TR EN

Dil Seçin

Ara

Gözümü Gördüm, Âmâ Aynasında

Vapur iskelesinin bekleme salonundayım. Araba vapuru kıyıya iyice yakınlaştı. Ben onu izlerken, iki âmâ bastonlarıyla tık tık gelip oturacak yer aradılar. Yanımdaki koltuklar boştu, oradakiler hep birlikte onları oturttuk. Bunlar arkalarına dayanmışlardı ki vapur da iskeleye yanaşmaya başladı. Derken herkes vapura binme, işe yetişme telâşıyla vapura doğru yürüdü… Bekleme salonunda sadece ben ve iki âmâ kalmıştık. Yardım teklif ettim. Sevinerek kabul ettiler. Onlar birbirinin koluna girdiler, ben de birinin koluna girdim, küçük adımlarla yürümeye başladık.

Turnikelerden vapura varmak için ne kadar uzun ve adım başı engellerle dolu bir yürüyüş yapmak gerekiyormuş, ilk defa farkına vardım. Halbuki her zaman orayı üç beş adımla geçip vapura binip gidiyordum. Benim için gayet sıradan, yapageldiğim bir şeydi bu. Fakat onlar için o iki adımlık mesafe bile, göze alınması ve ondan sonra da gerçekten dikkatle, endişeyle ve âdeta diken üstünde yürünmesi gereken çok ciddi bir yol idi. Bize gayet kolaydı, fakat bu kolaylık Allah’ın lütfettiği gören gözlerle mümkün oluyordu.

Küçük adımlarla ilerlerken, bir yandan da tanıştık; isimleri, Semih ve Muazzez imiş. Semih bana, “Siz çok iyi birisisiniz.” dedi. “Yardımcı olmanız bizi çok rahatlattı.” Meğer yollarda yürüyebiliyor, fakat vapurla karşıya geçmek için yardıma ihtiyaçları oluyormuş.

Ben bu yaptığımı, öncelikle bir insanlık görevi olarak yapıyordum. Onlara, “Her insan iyidir.” dedim, “Allah, her insanı iyiliklerle donatıp gönderir dünyaya, ancak bazıları bu iyi taraflarını zamanla bir şekilde unuturlar. ”

Tebessüm ettiler.

Derken vapura binmiştik, onları düşmeden yolculuk yapacakları emniyetli bir yere götürdüm.

Semih bir hatırasını da gülerek anlattı, o engellerini aşmış mutlu olabilmenin sırrını çözmüş biriydi:

Bir gün metroya binmiş ve sarsıntıdan dolayı da kendine bir an önce oturacak bir yer bulma telâşına girmiş. Kimse de yardımcı olmadığı için baston yardımıyla oturma yerinin kenarı diye tahmin ettiği bir yere dokunmuş. “Hah buldum!” deyip, bırakıvermiş kendini koltuğa. Bırakmasıyla birlikte bir bağrışmadır kopmuş. Hışımla bağıran adam, “Kör müsün be kardeşim üzerime oturuyorsun, patlatacam başına şu çantayı.” diye kükremiş. Semih de “Elbette körüm.” demiş, “Görsem oturur muyum!..”

Bunları anlatırken de, bitirince de gülüyordu. Beraberce epey güldük.

Karşıya varınca vapurdan yine beraber indik. Sonra vedalaşıp ayrıldık. Onlar yollarına gittiklerinde arkalarından teşekkür duygularıyla baktım. Görmeyen gözleriyle, bana hiç dikkat etmediğim pek çok şeyi göstermişlerdi.

Bu yaşıma kadar, görme nimetinin hayatımı ne kadar kolaylaştırdığını görememiştim. Allah’a gördüğüm saniyeler adedince şükrettim. Fakat gören iki gözün karşılığı olarak çok az bir şükürdü bu…