiğidi. Öz vatanında esir alınır. Savaş ahlakı, esir hukuku hiçe sayılarak Seddülbahir’de, Arıburnu sahillerinde ahşap barakalara tıkılarak diri diri yakılır. Zemheri soğukta kangrenden ayağını kaybeder. Donarak can verir de o siperini yine de düşmana vermez. Ani bastıran yağmurda siperde sele kapılarak boğulur da siperini yine terk etmez. Kanlı sırtlarda güneşte şişmiş cesetlerin, kurtlanmış bedenlerin dayanılmaz kokusunu çeker haftalarca. Çıldırtacak kadar ağır ceset kokusuna, kan, barut kokuları karışır, yine sabreder. Sadece düşmanla değil bulaşıcı hastalık dizanteri illetiyle de savaşır Çanakkale yiğidi. Temizliğini, kişisel bakımını gereği kadar yapamadığından bitlenir. “Pire itte bit yiğitte…” deyiminin Çanakkale’den geldiği, deyimde geçen yiğidin Çanakkale yiğidi olduğu anlatılır.

Bombardımanda toprak altında kalmış tabyadaki yazı: "Allah Bizimledir."

 

Göklerin ve Yerin Askerleri 

Beden gücünüz, imkan ve tedbiriniz savaşta bir yere kadar taşır sizi. Sonra güç düşer işler sarpa sarar. Bu kez bedene ruh katarsınız. Yüreğinizi koşturarak mücadeleyi bir adım öteye taşırsınız. Fakat iş bazen öyle noktalara gelir ki seçenek biter, vesileler tükenir, tedbir hükümsüz kalır. İşte bu noktada manevi dinamikler devreye girer. Göklerin askerleri gelir imdada. “La galibe illallah” sırrınca Allah, zaferi güçlü olana, onu dileyene değil dilediğine müyesser eder, kolaylaştırır. Çanakkale savaşları da böyle mütalaa edilmelidir. Nitekim, mücadelesine sabır ve tevekkül katan askerimizin ortaya koyduğu manevi sinerji, büyük manevi yardımları beraberinde getirecek, bu mana Çanakkale’yi geçilmez kılacaktır. Çanakkale için sıkça dillendirilen “Mucizeler Savaşı” ifadesinin izahı da budur.

 

18 Mart Bedir’dir

Çanakkale ruhu sahabe ruhu ile birlikte anılır genelde. Çanakkale yiğitleri için yapılan “Bedrin Aslanları” benzetmesi de yersiz değildir. Saadet Asrı savaşları ile Çanakkale arasında hakikaten önemli benzerlikler vardır. 18 Mart, Bedir’in kopyası gibidir. 25 Nisan’da başlayan kara savaşları ise biraz Uhud, daha çok Hendek Savaşını akla getirir. 

18 Mart zaferi dünya deniz savaşları tarihinde eşi benzeri olmayan bir başarıdır. Bu kadar güçlü bir deniz filosuna, donanma desteği hiç olmadan, yedi saat gibi kısa zamanda, asgari kayıp vererek ve düşmana büyük zayiat verdirerek kazanılmış başka bir zafer yoktur. 

Deniz savaşları, rakip iki donanma arasında yapılır. Halbuki Osmanlı donanması Çanakkale’de yoktur. Eski gemilerden sökülerek taşınmış menzili kısa seri atış yapamayan, geri teknoloji ürünü toplardan oluşan kıyı set bataryaları, kayda değer sadece bir iki topa sahip tabyalar, bir de boğaza döşenmiş mayınlarla düşmana mukabelede bulunulmuştur.  Bedir gibi Çanakkale’de de güç dengeleri aleyhimizedir. Sayıca da silahça da düşmanın bariz bir üstünlüğü vardır. Lakin savaş sonunda her şey lehimizedir. Ezici bir üstünlük sağlanmış, insan kayıpları bakımından hem Bedir’de hem Çanakkale’de düşmana şehit sayımızın beş misli zayiat verdirilmiştir.

18 Mart’a kadar boğazı defalarca zorlayan düşman, Asakir-i Mansure tarafından durdurulur her seferinde. Topu mermisi sınırlıdır Çanakkale yiğidinin; o sebeple Bedir’deki gibi az atar, lakin attığını isabet ettirir, düşman ise ıskalar. Mesela İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth’in Çimenlik kalemize attığı ağır top mermisi kale duvarını patlatır lakin kendi patlamaz; hızını alamayıp bir de kuzey duvarına gelir, yine patlamaz duvara saplanır kalır. Kaledeki komuta merkezimiz ve cephanemiz korunur böylece. 5 Mart’taki saldırıda sadece Dardanos Tabyamıza 3 bin ağır mermi düştüğünü yazar kaynaklar. Saklayan Allah saklar, boğaz istihkâmımız yine diri kalır. Manevi yardımlar o kadar büyüktür ki, Birleşik Filo komutanı Amiral Carden kahrolur. Yaşadıkları aklını alır İngiliz amiralinin. 18 Mart’ın arifesinde psikolojik sorunlar yaşadığı gerekçesiyle görevden alınır. Oysaki üç deniz tümeninin oluşturduğu “Yenilmez Armada” denilen filonun beynidir. Çanakkale’yi, boğazı aylarca çalışmış, strateji bilen kilit isimlerden biridir.

