TR EN

Dil Seçin

Ara

İnsan, Eğitim ve Öğretmen

Anaokulundan itibaren içinden geçilen eğitim süreçleri, çocuklar ve gençler için kendini tanıma ve hayata hazırlanma yolunda adım adım mesafe kat etmek demek. Bu kurumsal işleyişin bir parçası olana dek anne baba ve diğer aile üyeleriyle yapılan yolculuk, bundan sonra okul arkadaşları ve öğretmenlerin eşliğinde devam ediyor. Örgün eğitim, derslerde bilgi edinmenin yanı sıra sosyalleşmenin gerçekleşmesine imkân veren bir ortam. Akranlarla iletişim ve etkileşim, öğretmenlerin hal dili ile anlattıkları, kullanılan üslup ve sorun çözme yöntemleri gibi pek çok husus yeni neslin aklını ve ruhunu terbiye etmede etkili oluyor, hayat boyu silinmez izler bırakıyor. 

İnsan sevgi, ilgi ve emekle büyüyor. Hayat yolculuğunda anne babadan sonra en çok öğretmenlerin emeği var üzerimizde. İnsan potansiyelinin değerlendirilmesi, doğru işlenmesi ve yönlendirilmesi noktasında mesleğine gönülden bağlı, insanı seven, gerektiğinde fedakârlık yapabilen, idealist öğretmenlerin varlığı çok önemli. İnsan kazanmanın yolu buradan geçiyor. Bu aynı zamanda insan kaynaklarını doğru değerlendirmek demek. Çünkü çocuklar ve genç nüfus geleceğin mimarları ve bir ülkenin sahip olduğu en büyük zenginlik. Onlar iyi yetişirse gelecekten ümitvar olmak mümkün. Sorgulama ve sistemli düşünmeyi öğrenmiş, muhakeme yeteneği kazandırılmış vicdanlı nesiller ile geleceğe umutla bakılabilir. 

Öğretmenlerin şefkat, özveri ve  sabırla, zorluklara göğüs gererek ve yüksek sorumluluk duygusu ile öğrencilerine verdikleri her bir emek, ülkenin geleceğine ve insanlığa çok büyük yatırım anlamına geliyor. Ben idrakinin yanısıra aidiyet duygularına sahip ve toplumsal sorumluluklarının farkında olan bir gençlik tabi ki ülkesi ve insanlığın hayrını düşünen bir hassasiyet ve donanımla hayata karışacaktır. 

…

Öğretmenlik üzerine yazılmış eserler var. Bunlardan biri de Gregory Petrov’un “İdeal Öğretmen” adlı romanı. Toplumun cehaleti ve çaresizliğini gidermek ve gizli kalmış cevherleri keşfetmek için üniversitedeki prestijli kariyerini bırakıp köyünde sıradan bir öğretmen olmayı seçen matematik profesörü Rachinsky’nin öyküsü anlatılıyor eserde. Hayatta önemli olan nedir ve ömrün sonuna gelindiğinde anlamlı bir hayat yaşadım diyebilmek için ne yapmam gerekiyor sorularına cevap arayışında onun bu tercihi ve göze aldığı zorluklar dikkatimize sunuluyor. 

Rachinsky bir roman kahramanı. Gerçek hayatta da nice kahraman eğitimciler var. İdealleri uğruna verdikleri mücadele ile sadece kendi döneminde yaşayan insanlara değil, sonradan gelenlere de yol gösteren ve güzel örnek olan... 

Celal Hoca adıyla da tanınan Mahmud Celaleddin Ökten bunlardan biri. Akademik donanım, bilgi birikimi ve insani hasletler bakımından güzel bir örnek; imam hatip okullarının açılması için verdiği mücadele ile de öncü bir şahsiyet. Dar’ül Fünun Edebiyat bölümü mezunu, medrese âlimlerinden aldığı özel derslerle kendini iyi yetiştirmiş, Arapça, Farsça, Fransızca’yı çok iyi bilen, hem İslami ilimlere hem Batı düşüncesine vakıf olmasının yanısıra güçlü hafızası, her zaman gayretli ve iyimser olması, hiç bir zaman mazeretlerin arkasına sığınmayıp her zaman iş üretmekten ve mücadelen yana tavır koyması ile anılan güzel bir insan. 

Böyle bir donanım ve insani vasıflara sahip birinin meslek hayatı da farkını ortaya koyuyor. Farklı okullarda Edebiyat, Mantık ve Felsefe öğretmenliği yapan Celal Hoca, Balkan Savaşları nedeniyle 3 ay maaş alamamış olmasını dert etmiyor mesela. 1947 yılında Vefa Lisesi felsefe öğretmenliğinden emekli olduktan sonra Maarif Vekâleti’nin açmış olduğu İmam Hatip kursunda öğretmenlik ve idarecilik görevine getirilmesi (1949), kursların yeterli olmadığını görüp ortaokulların açılması gerektiğini söylemesi ve doğa bilimleri ile dini ve sosyal bilimlerin birlikte yer aldığı okul müfredatı üzerinde bizzat çalışması, sonunda okulların açılmasını sağlaması gibi süreçler de kendisi hakkında çok şey anlatıyor. 

1951’de İstanbul İmam Hatip Okulu’nun kurucu müdürü olarak atandığında, okulun temizlik, tamirat, öğretmenlik ve idarecilik gibi insana ihtiyaç duyulan her işinde hiç yüksünmeden hizmet ettiğini biliyoruz. Onun “Derse gelmediğim gün anlayın ki ölmüşümdür” sözü de vazifesine gönülden bağlılığının bir ifadesi olarak bizlere ulaşıyor.

Gerçek hayatta iz bırakmış bir diğer kahraman eğitimci de İslam tarihinde “ilk öğretmen” olarak anılan Kur’an öğretmeni Mus’ab bin Umeyr (ra). Onun şahsında inanç, samimiyet ve cesaretle hicret etmek var. Samimiyetle tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulunmak, bunu da güler yüzle ve güzel sözle yapmak var. Verilen onca emek ve çaba neticesinde esaslı bir değişim ve dönüşümün gerçekleştiğini, Yesrib’in Medine olduğunu görmek var.

Burada ilk öğretmen Mus’ab’ı (ra) yetiştireni hatırlamak gerek aslında… Onun ve Kıyamete kadar gelecek olan insanların öğretmenini… İnsanlığa hakikat bilgisini ulaştırmak gibi mesuliyetli bir vazifeyi yüklenmiş olan Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz’i (sav)… “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı” buyurarak eğitimin, terbiyenin, bir rububiyet tecellisi olduğuna dikkat çeken kutlu Nebi’yi. Daha önce gönderilen peygamberler de kendi toplumları için aynı misyonu taşımaktaydı nitekim. Aliya İzzetbegoviç’in veciz ifadesiyle, “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım.” Vesselam.