Bayramlar kurbansız olmaz elbette. Şehitler verilir, bedel ödenir. 18 Mart günü kutlu zafer ilan edilir. Bu zaferi ilahi yardımlardan vareste düşünemeyiz. “Yerlerin ve göklerin askerleri Allah’ındır”4 “Allah size yardım ederse size galip gelecek güç yoktur”5 “Andolsun ki Allah, zayıf ve çaresiz iken size Bedir’de de yardım etmişti”6 “Evet, eğer sabır gösterir takva dairesinde yaşarsanız, onlar süratle üzerinize gelseler bile Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım edecektir. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah’ındır.”7 “…Sayıca az nice topluluklar var ki; Allah’ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir. Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir”8 ayetleri bu yardımlara Kur’an-ı Kerim’den güçlü birer kanıttır. Hz. Ali’ye Hayber’de kale kapısını kalkan gibi kullandıran güç ile Seyid Onbaşı’ya 276 kiloluk mermiyi kaldırtan güç aynıdır. Çanakkale ruhu, Bedir ruhudur. Bedir savaşının 14 Mart gününe denk geldiği düşünüldüğünde iki zaferin tarihlerinde de tevafuk olduğu açıktır. İkisi aynı hafta içerisinde müyesser olmuştur.           

Seyit Onbaşı, mekanizması bozulan topun, 215 kg ağırlığındaki mermisini sırtına alarak namluya sürdü, ateşlediği topla İngiliz zırhlısını vurarak savaşın seyrini değiştirdi.

 

Atarken Sen Atmadın, Allah Attı 

Yaklaşık bir ay süren ve 18 Mart zaferinin taçlandırdığı deniz savaşlarından sonra başlayan kara taarruzlarında da durum çok farklı değildir. Kirte, Kerevizdere, Kanlısırt, Anafarta gibi belli noktalarda yoğunlaşan muharebeler şiddeti ve insan kayıplarıyla Uhud’u akla getirse de, geniş cephede siperlerde kilitlenen ve aylar süren savaşlar, kararlı ve metanetli duruş, tabiat olaylarıyla müminlere sağlanan yardım ve düşman kalbine salınan korku cihetiyle Hendek Savaşıyla benzeşir.

25 Nisan’da başlayan kara muharebeleri de denizdekiler gibi asimetrik savaşlardır. Yani güç dengeleri Osmanlı ordusu aleyhinedir. Asker sayısı bakımından olmasa da teknik güç, donanım, teçhizat ve lojistik bakımından düşmanın bariz bir üstünlüğü vardır. Mesela 2. Tümene bağlı 2 bin mevcutlu 5. Alayımızda sadece 700 askerimizin piyade tüfeğine sahip olduğu, diğer askerlerimizin şehit düşecek arkadaşlarının silahlarını almak için bekledikleri anlatılır. 

Çanakkale gazisi Mustafa Çoruh’un “Bize silahtan çok canlı insan lazımdı, o sebeple ölmeyi istemezdik. Ölümden korktuğumuzdan değil, vatana lazım olduğumuzdan ölmek istemiyorduk” sözleri de anlamlıdır. Aynı gazinin “Taş, toprak, demir, ne geçerse elimize artardık. Onlar bize mermi atardı biz onlara toprak, gene de öldürürdük” sözleri de bir o kadar manidardır. 

Çanakkale’yi 1. Cihan harbinden sıradan bir cephe savaşı gibi gören, kuru tarih anlatımını marifet bilip kutlu zaferin manevi arka planını ve Çanakkale ruhunu görmezden gelen kişilerden, gazimizin bu sözlerini anlamalarını beklemek safdillik olur. Her şeyi yed-i kudretinde tutan Âlemlerin Rabbine teslim olmuş bir mümin için her şey berrak ve nettir. Mustafa Çoruh gazimizin bizzat deneyimleyip anlattıkları aslında “Müşrikleri öldüren siz değildiniz, fakat Allah öldürdü onları. Onlara doğru toprak atarken, sen atmadın, fakat Allah attı” mealindeki Enfal Suresinin 17. ayetinin de fiili bir tefsirinden başka bir şey değildir. Çanakkale muharebelerinde yaşanmış buna benzer sayısız örnek vardır. Kaynak tespitli, ayet ve hadis referanslı bu olayları bu yazının çapını aşacağından başka vakte erteleyelim. Selam olsun Gelibolu kahramanlarına, rahmet olsun aziz şehitlerimize diyerek, müminlere zor zamanda, bahusus savaşlarda Allah’ın yardımlarını anlatan, Çanakkale zaferinin mana kodlarının da bir özeti diyebileceğimiz iki ayet mealiyle hatime verelim:   

Sonra Allah, Peygamberine ve mü’minlere güven duygusu (sekinet) verdi, sizin görmediğiniz askerler indirdi ve inkâr edenleri azaplandırdı. Kâfirlerin cezası işte budur.”9

“Ey inananlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Hani (Hendek savaşında sizi yok etmek için düşman) ordular size gelmişti de biz onların üzerine bir kasırga ve gözle göremediğiniz (meleklerden) ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”10

 

Kaynaklar:

1. Ali İmran 160

2. Müsned, 1/307

3. Morto ölüm anlamında bir kelimedir

4. Fetih 7

5. Ali İmran 160

6. Ali İmran 123

7. Ali İmran 124-25

8. Bakara 249

9. Tevbe, 26

10. Ahzab, 9